Aydın Selcen
Aydın Selcen

Barış daima

Salı, 8 Ekim, 2019
Tutarsızlık şurada: Türkiye’nin Trump’ın arzu ettiği biçimde IŞİD’le savaş ve IŞİD'li tutsakların yükümlülüklerini omuzlaması için bizatihi “çizgiyi aşması” gerekecek. Al Hol, kuş uçuşu Nusaybin’in 65 km güneyinde. Öyleyse, Trump TSK’nin önünde erişilmesi olanaksız bir hedef koyuyor.

Liderler arasındaki uzak mesafeli görüşmeler, “takatim yok ama yine de telefona sarıldım” diye apansız gerçekleşmiyor, biliyorsunuz. Tarihi, saati önceden kararlaştırılıyor. Konuşma notları hazırlanıyor. Kimlerin görüşmeyi dinleyeceği ve servis notunu tutacağı belirleniyor. Gerekiyorsa çevirmenler hazır bekletiliyor. Ardından taraflar ya karşılıklı anlaşarak yahut her biri kendince, görüşmenin ya tam tutanağını (ki bu ender hallerde oluyor) ya özet açıklamasını kamuoylarıyla kendi dillerinde paylaşıyor. Bizler de bu metinler üzerinden yorum ve öngörülerde bulunmaya çabalıyoruz. Tabiatıyla, sahadaki dengeleri de göz önünde tutarak.

Ne Trump, ne Erdoğan sözünü ettiğim disiplini gözeten liderler. Konuşma notu dışına çıkarak içgüdüleri doğrultusunda pazarlığa giriştikleri sıklıkla oluyor. Aynı biçimde açıklamalar da farklılık yansıtabiliyor. Hatta hakkını verelim Erdoğan değil ama Trump bir de kişisel sosyal medya hesabından tamamen bambaşka paylaşımlarda da bulunabiliyor. Bizdeyse bu rolü yandaş medya ve Erdoğan’ın iç kabine mensupları üstleniyor.

Bu defa da anlaşılan Trump, Erdoğan’a telefonda “çekiliyoruz” demiyor. Daha sonra ABD tarafından yayımlanan görüşmeye dair açıklamada bu hususa Ankara’yı da şaşırtan biçimde yer veriliyor. Üstelik, Vaşington’da Kasım’ın ilk yarısında yüz yüze temas hususu dahi henüz bir beklenti. Temelsiz değil güçlü bir beklenti ama kesinleşmiş bir randevu tarihi de yok. Ayrıca Kasım’ın ilk yarısından önce iki gelişme bekleniyor.

Önce ABD Özel Kuvvetler mensuplarının çekilmesi ve sonra Cenevre’de 29-30 Ekim günlerinde Suriye Anayasa Yazım Komitesi’nin ilk toplantısı marjında gerçekleşecek Türkiye-Fransa-Almanya-Rusya dörtlü zirvesi. Bunlardan Fransa Cumhurbaşkanı Macron Avrupa Konseyi’nde Türkiye’nin Suriyeli sığınmacıları AB’ye baskı unsuru kullanmasını eleştiren ve Almanya hükümet sözcüsü de Fırat’ın Doğusu’na harekâta karşı çıkan açıklamalar yaptı. Rusya Devlet Başkanı Putin’in sözcüsü Peskov da “homurdandı” diyelim.

Ancak deyim yerindeyse “kıyamet” asıl Atlantik’in karşı kıyısında koptu. Herhalde tarihinin en dağınık görüntüsünü veren Vaşington’da Dışişleri de, Pentagon da, başkanları Trump’ın telefondaki ifadelerini nüanslandırma ve neredeyse düpedüz tevil etme gayreti gösteren açıklamalar yaptılar. Derken devreye, Kongre’nin, zaten muhalif Demokratlar bir yana, Cumhuriyetçi ve Cumhuriyetçiler arasından Trump’ın güçlü destekçilerini de içeren ağır topları devreye girdi. Basmakalıp ifadelere başvurmayı yeğlemesem de, bunların Trump’ın tek başına aldığı çekilme kararını “yerden yere vurdukları” söylenebilir. Nihayet, “şişman kadın yeniden balkona çıktı” ve Trump Twitter hesabından “eşşiz ve muhteşem bilgeliğine” dayanarak, çizgiyi aştığı takdirde ülkemizin ekonomisini “daha önce yaptığı gibi” mahvedeceği tehdidini savurdu.

ABD savunma ve dışişleri bakanlıklarının üst düzey yetkililerinin, Trump’ın telefonda Erdoğan’a söylediklerinin içeriği hakkında medyaya sızdırdıkları ve medyaya açıklamaları ise kafaları daha da bulandırdı. Suriye’deki ABD askeri varlığı zaten kısıtlı, belki birkaç bin kişilik bir güçten söz ediyoruz, bunların arasından sınırboyunda konuşlu olanların sayısının da yüz-ikiyüzü ancak bulduğu anlaşılıyor. Söylenen o elli ila ikiyüz kişilik gücün sınırdan geri çekileceği, buna karşılık ABD’nin Suriye’den hepten çıkmayacağı ve ABD’nin TSK’nin tek yanlı harekâtını desteklemeyeceği. Ayrıca Koalisyon çatısı altındaki ortak hava devriyesi faaliyetlerine ve o bağlamda bilgi paylaşımına da son verildiği duyuruldu.

ABD’nin Türkiye’yle Suriye’de savaşmayacağı ortada. Türkiye’nin ABD güçlerini hedef almayacağı da belli. IKB tarafından da Başbakan Mesrur Barzani’nin PKK’yi eleştiren ve TSK harekâtına yeşil ışık yakan açıklaması geldi. Göründüğü kadarıyla, TSK KDP ile bilistişare önce Suriye-Irak arasında SDG’nin nefes borusu Semelka kapısını denetim altına almaya yönelecek. Eşanlı olarak veya hemen ardından da Tel Abyad/GreSpi-RasElAyn/Serekani arasından sınırın güneyine temkinli biçimde sarkacak. Herhalde ilk aşamada amaç 15 km kadar güneyden sınıra koşut uzanan M-4 karayolu üzerinde birkaç gözlem noktası kurmak olacak. Fırat’ın Doğusu’nda SDG’nin özyönetim alanı birkaç dilime bölünecek ve YPG/YPJ güçlerinin sınır boyundaki yerleşim merkezlerinden güneye çekilmesi hedeflenecek.

Evdeki hesap gerçekten bu mu ve çarşıya uyacak mı, onu yaşayarak göreceğiz. Trump’ın yaklaşımında iki çarpıcı tutarsızlık var. Biri TSK’nin “çizgiyi aşması”, ikincisi YPG’nin elindeki iki ila altıbin IŞİD’li tutsak ve yetmişbin nüfuslu Al Hol Kampı’nın akıbeti. Bir anlamda Erdoğan’ınki, 32 km derinliğe inmek adına Rakka, Deyrezor ve IŞİD’le savaşı devralmak teklifiydi. Tıpkı, YPG/YPJ’nin toplamda onbirbine varan kayıplar vererek ABD desteğini almak adına IŞİD’le savaş için oralara ve Münbiç’e girmesi gibi. Münbiç demişken, Rusya destekli Suriye ordusu da, Türkiye destekli cihatçı milisler de Münbiç’e girmek üzere bekliyor.

