Hımm! Hakim kadın! Yargı etiğini işletebiliriz

Salı, 24 Eylül, 2019
Yargı etiği ilkelerinin, ayrımcı bakış açısıyla işletilebildiği bir kere daha Kıvanç Tatlıtuğ hadisesiyle somut örnek haline dönüşüverdi. Kıvanç Tatlıtuğ’un popülaritesi elbette çekilen fotoğrafın sosyal medyadaki görünürlüğünü yükseltmekte önemli. Ancak HSK Başkan Vekili Mehmet Yılmaz’ın re’sen soruşturma başlatıldığını sosyal medyadan duyurması başka bir şey.

Toplumun, kurum ve kişilerin “adamına göre muamele” alışkanlığı tıpkı bu cinsiyetçi deyim kadar yaygın cinsiyetçiliğin de göstergesi. Dil ile kurulan cinsiyetçilik, kişilerin hatalarını da hem kurumsal konumuna hem de cinsiyetine göre değerlendirme kolaycılığını mümkün kılıyor. Kişi kadınsa ve konumu düşükse hataları büyüteç altında incelenirken konumu yüksek bir erkek olduğunda sonuçları bakımından çok daha vahim etik ihlalleri, perdeler arkasına gizlenip, görünmez, konuşulmaz kılınıyor.

Toplumun bu salgın hastalığından azade değil, yüksek yargı mensupları da. Yargı etiği ilkelerinin, ayrımcı bakış açısıyla işletilebildiği bir kere daha Kıvanç Tatlıtuğ hadisesiyle somut örnek haline dönüşüverdi. Kıvanç Tatlıtuğ’un popülaritesi elbette çekilen fotoğrafın sosyal medyadaki görünürlüğünü yükseltmekte önemli. Ancak HSK Başkan Vekili Mehmet Yılmaz’ın re’sen soruşturma başlatıldığını sosyal medyadan duyurması başka bir şey. O başka olan şey, HSK tarafından hemen konunun etik değerlendirilmesine girişilmiş olması.

Sözün başında belirtmek isterim ki duruşma salonunda sıradan insanlar fotoğraf çekemez, gazeteciler haber amaçlı görüntü bile alamazken hakimin cübbesiyle kürsü önünde bir aktörle fotoğrafta görülmesi bence de hiç uygun değil. Ancak yargı etiği açısından çabucak ve re’sen soruşturma başlatılması da aynı derecede uygunsuz. Eşitliğe aykırı olduğu için uygunsuz. Zira bir yüksek yargıcın yargı etiğini hiçe sayan davranış ve beyanları yıllardır sessizlikle geçiştiriliyor. Yargıtay 2.Daire Başkanı ve hem de erkek yargıç ihsası rey ile Yargıtay yargı etiğini yıllardır çiğnerken lal olan diller, asliye ceza hakimi genç bir kadın olunca susmak bilmiyor bu ülkede.

Türkiye Cumhuriyeti Yargıtay Başkanlığı’nca yayınlanan Yargı Etiği İlkeleri arasında pek çok madde var Yargıtay 2. Daire Başkanı Ömer Uğur Gençcan tarafından yok sayılan. Tarafsızlık başlıklı ikinci bölümden altıncı maddeyi tek bir örnek olarak sunmak bile yeter, etik dışı davranışların nasıl görmezden gelindiğini anlatabilmek için:

“Hâkim, önündeki veya önüne gelmesi muhtemel bir dava hakkında, bilerek ve isteyerek, yargılama aşamasının sonuçlarını veya sürecin açık biçimde adil olma niteliğini makul ölçüler çerçevesinde etkileyecek veya zayıflatacak aleni veya zımni herhangi bir yorumda bulunmaz.

Etik ilkeler bildirgesinin bu altıncı maddesi ve benzerleri yürürlükte olduğu halde Hakim Ömer Uğur Gençcan, yıllardır yoksulluk nafakası hakkında görüş beyanı ötesinde ihsası reyde bulunuyor. Hem de mahalle kahvesinde konuşur gibi “Ben tükürmüşüm sen tükürmüşsün, sen elin adamıyla…” benzeri çirkin genellemelerle kanun maddesini tezyif ediyor. Medeni Kanun madde 175’in, ilk derece mahkemelerinde uygulanışını etkileyecek yorumlarını her ortamda dile getiriyor.

Nitekim pek çok mahkeme kararı verilir oldu madde hükmünce “süresiz olarak” ibaresiyle bağlanması gereken yoksulluk nafakasına peşinen süre sınırı getiren. Yasa maddesinin, yasayı uygulayacak hakimler tarafından yok sayılıp çiğnenmesine yol açıyor, Gençcan’ın şık ve etik olmayan beyanları. Yoksulluk nafakası tartışmalarını yürüten kesimler nezdinde popülaritesi çok yüksek bir kişilik anılan hakim. En az kamuoyu genelinde Tatlıtuğ’un popülaritesi kadar yüksek. Yasa maddesinin, yasa yapıcının gerekçeleri de Anayasa Mahkemesinin 2012/72 sayılı kararı da yok sayılarak ilk derece hakimleri tarafından çiğnenmesine yol açıyor. Etki gücü bu denli büyük bir etik ihlalinin hâlâ yargı etiği açısından soruşturulmayışı, cinsiyetçilik ve seçkincilikle ilişkili değilse neyle ilişkili olabilir, bu da ayrı bir soru tabii.

Sonuçları bakımından da büyük hukuki sorunlar var. Ömer Uğur Gençcan Yargıtay 2. Daire Başkanı ve aile hukuku davaları bu dairenin konusu. Yani boşanma davalarında hükmedilen yoksulluk nafakasına süre sınırı getirmişse hakim yasaya aykırı olarak, temyiz makamı, Ömer Uğur Gençcan’ın başkanlığını yürüttüğü daire olacak. Şimdi hangi avukat, hangi müvekkil yoksulluk nafakası hakkındaki görüşlerini hayli yakışıksız biçimde ve her ortamda ifade eden başkanın dairesinden adaletli hüküm çıkacağına güvenebilir? Önüne gelmesi muhtemel –hatta kaçınılmaz- bir dava hakkında yargılama aşamasının sonuçlarını veya sürecin açık biçimde adil olma niteliğini, makul ölçüler çerçevesinde etkileyecek veya zayıflatacak aleni yorumlarını bilerek sosyal medya hesabı dahil her ortamda ifade eden kişi hakkında re’sen soruşturma başlatılması veya şahsın kendiliğinden istifası için daha kaç kadının nafakasına göz dikilmesi gerekiyor?

 

 


Berrin Sönmez kimdir?

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunu. Aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak akademiye geçti. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na giriş süreci üzerine yüksek lisans tezi yazdı. Halkevi ve kültürel dönüşüm konulu doktora tezini yarıda bırakarak akademiden ayrılıp öğretmenlik yaptı. Daha sonra tekrar akademiye dönerek okutman ve öğretim görevlisi unvanlarıyla lisans ve ön lisans programlarında inkılap tarihi ve kültür tarihi dersleri verdi. 28 Şubat sürecindeki akademik tasfiye ile üniversiteden uzaklaştırıldı. Dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağımlı yargısı, akademik kadroları “rektörün takdir yetkisine” bırakarak tasfiyeleri gerçekleştirdiği ve hak arama yolları yargı kararıyla tıkandığı için açıktan emekli oldu. Sırasıyla Maliye Bakanlığı, Ankara Üniversitesi, Milli Eğitim Bakanlığı ve Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde ortalama dört-beş yıl demir atarak çalışma hayatını tamamladı. Kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunucusu, feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI