Rıza Oylum
Rıza Oylum

Kapalı ülkenin görsel hazinesi: Kuzey Kore’de sinema

Cumartesi, 21 Eylül, 2019
Bu dışa kapalı ülkenin sinemasında; Japon işgali döneminde gösterilen kahramanlıklar, Kore Savaşı, Güney'den gelen ajanlarla mücadele filmleri, antiemperyalist filmler, bireyi idealize eden kahramanlık öyküleri ve duygusal filmlere sıklıkla rastlanıyor.

İki haftadır Güney Kore sineması üstüne yazıyordum. İlk yazımda Güney Kore sinemasının ülkenin politik geçmişiyle hesaplaşmaya girişen filmlerinden bahsetmiştim. Geçen hafta ise Güney Kore sinemasında kapitalizmin Koreliler üstündeki tahribatına odaklanmıştım. 9 Eylül 1948’de kurulan tam adıyla Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin, kuruluş yıldönümü de yakın zamanda kutlanmışken bu hafta adanın Kuzey tarafına geçebiliriz.

İLK DÖNEM FİLMLERİ

Kuzey Kore’nin ilk filmi 1949 yapımı My Home Village filmiydi. Kuzey Kore sinemasında daha sonra sıklıkla kullanılacak bir tema olan Japon işgali dönemine odaklanan filmde, direniş ruhu merkeze alınmıştı. Kore 1950’lerin başını savaşla karşılamıştı. Savaş sonrasında günümüze kadar devam eden her an yeniden savaş çıkabileceği düşüncesi, Kuzey Kore’nin her unsuruna sirayet ettiği gibi sanatını da etkisi altına almış halde. Righteous War (1950), Chon Sangin’in Go to The Front Line, Once Again (1952), Chon Dongmin’in Scouts (1953), The Road of Happiness (1956), Never Can Live Like That (1956), Yun Ryonggyu’nun The Tale of Shimchong (1957), Riyong Gyu Yun’un The Orang River (1957), Love the Future (1959) bu dönemin filmlerinden.

.

SİNEMANIN KİTABINI YAZAN BAŞKAN KİM İL-SUNG

Kuzey Kore’nin kurucu devlet başkanı Kim İl-sung sinemaya meraklı bir yöneticiydi. Hatta öyle ki sinema üstüne bir kitap yazacak kadar da konuya müdahildi. On The Art of Cinema isimli kitap 1973 yılında yayınlanmıştı. Stüdyoları da ziyaret eden başkan sinemanın nasıl olmasını gerektiğini doğrudan yönlendiriyordu. Kuzey Kore’nin sinema anlayışı Kim İl-Sung’un yazdığı sinema kitabına göre şekillendi. Ik Kyu-choe ve Hak Pak’ın The Flower Girl, (1972), Pak Hak ve Om Gil Son’un The Fate of Gum Hui and Un Hui (1974) ve Flames Spreading Over the Land (1977), Kim Mo-jung’un Ichulsu Omnym Saram (1976), Centre Forward (1978), Om Gil-son’un An Jung-gun Shoots Ito Hirobumi (1979) ve Min Jong Sik’in Flesh and Blood (1979), filmleri yetmişler Kuzey Kore sinemasında karşımıza çıkan yapımlar.

Bu dönemin filmlerinden en öne çıkanı The Flower Girl filmidir. Filmin senaryosunu başkan Kim Il-sung kendisi yazmıştı. Opera ve romanı da olan yapım, 1930’lardaki Japon işgali döneminde geçer. Filmin kahramanı köylü kız Koppun, hasta annesine bakabilmek için her gün dağdan çiçek toplayıp satar. Annesi ev sahibine borçludur ve yiyecek alacak parası yoktur. Ev sahibinin adamları kızı rahatsız eder, onlarla çalışmasını isterler, annesi buna karşı çıkar. Koppun’un gözleri görmeyen kız kardeşi sokakta şarkı söyleyerek para kazanmaya çalışıyordur. Devrim Ordusu’nda asker olan erkek kardeşi aile ziyaretine gelip durumu görünce bir grup köylüyü ev sahibine karşı örgütler.

1980 SONRASI FİLMLER

Om Gil Son’un Mt.Paekdu (1980),Cho Kyong-sun’un Wolmi Island (1982), Chang Yong’un A Forest is Swaying (1982), Ko Hak Chu’nun Three Girls on the Solhan Ridge (1984), Chang Sun Park’ın The Seperation (1985) Eternal Comrades (1985), Ha Ung- Man’ın The Tale of Ondal (1986), Ferdinando Baldi’nin Ten Zan: The Ultimate Mission (1988) Bu dönem yapılan filmlerden.

İTİNAYLA YÖNETMEN KAÇIRILIR

Yetmişlerin sonuna gelindiğinde Kuzey Kore sineması, benzeri zor bir yöntemle yeni bir oyuncu ve yönetmene kavuşur. Babasından sonra devlet başkanı olacak olan Kim Jong-il önce eski eşi Choi Eun- hee’yi sonra da Güney Koreli yönetmen Shin Sang-ok’u Hong Kong’ta kaçırtıp Kuzey Kore’ye getirtti. 1978’de gerçekleşen bu olayı Kuzey Kore yetkilileri kabul etmiyorlar. Yönetmenin ve eski karısının kendi istekleriyle Kuzey Kore’ye geldiğini iddia ederler. Yönetmen ve oyuncu çift Kuzey Kore’de yeniden evlendiler. Kuzey Kore’ye gelmelerinden sekiz yıl sonra Viyana Film Festivali vesilesiyle Avusturya’ya geldiklerinde Viyana’daki ABD elçiliğine sığındılar. Birkaç yıl ABD’de yaşadıktan sonra 1990’da tekrar Güney Kore’ye döndüler. Shin Sang-ok Kuzey Kore’de yedi film çekti.

SINIF BİLİNCİ GELİŞMİŞ BİR HALK CANAVAR: PULGASARİ

.

Shin Sang-ok’un kuzeyde çektiği filmlerden en meşhuru Pulgasari’dir. Japon Godzilla serisinden alınan ilhamla çekilen filmde, Pulgasari feodalizm ve sömürü karşıtı, demir yiyen bir canavardır. Kore‘nin feodal Goryeo Hanedanlığı döneminde toprakları demir yumruğuyla yöneten bir kral, köylüleri ıstıraba ve açlığa mahkûm eder. Hapse atılan yaşlı bir demirci, pirinçten küçük bir canavar heykelciği yapar. Kızının kanıyla temas edince yaratık canlanır, metal yiyen Pulgasari adlı dev bir canavara dönüşür. Kötü kral ülkede bir isyan planlandığını duyar ve bastırmak ister, fakat Pulgasari bu yoz monarşiye karşı köylü ordusuyla birlik olur. 1985 yapıımı Pulgasari Kuzey Kore’nin kült filmidir.

.

KUZEYİN ROBİN HOOD’U HONG KİL-DONG

Shin Sang-ok’un Pulgasari’den sonra çektiği 1986 tarihli Hong Kil-Dong Robin Hood’un Kuzey Kore tarihinden çıkmış bir benzeridir. Soylu bir babanın gayrimeşru çocuğu olan Hong Kil Dong, yoksul köylüler için derebeylerle mücadele etmesinin dövüş sanatlarıyla bezeli hikayesidir. Köylülerin yanında savaşan bu halk kahramanı Japon ninjalara karşı da mücadelesini sürdürür.

BAŞKANA KENDİNİ SİPER EDEN SOVYET SUBAYI

1985 yapımı Eternal Comrades gerçek bir hikayeye dayanan tarihi bir film. 1 Mart 1946’da başkent Pyongyang’da yapılan kitlesel gösteride Güney Kore destekli silahlı şiddet örgütü Beyaz Gömlek grubundan biri, Kim Il-Sung’un da içinde olduğu Kuzey Koreli ve Sovyet yetkililerin bulunduğu sahneye bir el bombası atmasından sonra Sovyet subayı Yakov Novichenko kendini siper edip Kuzey Kore liderini kurtarır. Kendisi de tesadüfen hayatta kalır. Film bu tarihi olayı beyazperdeye taşır. Sovyet yapım şirketi Mosfilm ortaklığında yapılan film, Sovyet-Kuzey Kore dostluğunun en somut göstergelerinden birinin sinemadaki karşılığıydı. Yapımın niteliği de Kore filmlerinden ziyade Sovyet filmlerine daha yakın bir yaklaşımın ürünü.

KORE SERMAYELİ İNGİLİZCE FİLM

Kuzey Kore sinemasında seksenlerde enteresan projeler yapıldığı görülüyor. Bunlardan biri de İtalyan yönetmen Ferdinando Baldi’nin çektiği Ten Zan: The Ultimate Mission filmiydi. Baldi’nin kariyerinde çektiği son film olan Ten Zan’da gelecek bir zamanda Batılı güçlerin Kuzey Kore’ye operasyon yapması ve tabii ki derslerini almalarının hikayesiydi. Film dünya pazarına yönelik olarak İtalyan ortaklığında İngilizce olarak çekilir.

Asya’nın yaşadığı büyük ekonomik sıkıntılar ve Sovyetlerin çökmesinden sonra Kuzey Kore önemli ekonomik sıkıntılar içine girdi. Yiyecek kıtlığı yaşandığına dair haberlerin uluslararası ajanslara düştüğü bu dönemde çekilen film sayılarının seksenlere göre düşüş gösterdiğini söyleyebiliriz. Arya Dashiyev’in Bereg Spaseniya (1990), Urban Girl Comes to Get Married (1993), Always Working Together for the People (1994), Jang In-Hak’ın Myself in the Distant Future (1997), Jung Soo Kang’ın Forever in Memory (1999) filmleri doksanlarda çekilen Kuzey Kore filmlerinden.

2000 SONRASI

Marathon Runner (2000), Souls Protest (2000), Welcome to Pyongyang Animal Park (2001), Our Lifeline (2002), A Let- ter From My Hometown (2002), The Blood Stained Route Map (2002), Duty Of A Generation (2002), Repatriation (2003), A Faithful Servant (2005), Empress Chung (2005) filmlerinin yapıldığı dönemde en ses getiren çalışma Jang In-Hak’ın 2007 yapımı The Schoolgirl’s Diary filmdir. Film Batı’da gösterimi yapılan birkaç Kuzey Kore filminden biri. Cannes Film Festivali’nde de gösterim şansı bulan yapımda; ailesinin ve ülkenin politik gerçekliğinden zihnen uzak bir genç kadının politik bilinçlenme süreci anlatılıyordu. Fransa ortaklığında yapılan filmin DVD kopyası Fransa’da da satışa sunuldu.

KUZEY KORE’DE FİLM FESTİVALLERİ

1987’den günümüze kadar genelde düzenli olarak iki yılda bir başkent Pyongyang’da Pyongyang Uluslararası Film Festivali düzenleniyor. Giderek gelişen festivalde 2000 sonrasında Avrupa filmleri de gösterilmeye başlandı. Avustralya, Fransa, Kanada, Malezya, Çin, İran, Pakistan, İngiltere, Moğolistan, Tayland, Rusya ve Almanya’dan katılımlar oluyor. 16 kez düzenlenen festivalde beş Çin, dört Kuzey Kore, üç Alman, iki İran, bir Vietnam ve bir Rus filmi en iyi film ödülü almış.

TEMALAR

Bu dışa kapalı ülkenin sinemasında; Japon işgali döneminde gösterilen kahramanlıklar, Kore Savaşı, Güney’den gelen ajanlarla mücadele filmleri, antiemperyalist filmler, bireyi idealize eden kahramanlık öyküleri ve duygusal filmlere sıklıkla rastlanıyor. Eskiden beri devam eden belgesel film geleneği sürerken son yıllarda çocuk filmlerine ve animasyon projelerine ağırlık verildiğini de söylememiz mümkün. Film üretimi için de farklı kaynaklarda yılda 20 filmden 60 filme kadar rakamlar var. Genel olarak seksenlerde üretimin çeşitlendiğini, doksanlarda düşüş gösterdiğini ve son yıllarda ivme kazandığını söyleyebiliriz.

 

 

 


Rıza Oylum kimdir?

1984 İstanbul doğumlu. İstanbul Kültür Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde lisans, Trakya Üniversitesi’nde aynı alanda yüksek lisans eğitimi aldı. Varlık, Virgül, Agora, RadikalGenç, Birgün, Cumhuriyet Kitap, Film Arası, Kitapçı, Sendika.org, ve Edebiyathaber.net gibi farklı mecralarda sinema ve edebiyat merkezli metinler yayımladı. Uzakdoğu Sineması, Rus Sineması, Alman Sineması, Ortadoğu Sineması, Dünya Yönetmenlerinden Sinema Dersleri, Doksanlar, Dünya Yazarlarından Yazarlık Dersleri ve İran Sineması kitaplarını yazdı. Ulusal ve uluslararası festivallerde jüri, küratör ve yayın editörü görevlerinde bulundu. Türkiye’de ve yurtdışında ülke sinemaları üstüne konferanslar verip workshoplar yaptı. Halihâzırda bir vakıf üniversitesinde sinema tarihi dersleri veriyor. Seyyah Kitap’ın genel yayın yönetmenliğini sürdürüyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI