Karamollaoğlu neden Cübbeli'nin hedefi oldu?

Salı, 17 Eylül, 2019
“Müslümanım, İslamcı değilim” söz kalıbı, Karamollaoğlu dışında da pek çok kişinin yıllardır söyleyegeldiği yaklaşımlardan birisiyken, cemaat vaazı görünümlü siyasi propagandanın konusunu teşkil edişi, AKP içindeki çalkantıların tahminlerin ötesine geçtiğini gösteriyor.

Bir yıl önce söyledikleriniz, hatta çok daha önce söyledikleriniz nedeniyle aradan aylar, yıllar geçtikten sonra hukuki işlemle karşılaşabilirsiniz. Yargılanabilir, ceza alabilirsiniz. Bakınız Selahattin Demirtaş, Canan Kaftancıoğlu ve isimlerini sıralamaya sayfaların yetmeyeceği pek çok kişinin başına gelenler. Yıllar önce suç sayılmayanın, ihtiyaca binaen vakti, saati gelince suça dönüştürülebildiği esnek ve keyfi hukuk düzeniyle hepsi mümkün kılındı zira. Siyasi polemikler için zaten zaman sınırı söz konusu değil. Geçmişe dönük hesaplaşmaların, eski sözleri temcit pilavı gibi yeniden gündeme taşımanın sınırı yok.

Sınırsız ama sebepsiz değil kuşkusuz. Bu nedenle Cübbeli lakaplı Ahmet Mahmut Ünlü’nün Temel Karamollaoğlu’nu hedef alma sebepleri, üzerine kafa yormaya değer. Zamanlaması üzerine de… Resmi Twitter hesabında paylaşılan 13 Eylül tarihli vaazıyla Cübbeli Ahmet Hoca Saadet Partisi’ne alenen saldırıyor, saldırışını da ilan ediyor. Gerekçesi Temel Karamollaoğlu’nun “Ben İslamcı değilim, ben Müslümanım” sözleri. Müslüman olmanın temel şartı İslamcı olmakmış gibi sakil, her yönden tartışmaya açık indî yorumlarıyla. Tartışmaya açık olması, İslamcılıkla Müslümanlık arasındaki farkın konuşulmaya değer olması bakımından önemli belki ama şahsın muhatap alınması açısından bakınca tümüyle gereksiz olduğu da açık. (0) takip edilenli resmi sosyal medya hesabına neyi niye söylesin ki insanlar?

“Müslümanım, İslamcı değilim” söz kalıbı, Karamollaoğlu dışında da pek çok kişinin yıllardır söyleyegeldiği yaklaşımlardan birisiyken, cemaat vaazı görünümlü siyasi propagandanın konusunu teşkil edişi, AKP içindeki çalkantıların tahminlerin ötesine geçtiğini gösteriyor. Yeni Şafak gazetesindeki ayrılışlar, kovuluşlar da öyle. Bir de Özlem Albayrak konuşsa da kendisini hedef alanların nerelerden maaşlı olduğunu öğrensek, Pelikan denilen müphem varlık şöyle tüm endamıyla tecessüm etse keşke. Tencere dibin kara tartışmaları yaşanmadan hukuki idari yolsuzlukları öğrenme şansımız yok zaten. Neyse konuma döneyim, Erbakan övülerek, hayır dualar edilerek Saadet Partisi’nin onun yolundan “saptığı” mealindeki sözlerle yüklü vaaz. Saadet Partisi ve Temel Karamollaoğlu lehine hoş bir tarafı da var bu saldırının. Demek ki dinen ve siyaseten bu söz dışında kara propaganda malzemesi ele geçirememişler. Saldırı bu kadarla kalacaksa SP lehine artı puan bile sayılabilir.

AKP propaganda makinesi, dağa çıkan gençlerin annelerini HDP Diyarbakır İl Binası önünde eyleme gönderip, Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk’u da yanlarına oturtacak kadar bocaladığına göre Cübbeli saldırılarının da arkası gelebilir. Devlet, HDP önüne oturduğunda terörle mücadelede iflasını iktidar, acziyetini bir kere daha ilan etmiş oldu. Bu durumda İsmail Ağa Cemaati’nin kara propaganda savaşının ön saflarına sürülmesi eylemi bir kerede bitirilmez. Arkası gelir. Yalnız her defasında Cübbeli’yi İstanbul İl Binasına davetten kaçınması gerekir Saadet Partisi’nin. Zira muhatap alınması, din kılığında siyasetin sürmesine yardım eder.