Tutarsızlık şurada: Türkiye’nin Trump’ın arzu ettiği biçimde IŞİD’le savaş ve IŞİD’li tutsakların yükümlülüklerini omuzlaması için bizatihi “çizgiyi aşması” gerekecek. Al Hol, kuş uçuşu Nusaybin’in 65 km güneyinde. Öyleyse, Trump TSK’nin önünde erişilmesi olanaksız bir hedef koyuyor. Acaba kafasındaki ABD’li yetkililerin dolaşıma soktukları, “Kuzey ve Doğu Yönetimi’nin” kuzey dilimini Türkiye’ye bırakıp, Doğu’da mı kalmak? Esasen Trump’ın böyle ayrıntılara vakıf olduğunu sanmak güç. O, her nasılsa gündemde yine tepeye yerleştiği için kendi kendini kutluyordur, “mutmaindir” sanırım.

“Odanın ortasındaki fil” ise Türkiye’nin sürekli Suriye’nin toprak bütünlüğünden söz edip, Bab, Afrin, Idlip ve şimdi Fırat’ın Doğusu’nda görüldüğü üzere Suriye toprağına girmek istemesi. Burada iktidar sözcülerince ne açıklama yapılırsa yapılsın, üniversite kurmaya dek varan türlü uygulamalar, Ankara’nın sınırın güneyinde kalıcılık niyetini açığa vuruyor. Söylenen, Irak’ta ve Suriye’de “otorite boşluğu” yani “devlet yokluğu” olduğu sürece ve topraklarımıza yönelen “terör tehdidini bertaraf etmek” adına TSK’nin sözkonusu harekâtları gerçekleştirdiği. Oysa, yinelemek gerekirse, “ayinesi iştir kişinin, lâfa bakılmaz.”

Tüm bu olup bitenin kuşkusuz bir de iç politika saikleri tarafı var. Adıkonmamış OHAL, daimi seferberlik, hamaset, milliyetçilik, mukaddesatçılık için savaş arayışı hormon etkisi yapıyor. TBMM ve kamusal muhalefeti işlevsizleştirip, ifade özgürlüğünden ne kaldıysa geriye onu da kuru gürültüye boğup götürüyor. Herhangi bir müzakere sürecini olanaksız kılıyor. Bu ortamda Irak ve Suriye tezkeresi TBMM’ye geldi ve 30 Ekim’e dek yenilenmesi gerekecek. Suriye Çalıştayı düzenleyen ve Kürt Raporu Güncelleme Toplantıları yapan CHP’nin önünde düşünce üretme değil somut siyaset yapma fırsatı var. CHP’nin oyu Türkiye Kürtleri için yol gösterici olacak desek herhalde yanılmış olmayız.

Yazının başlığına gelirsek, belki yakışık almadı, sloganvari oldu ama sesimi “savaşa hayır” diyenlere ben de buradan eklemek istedim. “Savaşa Hayır” sanki bir karşı çıkma içeriyor ama yol göstermiyor diye düşündüğümden, “Barış Daima” demeyi tercih ettim. Üstelik, “Barış Daima” bence cumhuriyetimizin dış politika felsefesinin de özeti. Erdoğan habire “kabile devleti değiliz” diyor ya doğru, orta sıklet olsak da büyük devlet olduğumuz için dış siyasetimizin omurgası “yurtta sulh, cihanda sulh” idi. Ve İnönü İkinci Dünya Savaşı sırasında gerek Almanya gerek Britanya tarafından yapılan Suriye, Irak, Adalar’dan yapılan “ikramları” geri çevirmeyi bilmişti. Bu girilen yolun sonu ise her türlü karanlık.


Aydın Selcen kimdir?

1969 İstanbul doğumlu ve Saint Joseph Lisesi ile Marmara Üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. 1992-2013 arasında Dışişleri Bakanlığı'nda meslek memuru olarak çeşitli görevlerde bulundu. Son olarak 2010-13 tarihleri arasında Erbil Başkonsolosluğu görevinde bulundu. Merkeze döndüğü gün "memuriyetten istifa etti." Genel Energy petrol şirketinde bir buçuk yıl siyasi danışmanlık yaptı. 2015'den beri bağımsız olarak özellikle Irak ve Suriye konularında yazıyor. Galatasaray kongre üyesidir. Alaz adında bir kızı var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI