Kerem Bumin
Kerem Bumin

Kolej Havası: Beşiktaş filmi değil, Beşiktaş üzerine bir film!

Cuma, 6 Eylül, 2019
‘Kolej Havası’, bizim gibi Beşiktaş taraftarlarının özel bir tat alacağı ancak diğer sporseverlerin de keyif alabileceği bir yapım. Filmdeki ‘öncelikli’ ancak ‘gerçekçi’ tutum kuşkusuz diğer takım taraftarlarına da itici gelmeyecektir! Nihayetinde ‘Siyahla beyazı kimse ayıramaz ki!’

Bu hafta sinema salonlarımıza uğrayan, Sertan Ünver imzalı ‘Kolej Havası’, özellikle 80’li yıllardan başlayarak, şu anda futbolumuzun büyük sıkıntısını yaşadığı ‘özkaynak’ düzenini ilk getiren ve bunun meyvelerini daha sonraki yıllarda alan, hiçbir zaman ‘kolej havasını’ kaybetmeyen, Türkiye Süper Lig’inin en büyük camialarından biri olan Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nün tarihinin bir bölümüne ışık tutan, ilgiye değer bir belgesel film.

‘Kolej Havası’ biçim açısından büyük bir yenilik taşımamakla birlikte, yer yer Beşiktaş Kulübü’ne ‘dışarıdan’ değil ‘içeriden’ bir bakışla izleyiciyi kendine çekiyor. Ama bunu yaparken bir spor kulübü ‘yüceltmesinden’ çok bir kulüp ‘analizi’ yapmayı da başarıyor. Belgesel, köklü bir kulübün ‘şanlı tarihini’ öne çıkaran, sportif başarılarını ballandırarak anlatan ve bir nevi ‘kulüp reklamı’na dönüşebilecekken ‘Kolej Havası’, merkezine tabii ki Beşiktaş’ı alsa da, kulüplerimizin muzdarip olduğu sorunun zamanında nasıl çözüldüğüne, bu ‘çözümü bulan’ karakterlere ve taraflı tarafsız herkesin takdirini toplamış, kulüp tarihinde iz bırakmış özel ve önemli kişilere eğiliyor.

BEŞİKTAŞ’IN GENÇLERİ

Aslında ‘Kolej Havası’nı iki ana bölüme ayırabiliriz: Filmin ilk yarısı 80’lerin başından itibaren, Hoca Hamdi Serpil Tüzün önderliğinde kulübün nasıl genç oyuncularını (asıl olarak) futbol açısından eğittiğini, onları nasıl as takıma hazır hale getirdiğini yani kısaca Beşiktaş’ın ‘özkaynaklarına’ ne kadar önem verdiğini gösteriyor.

Tabii ki bu ‘geleceğe yatırım’ sancısız geçmiyor. Takımın oluşması, gençlerin tam anlamıyla ‘hazır’ hale gelmesi zaman alıyor ve takım bir süre başarısız oluyor, hatta bir ara ligden düşme tehlikesi bile yaşıyor.

Filmin bu bölümünde parmak bastığı konular, programlama, zaman ve tabii ki sabır. Bu ‘sabır’ belli bir süre takımın sallantıda olmasına dayanılmasını sağlıyor ve ardından bu süreç takımın tam anlamıyla ‘oturup’ şampiyonluklarından birini almasına bağlanıyor. Filmin bu kısmının asıl kahramanı tabii ki Hamdi Serpil Hoca olarak gösteriliyor. Bilindiği üzere bu altyapı hocasının cesareti, kararlılığı ve öngörüsü sonunda takımı başarıya götürüyor. Gerçi söz konusu hocayı sağlık durumundan dolayı göremiyoruz ancak arşiv görüntüleri ve kızının açıklamaları yoluyla bu dönem bizim için naklediliyor…

SÜPER ÜÇLÜ

‘Kolej Havası’nın ikinci yarısı ise doğal olarak 1989-1992 yılları arasında arka arkaya gelen üç şampiyonluk ve bu dönemin mimarlarına eğiliyor. Bilindiği üzere o dönem ligin adeta tozunu attıran bir Beşiktaş futbol takımı vardı ve ön plana çıkan isimler, rakip filelerini aralıksız sarsan Metin-Ali-Feyyaz üçlüsü oluyordu. Kuşkusuz bu üçlü dışında o efsanevi kadronun diğer üyeleri Kaptan Rıza Çalımbay, Ulvi Güveneroğlu, Kadir Akbulut, Ziya Doğan, Gökhan Keskin gibi isimlerin veya eski yöneticilerden İbrahim Altınsay ve futbolculardan Süleyman Oktay gibi kişilerin açıklamalarını da filmde duyuyoruz ancak röportajlarda aslan payı, takımın en eğitimlileri ve konuşmaları en düzgünü olan Feyyaz Uçar ve Metin Tekin’e (Ali nedense yok!) düşüyor.

Artık futbol yorumculuğu yapan, dönemin ‘Sarı Fırtına’sı Metin Tekin gayet düzgün bir şekilde takımın o dönemki ruhu, oyuncu profilleri ve hatta kendisinin de yaşadığı sorunlar üzerine çok samimi açıklamalar yapıyor. Özellikle kendisi hakkında anlattığı şeyler, örneğin bir ara takımda tamamen gözden çıkarılıp ardından takımın kazandığı şampiyonluklarda baş rollerden birini oynama süreci, gerçekten ilgi çekici duruyor.

Diğer ‘asıl konuşmacı’ Feyyaz Uçar’da ise durum biraz daha farklı… Kuşkusuz Uçar da o dönemki takım ve maçlar üzerine yorumlarda bulunuyor ama her zaman konuşmalarının ardında bir ufak hüzün, özlem ve kırgınlık hissediyoruz. Uçar’ın önemli bir parçası olmaktan gurur duyduğu takımdan ayrılma süreci (Fenerbahçe’ye gidişi!), bu süreçte yaptığını kabul ettiği yanlışlar ve Beşiktaş’ın efsane başkanı Süleyman Seba ağır hastayken, ona yazdığı ve sonra yayınlanan mektup sekansları adeta filmi başka bir boyuta taşıyor. Ne bir ‘günah çıkarma’ ne de ‘kendini savunma’ gibi kokan bu sekanslar filmin samimiyetini, arka planını ve kulüpteki ‘aile’ ortamının ne kadar hassas olduğunu gözler önüne seriyor. Uçar’ın konuşmalarının arasındaki sessizlikler, bazen doğru kelimeleri bulmadaki tereddütleri ve bazen geçmişi anımsarken sahip olduğu yüz ifadesi, onun Beşiktaş’ta, sevinçler ve zaferler kadar, ara sıra bazı pişmanlıklar, kırgınlıklar ve zor zamanlar yaşadığını da gösteriyor.

BEŞİKTAŞ’IMI ÜZMESİNLER…

Filmin en önemli kahramanlarından biri hiç şüphe yok ki, Beşiktaş Kulübü’nün 16 yıl başkanlığını yapmış, taraflı tarafsız her kesimin takdirini kazanmış ve futbol dalında ‘fair-play’ duruşunun en iyi örneklerini vermiş Süleyman Seba oluyor. Birçok kulüp başkanından maddi açıdan çok daha geride olsa da, bütün futbolcularına adeta ‘babalık’ eden, her zaman ‘centilmenliği’ kazanmanın önüne koyan ve futbol tarihine adını altın harflerle yazdırmış bir efsanevi başkan portresi, hak ettiği şekilde beyaz perdede yerini buluyor. 16 yılın sonunda kulüp başkanlığından biraz ‘yakışıksız’ bir şekilde ayrılması da göz ardı edilmiyor.

‘Kolej Havası’nda biraz fazla hızlı geçilmiş konu, bizce 1980 darbesi sonrasında oluşan, birkaç kişiyle başlayıp ardından çığ gibi büyüyen, sosyal olduğu kadar politik konularda da ciddi güç sahibi ‘Çarşı Grubu’nun analizi oluyor. Bir taraftar topluluğuymuş gibi ele alınan bu ‘gücü’ sadece ‘Çarşı’yı’ başlatanların içinde yer alan bir taraftarın ağzından kısaca dinliyoruz. Ve hepsi ne yazık ki sadece bu kadar!

Beşiktaşlı sanatçılar Zafer Algöz, Feridun Düzağaç ve futbol yorumcularının duayenlerinden Atilla Gökçe’nin de katkı verdiği (özellikle Gökçe’nin filmin finalindeki sözü gülümsetiyor!) ‘Kolej Havası’ sonuç olarak, bizim gibi Beşiktaş taraftarlarının özel bir tat alacağı ancak diğer sporseverlerin de keyif alabileceği bir yapım. Filmdeki ‘öncelikli’ ancak ‘gerçekçi’ tutum kuşkusuz diğer takım taraftarlarına da itici gelmeyecektir! Nihayetinde ‘Siyahla beyazı kimse ayıramaz ki!’


Kerem Bumin kimdir?

1976 yılında Paris'te doğdu. 1994 yılında İzmir Özel Saint-Joseph Lisesinden mezun oldu. 1996-2000 yılları arasında Strasbourg Sosyal Bilimler Fakültesinde (USHS) Tarih ve Edebiyat bölümlerinde okudu. Ardından 2000 yılında İstanbul'a geri dönüp 2004 yılında Bilgi Üniversitesi Sinema/ Televizyon bölümünden mezun oldu. 2004 yılından itibaren çeşitli uzun ve kısa metrajlı sinema filmlerinde ve Belgesel filmlerde yardımcı yönetmen olarak görev aldı. Semih Kaplanoglu'nun 'Süt' adındaki sinema filminin ekibinde yer aldı. Son birkaç yıldır Yunan yönetmen Angelos Abazoğlu ile birlikte, Arte kanalı için Belgesel filmler üzerinde çalışmaya devam ediyor . Yaklaşık iki senedir Gazeteduvar'da sinema filmleri üzerine eleştiriler yazıyor .

YAZARIN DİĞER YAZILARI