Gardırobunu sabitlemeye geldim hanım

Perşembe, 3 Ekim, 2019
Her mahalleden 3-4 kişi, bir matkap, iki tornavida ve basit nalbur malzemesi ya da pratik buluşlarla ev ev dolaşarak, ‘gardırobunu sabitlemeye geldim hanım’ dese bundan iyi bir şey olmaz diye düşünüyorum. Sol hareketler, sendikalar, kooperatifler, toplumsal mücadele sürdüren arkadaşlar, bu basit ama temel ihtiyaç üzerinden doğrudan  insanlara ulaşırlar.

Tabii ki devlet, depreme karşı hiçbir hazırlık yapmadı. Her şey bir yana deprem sonrası acil toplanma alanlarını gökdelenler, -sanırım dikey toplanmayı amaçladıklarından olacak- neoliberal tapınaklar yani AVM’ler ve rezidanslar ile doldurdu. Balkonlarında geniş saksılar içine dikilmiş, toraman çocuk büyüklüğünde mesela çam ağaçları, yine bu balkona sürgüne gönderilmiş zavallı tropik bitkiler, hadım kauçuk ağaçları ve deve tabanlarıyla filan, puantiyeli dikey yeşil alanlar, artık hiç de üstünde toplanmaya müsait değil. Tabii ki yine devletten beklediğim gibi kamu binaları diğerlerinden daha da güvensiz. Hadi sadece Tapu Müdürlüğü binaları filan olsa ve bir gece depremi ile mülkiyetin üstüne çökse şöyle çatırdanadak, boynu altında kalsa tapuların hiç gam etmem de çatlak kolonlu hastane binaları görüntüleri insanı daha da haklı çıkarıyor. Devlet işte diyorum…

Garip ama haksızlık etmemeliyim. Diktatör olduğu tartışılmaz Pinochet, stadyumlara insanları doldurup, işkenceyle öldüren adam, 70’lerin başında yerle bir olan Santiago Şili depremini hatırında tuttu ve oldukça itinalı davrandı deprem tehlikesine karşı. Daha sonra biri 9.1’lik dünyanın en büyük ikinci depremi olmak üzere beş tane 8 şiddetinden büyük, onlarca da 7 şiddetinin üstünde depremi oldukça az kayıplarla yaşadı Şili.

Yine dünyadaki en büyük yolsuzlukların yapıldığı ve yozlaşmış politikacılarıyla ünlü Meksika, 1985’de on binlerce insanın ölümüyle sonuçlanan depremden sonra, aldığı yapısal önlemlerle, 2017’deki 7.1 büyüklüğünde iki depremi, sadece 248 kişinin yaşamını yitirmesiyle atlattı.

Yazının buraya kadar olan kısmı önemli değil bence. Ancak beddua edebiliriz, eğer zamanımız kalırsa hayat gözümüzün önünden bir film şeridi gibi geçerken. -Ve Allah bütün devletlere zeval versin tabii ki.-  Fakat başka, ‘küçük şeyler yapılamaz mı?’ diye bir sorum var. Yani neoliberal kentleri, gökdelenleri yıkıp dutluk yapamıyoruz şu anda peki de kendi evimizde ki mobilyaları duvara sabitlemeyi de örgütleyemez miyiz ?

-‘Örgütlemek’ kelimesini özellikle kullanıyorum.-

İstatistiki bilgilere göre, depremde insanların yaşamlarını kaybetme nedenlerinden çok önemli bir kısmının, üstlerine devrilen, düşen mobilyalar, panel-asma duvarlar, aydınlatma cihazları, televizyonlar ve eşyalar olduğunu biliyor musunuz? Hadi binaları devletlere havale ettik, tutamadık da mesela kendi dolaplarımızı sabitleyerek başımıza devrilmesini, kaçış yolunu kapamasını engelleyebiliriz kesinlikle. Fakat yine gerçekliğe döndüğümüzde kaçımız bunu yapıyor ki? -Ben de dahil.- Bu yüzden ‘Örgütlenmek’ diyorum ya…

Her mahalleden 3-4 kişi, bir matkap, iki tornavida ve basit nalbur malzemesi ya da pratik buluşlarla ev ev dolaşarak, ‘gardırobunu sabitlemeye geldim hanım’ dese bundan iyi bir şey olmaz diye düşünüyorum. Sol hareketler, sendikalar, kooperatifler, toplumsal mücadele sürdüren arkadaşlar, bu basit ama temel ihtiyaç üzerinden sadece büyük bir sevap kazanmakla kalmayıp, doğrudan  insanlara ulaşırlar aynı zamanda.

Her evde depreme karşı kısa bir bilgilendirme, mesela ‘deprem üçgeni’nin nereye kurulabileceği önerisi kadar, şu anda başka, acil bir devrimci eylem yok galiba özellikle İstanbul için….

Ya da depremi bekleyelim söylene söylene….

YAZARIN DİĞER YAZILARI