Sami, Orta Doğu mitolojisinden aparılmış tipolojilerle cennet, cehennem, kabir azabı sahneleri kurgulayıp, teatral üslupla aşırı abartılı anlatarak sahneleyen bir oyuncunun, Temel Karamollaoğlu için “proje başkan” ithamını ciddiye almaya değmez. Cübbeli, ancak sahnelediği propaganda-vaazlarındaki “uydur uydur söyle rivayetleri” kaynaklı Münker-Nekir tasvirleri kadar ciddiye alınabilir. Garip yorumuyla söylediği o “insanım ama insancı değilim” mantıktan yoksun sözleri kadar mühim olabilir, yani hiç mesabesinde.

Popülizmi siyaset yapma biçimi olarak temel ilke saymayan bir parti bunları bir kenara bırakır. Temel Başkan’ın sözleri arasında gerçekten hangisinin iktidar açısından can yakıcı olduğu bir sır değil. Saldırının asıl nedeni yukarıdaki cümlenin devamında. “İslam’dan söz edeceksek her şeyden önce adalet ve güzel ahlak gelir.” Ve bu vurucu cümleyi tamamlayan ehliyet, liyakat, istişare hatırlatmaları, hedef alınan ifadeler olmalı. AKP’de metal yorgunluğu değil mental çöküş olduğu gerçeğini vurgulayan bu sözler, iktidar partisinde yaşanan taban kaymasının nedenlerini de açıklıyor zaten. Seçmen tercihini şekillendiren temel sorunları işaret ediyor.

AKP seçim işleri sorumluları partiye bir seçimde iki hezimet yaşattı ama fatura hep seçmene kesiliyor, seçim kazanan siyasi partiler ceza alıyor. Kayyum darbesi böyleydi. Akılları sıra HDP karşıtı kamuoyu desteği bulmak için girişilen veya kendiliğinden başlamış olsa bile fırsatı ganimet bilip iktidar eliyle sürdürülen Kürt anneleri oturma eylemi de ters tepecek olan propagandalardan. Ekrem İmamoğlu’na kırık sandalye zavallılığı da… Saadet Partisi’ne saldırılar da bu minvalde. Artık Allah ne verdiyse biri kayyımla ve annelikle, biri kırık sandalyeyle, birisi de Cübbeli sopasıyla kovalanacak demektir. Yeter ki AKP hem parti yönetimi hem ülke yönetimindeki kusurlarıyla yüzleşmek yerine tabanın algılarıyla oynayabilsin. Bu meseledeki bir başka hoşluk da parti yönetiminin AKP tabanını eskisinden daha fazla önemseyişi… Teşkilattaki ve oy tabandaki her kımıltının önemli görüldüğü anlaşılıyor. Davutoğlu ve Babacan’ın kuracağı partiler belki dışarıdan görüldüğünden de daha fazla etki gücüne sahip ki Saadet’e kaçan oylar geri çağrılıyor veya en azından kaçışların artması önlenmek isteniyor.


Berrin Sönmez kimdir?

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunu. Aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak akademiye geçti. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na giriş süreci üzerine yüksek lisans tezi yazdı. Halkevi ve kültürel dönüşüm konulu doktora tezini yarıda bırakarak akademiden ayrılıp öğretmenlik yaptı. Daha sonra tekrar akademiye dönerek okutman ve öğretim görevlisi unvanlarıyla lisans ve ön lisans programlarında inkılap tarihi ve kültür tarihi dersleri verdi. 28 Şubat sürecindeki akademik tasfiye ile üniversiteden uzaklaştırıldı. Dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağımlı yargısı, akademik kadroları “rektörün takdir yetkisine” bırakarak tasfiyeleri gerçekleştirdiği ve hak arama yolları yargı kararıyla tıkandığı için açıktan emekli oldu. Sırasıyla Maliye Bakanlığı, Ankara Üniversitesi, Milli Eğitim Bakanlığı ve Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde ortalama dört-beş yıl demir atarak çalışma hayatını tamamladı. Kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunucusu, feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI