Işıkları yakın çünkü zafer yakın!

Cumartesi, 7 Eylül, 2019
Rap camiasının cevval çocukları, önümüzdeki günlerde belli ki daha çok konuşulacak bir hamleyle, gündeme dair akıllarında olanı dile getirdi. “Susamam”, bütün çıplaklığıyla memleketin bugününü tarihe işlerken, Şanışer’in yan yana getirdiği gençler, cesurca sözlerini haykırdı. Ezhel, aynı gece kendinden beklenen, bizi şaşırtmayan hamleyi yaptı; Sayedar & Önder Şahin, yanlarına Ceza’yı alarak bu hamleyi güçlendirdi.

2019 yılının 5 Eylül gününü 6 Eylül’e bağlayan gece, Türkiye’de rap kalkışmasının başladığı gece olarak tarihe yazıldı. Şanışer önderliğinde bir araya gelen gençler, “Susamam” adlı şarkıya ses verdi, memleket meseleleri hakkında birkaç kelam etti. Aynı gece, Ezhel, “Olay”la ateşi harladı, Sayedar & Önder Şahin, yanlarına Ceza’yı alarak “Komedi v Dram”ı yürürlüğe soktu. Üç şarkı bir anda ortamı hareketlendirdi, gençler 6 Eylül günü, gündemin zirvesine oturdu. 6 Eylül, Canan Kaftancıoğlu’nun yıllar önce Twitter’da yaptığı paylaşımlar yüzünden yargılandığı, 9 yıl 8 ay 10 günlük cezaya çarptırıldığı gün olarak tarihe geçti. Kaftancıoğlu, duruşma sonrasında yaptığı açıklamada, cevval gençlerin adımını destekler şekilde şu cümleyi kurdu: “Biz yepyeni bir mevsime girdik artık. Ayrımsız bir ‘biz mevsimi’ başladı.”

Memleketin iyiye gittiği söylenemez. Her alanda her anlamda derin yaralar alıyoruz. Rap camiasını hareketlendiren, biraz da bu. Aslında var olan ve tekil hamlelerle etkisini gösteren bu hareketlilik, bir kalkışmaya dönüştü. Olan buydu. Son dönemde birbirlerine attıkları diss’lerle gündeme gelen camia, memleket meselelerini diline doladı ve duruma el koydu. Kaftancıoğlu’nun adını koyduğu “biz mevsimi”ne giriş için bundan daha iyi bir hamle olamazdı.

Şanışer önderliğinde yan yana gelen isimler, Fuat, Ados Hayki, Server Uraz, Beta, Tahribad-ı İsyan, Sokrat St, Ozbi, Deniz Tekin, Sehabe, Yeis Sensura, Aspova, Defkhan, Aga B, Mirac, Mert Şenel ve Kamufle. Dillerine doladıkları dert bir değil: “Susamam”da doğadan kadın cinayetlerine, trafikten hayvan haklarına uzanıyorlar. Baktığımızda, memleketin içinde bulunduğu durumun fotoğrafını çeken, bütün gerçekleri bize bir bir gösteren, yüzümüze tokat gibi çarpan bir şarkı bu. “Rap ne ki?” diyenlere verilmiş bir güzel cevap. Yaptıkları “Bizimle gel…” çağrısı, bu anlamda çok değerli.

Şarkı için manifesto kelimesini kullanmak, ona bu anlamı yüklemek yanlış olmayacak. Hepimizin bildiği şeyleri bütün çıplaklığıyla göstermesi ve buna karşı, bir “duruş”u başlatması, ona bu niteliği kazandırıyor. Aslında her şey, şarkının başlangıcındaki konuşmada gizli: “Günler koşuşturmakla geçip giderken neden var olduğunu unuttun. Neden olduğun sorunlarınsa farkında değilsin. Gülmek, eğlenmek istiyorsun. Hayat zaten çok zor. O yüzden, müzik seni eğlendirsin, gerçeklikten uzaklaştırsın istiyorsun.” Mekanik bir sesle, yeknesak bir ritimle yapılan bu konuşma, son dönemde ortaya çıkan “genç” profilini özetliyor. “Susamam”, biraz da buna yönelik bir başkaldırı.

Fuat’ın doğa meselesinde söyledikleriyle başlayan şarkı, Ados’un kuraklık hakkında kurduğu cümlelerle sürüyor: “Gün gelir o pisliğini attığın denize hasret kalırsın, bakamazsın!” Sonrası, ilk çarpıcı bölüm… Şanışer’in hukuk hakkında dizeler dizdiği bölüm öncesinde kimi itiraflar dinliyoruz: “Ben bir ‘beyaz Türk’üm / Yasalarım Anglosakson ama kafam Orta Doğulu / Apolitik büyüdüm / Hiç oy vermedim / Kafamı tatile, gezmeye, borca yordum / Adalet öldü / Ucu bana dokunana dek sustum ve ortak oldum / Şimdi tweet atmaya bile çekiniyorum / Kendi ülkemin polisinden korkar oldum…” Sonrası, sahiden çarpıcı: “Üzgünüm ama senin eserin ülkedeki umutsuz nesil / Senin eserin bu mutsuz kesim ve bu kurşun sesi! / Sebebi nedir bilmeden hapiste çürüyen o suçsuz sefil senin, senin eserin / Senin eserin bu korkunç resim, bu yorgun sesim / Fakirin vergisiyle yatını katına katan asalak, haşere, geri, yolsuz vekil senin, senin eserin! // Sen hiç yıkanmadın ölümle, bi kez bile tıkanmadın / Elinde üçüncü dalga karton bardak kahve / Tek derdin o özenti “Startup”ın / Şimdi / Kapını kollaması gereken adalet gelir, acımaz / Vurur, kırar kapın’! // Çünkü çocuk öldü, vuran memurdu diye ‘Haklıdır’ dedin / Sesini çıkarmadın yani suçlusun! / Çünkü iki gün üzülüp sonra gözündeki nehri kuruttun / Tuğçe ve Büşra’nın katilini serbest bırakan hâkimin adı neydi unuttun / Şimdi başına bir şey gelse şehrin hukuk mu? / Bir gece haksızca alsalar içeri seni / bunu haber yapacak gazeteci bile bulamazsın / Hepsi tutuklu!” Memlekete dair gerçekleri bir bir haykıran Şanışer, bu bölümün sonunda, boğazımıza bir düğüm oturmasına sebep sözleri de söylüyor: “Salınan katillerin aldığı canlar / Geri gelmeyecekler / Haksız yere hapiste geçen yıllar / Geri gelmeyecekler / Sen sustun / Ses etmediğinden bindiler tepene / Haklarını elinden aldılar ve güzellikle geri vermeyecekler…”

Hayki’nin adalet kavramından yola çıkarak söyledikleri, şarkının bir diğer çarpıcı kısmı ama gerçeği en çok gözümüze sokan, (başta Ethem Sarısülük) polis kurşunuyla ölenlere, öldürülenlere selam çakan şu dize: “Sizin polisiniz silahını çekip güpegündüz ortalıkta vuramaz dilediğini!” Server Uraz, “Ben sesiyim kayıp neslin / Sansürü olamam ayıp resmin” dizeleriyle başladığı sözü sırasında hukukla alakalı bir şeyler söylüyor; Beta, “Yaşamaya çalışıyoruz hasbelkader gitmeden katakulliye” dizesiyle Türkiye’yi anlatıyor, Tahribad-ı İsyan ise İstanbul’u: “Paranız olmalı / Ya da birileriyle aranız olmalı / Kodamanlarda numaranız olmalı / Aksaray’da bir adamınız olmalı…” O hepimizin bildiği slogan [“[Susma] sustukça sıra sana gelecek”] bu bölümde dillendiriliyor ve nokta “Aydın beyinleri bekliyor karanlık gelecek!” dizesiyle konuluyor. Sokrat St, hemen sonrasında, memleketin en büyük meselelerinden biri olan eğitimden söz ediyor; Ozbi ise sorguluyor: “Bir sürü cevap var, koş git yanıt ara! / Peşine düş, mutlaka kanıt ara!”

Şarkının en çarpıcı yeri, bu noktada başlıyor ve genç neslin önemli seslerinden Deniz Tekin, kadın haklarından söz ederken empati kurmaya çalışıyor ve çuvaldızı kendine batırıyor: “Ben bilmem / Hiç kendimi korumak zorunda kalmadım / Bilmem, ben bir çocuğu düşünmek zorunda olmadım / Hiç evlendirilmedim / Evde dayak görmedim / Kendi evimde kendi odama zorla hapsedilmedim // Sözlerinizi kusmadım / Yurdumdan edilmedim / Nefretinizle yanmadım / Yakılarak can vermedim / Hiç kardeşim olmadı / Hiç abimden korkmadım / Okuldan alınmadım / Ben hiç öldürülmedim!” Sonrasında gelen çığlıklar, son dönemde bizi yakan, canımıza okuyan sesler: Emine Bulut hepimizin gözü önünde öldürülürken kızının yüreğimize işleyen çığlıkları… Sehabe ve Yeis Sensura, Deniz Tekin’in söylediklerine tersten bakıyor, bunu yapanları eleştiriyor. Bu noktada, kendi adıma şarkıya dair tek itirazım devreye giriyor: Keşke (başta Ayben ve Kolera) rap söyleyen kadınlar yan yana gelse, bu bölümü daha güçlü kılsaydı. Hoş, bunu hâlâ yapabilirler. Kim bilir, belki onlar da toplanır, yeni bir şarkıyla “Susamam”ın yanına ilişir…

Aspova’nın dünya hakkında söyledikleri, Defkhan’ın gurbet meselesinde kurduğu cümleler, Şanışer’in hayvan hakları konusunda dizdiği dizeler, Sokrat St’nin çarpıcı intihar bölümüyle tamamlanıyor. Sonrasında Aga B devreye giriyor, faşizmden söz ediyor ve yapılması gerekeni şöyle dile getiriyor: “Biz façası pis de eli temiz bir nesiliz / Bu işin selesi siz de tekeri gidonu biz / Tabi biz de biz gibi bir neslin peşindeyiz.”

Mirac, Mert Şenel ve Kamufle, sokaktan trafiğe uzanırken şarkı tamamlanıyor. Dile kolay, on beş dakikalık bir “şarkı” bu. Aslında bunu, müzikli bir kısa film olarak algılamak da mümkün –ki klibin yönetmenliğini yapan Sarp Palaur’u bu noktada ayrıca alkışlamak gerekiyor: Sözleri, çarpıcı görüntülerle güçlendirdiği için. Birazdan bu görüntü meselesinden Ezhel bahsine geçeceğim ama öncesinde, Kamufle’nin trafik bahsinde Cartel’e çaktığı selamın altını çizeyim: “Yirmi beş yaşında yüz binlik arabaya binen gençlerin yok korkusu.” Mânâsız bir şekilde, gündemdeki bir diğer hadiseye, Yenikapı’da sergilenen kiralık otomobillere de bağlayabiliriz bunu. Orada, Cartel şarkısındaki şu dizeleri muhakkak anmak gerekir ama: “Nereden geldi bu para? / En iyisi sorma!”

Ezhel, belki kendinden bir hamleyle belki de Şanışer ve arkadaşlarıyla anlaşmalı olarak “Olay” adını taşıyan son şarkısını, “Susamam”la hemen hemen aynı anda sosyal medya üzerinden dinleyicilerine ulaştırdı. Şarkı, bildik Ezhel şarkılarının yanında çok güçlü değil belki ama şarkının klibi çarpıcı: Artık yayımlanmayan, yayımlanamayan görüntüler art arda getirilmiş. Bir dönem, televizyonlar sahiden haber yaparken ekranlara yansıyan görüntüler bunlar. Bu anlamda, “Olay” bir hayli çarpıcı. Bize, hiç olmazsa bir dönem bu ülkede bir şeyler olduğunu hatırlatıyor, hafızamızı güncelliyor, bugüne, bugünkü Türkiye’ye başka bir noktadan bakmamızı sağlıyor. Bir yandan da “sokakta tayfalarla” yürüyeceğimiz günlerin özlemini dile getiriyor.

Yazının sonuna doğru, aynı gece yayımlanan üçüncü şarkıyı anmak elzem: Sayedar & Önder Şahin, Ceza’yla birlikte “Komedi v Dram”ı yaptı ve şarkı, Esen Müzik etiketiyle, diğerleriyle aynı anda yayımlandı. Mevzu üzerine lakırdı ettiğimiz bir arkadaşımın dediği gibi: Üçü anlaşmalı yayımlandıysa ayrı güzel, tesadüfse ayrı güzel…

2019 yılının 5 Eylül gününü 6 Eylül’e bağlayan gece, bu ülkede bir şeyler yaşandı. Rap camiasının cevval çocukları, önümüzdeki günlerde belli ki daha çok konuşulacak bir hamleyle, gündeme dair akıllarında olanı dile getirdi. “Susamam”, bütün çıplaklığıyla memleketin bugününü tarihe işlerken, Şanışer’in yan yana getirdiği gençler, cesurca sözlerini haykırdı. Ezhel, aynı gece kendinden beklenen, bizi şaşırtmayan hamleyi yaptı; Sayedar & Önder Şahin, yanlarına Ceza’yı alarak bu hamleyi güçlendirdi. Bütün bunların yaşandığı bu gece, ilerleyen yıllarda, rap kalkışmasının başladığı gece olarak tarihe geçecek. “Cesaret bulaşıcıdır” sözünden yola çıkarak, bunun burada kalmayacağını söylemek, yanlış bir kehanet değil. Sonrasında olacaklar, yarına güvenle bakmamızı sağlıyor. En son 2013 yılının Haziran ayında, Gezi direnişiyle bu kadar umutlanmıştık. Bu kez, dipten ve derinden gelen bir dalganın görünür olması, umudumuzu artırıyor.

Bu noktada, aklımıza gelen “Peki ya şunlar bu klipte niye yok?” sorusunu bir süre ertelemek, “Susamam”a katılacak yeni sesleri beklemek durumundayız. Elbet bu ses güçlenecek, daha da yükselecek. Kim bilir, belki başka camialar da bu sese karşılık ses verecek. Ne diyordu “Susamam”ın girişindeki mekanik konuşmanın sonunda: “…ama biz müziğin bir şeyler değiştirebileceğine inanıyoruz / Bizimle gel.”

İşaret fişeğini rap yaktı. Çok zamandır beklenen bir olaydı. Bizi mutlu etti, umutlu kıldı. Sloganı, Sayedar’dan alayım: “Işıkları yakın çünkü zafer yakın!”

Hep söylüyorum: Umut her dem baki. Bugün, biraz daha umutluysak, bu gençler sayesinde. Yolları açık olsun demek yetmiyor. Kendi adıma, bu gençlerin attığı her adımda onları destekleyeceğimi buradan deklare ediyorum. Elimden ne gelirse…


Murat Meriç kimdir?

1972’de doğdu. Çanakkale ve İzmit’te okudu. Ankara’da kimya mühendisliği eğitimi alırken, dinlediği müziğin tarihine merak saldı ve oradan ilerledi. Kendini bildi bileli plak topluyor; okuyor, dinliyor, dinlediklerini yazıyor, sevdiklerini çalıyor. Kedi gibi meraklı. Rakı, roka, bamya, erik seviyor. İstanbul’da yaşıyor ama Ankaracı. 1996’da Müzük adlı dergiyi çıkartan ekipten. Sonrasında Roll mürettebatına katıldı. Mürekkep, Birikim, Milliyet Sanat, Virgül, Bant gibi dergilerde yazıları yayınlandı. Yeni Binyıl, Radikal ve BirGün'ün yazarlarındandı. Ankara’da Radyo Arkadaş’ın kuruluşuna katıldı ve pek çok radyoda programlar yaptı. Şu anda Açık Radyo'da, hafta içi her sabah Şarkılarla Memleket Tarihi adlı programı hazırlıyor ve sunuyor. Pek çok televizyon programının danışmanlığını yaptı, metnini yazdı. 2002 - 2003 yıllarında hazırlayarak sunduğu Kırkbeşlik adlı televizyon programı TRT’de yayımlandı. Kalan Müzik için bir Tülay German albümü (Burçak Tarlası 64 – 87, 2001) derledi, pek çok albüme yazar ve danışman olarak katkıda bulundu. Pop Dedik / Türkçe Sözlü Hafif Batı Müziği (İletişim Yayınları, 2006) ve 100 Şarkıda Memleket Tarihi (Ağaçkakan Yayınları, 2016) adlı iki kitabı, üzerinde çalıştığı pek çok projesi var. Üniversitelerde ve kültür merkezlerinde müzik tarihi üzerine seminerler verdi, veriyor. Düzenli olarak Gazete Duvar, Vatan Kitap ve Kafa’da yazıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI