Sevilay Çelenk
Sevilay Çelenk

Beyfendinin gönlü idamdan yana, hanfendi mutmain

Perşembe, 5 Eylül, 2019
Kadınları canavarca katleden erkekleri hapis cezasından bile kaçırmak için her tür fırsatı kollayan bu ikiyüzlü eril adalet ve yargı sisteminin bir erkeği -hem de bir erkeği- idam edebileceğine inanmamızı mı istiyorsunuz? Kusura bakmayın buna hiç mutmain olmadığımız gibi böyle bir talebimiz de yok.

Bizim evde klasik sevgi sözcükleri pek kullanılmaz. Türkiye gündeminden artık Allah o gün ne vermişse seçer seçer kullanırız. Yoksa her gün yeni bir sofistike sevgi sözcüğünü nereden bulacağız? Şiir nasıl dilin yetersiz geldiği yerden bükülmesiyse, sevgi sözcükleri de öyledir. Dilin anlamsız bir yerden bükülerek anlamla donatılmasıdır. Biz de ortak ilgi alanımıza denk düşen politik söz dağarcığını kullanıyor, eğip büküyoruz işte. Dediğim gibi, Allah ne verdiyse. Bazı günler çok verimli geçiyor. Mesela yakın dönemden örnek verecek olursam, uyanınca bir diğerimize “Günaydın musafaha” diyebiliyoruz. Bu seslenişe “Günaydın günaydın pejmürdem benim” diye bir cevap gelebiliyor. Yine de biraz ihtiyatlıyız tabii. Maazallah dilimize yapışır da olur olmaz yerde kullanırız diye “Vay pi ci naber” filan demedik hiç birbirimize. Fakat kaç gündür bir “mutmain” tutturmuş gidiyoruz. “Mutmain çantayı hazırladın mı?” “Hazırladım mutmaine hazırladım, merak etme” diye öyle bir mutmaindir gidiyor her yerde. Mutmain aşağı, mutmain yukarı… Allah mutmainini versin dilimize pelesenk edenin…

Latife bir yana, arka arkaya gelen bu iki ifadeye fena takıldım. Önce Cumhurbaşkanı “Gönlüm idamdan yana” dedi. Nasıl tuhaf bir ifade… Yani normal olarak, insanın gönlü ancak iyilikten güzellikten yana olur diye düşünürüz değil mi? “Gönlüm burada biraz daha kalmaktan yana” deriz. “Gönlüm bir sahil kasabasına yerleşmekten yana” deriz. “Gönlüm Fenerbahçe’den yana” bile diyebiliriz bir futbol takımı tutuyor olsak. Fakat bence “Gönlüm idamdan yana” diyemeyiz. Çünkü bu semantik, sentaks ve de bilumum dil kuralı bakımından yanlış bir cümledir. “Gönlüm Dr. Bağçalı’nın üç vakitte görüş alanımızdan çekilmesinden yana” derken ne kadar manasız bir şey söylemiş olursak, “Gönlüm idamdan yana” demek de o kadar yanlış ve manasız bir şey. İnanın yazarken word otomatik düzeltme programı bile onca alengirli cümleyi değil de bunun altını kırmızı ile çiziyor. Bir sorun var bu cümlede diyor.

Şuraya getireceğim lafı, Salda Gölü civarına yapılacak millet bahçesinin pek iyi pek güzel bir proje olarak tanımlanması ve gölün güzelliğine güzellik katacağına mutmain olunması ne kadar inandırıcılıktan uzak ve samimiyetsiz ise kadın katli gibi yaygın, yakıcı ve büyük bir derdimizin “Gönlüm idamdan yana” sözleriyle ele alınması da -yanlışlığı bir yana- o kadar inandırıcılıktan uzak ve samimiyetsizdir. Bu yüzden bu iki ifade zihnimde böyle birbirine ekleniverdi.

Erdoğan’ın gönlünün idamdan yana olması bakımından bir ilk değil bu. Daha evvel Selahattin Demirtaş için bile gönlü idamdan yana olabilmişti. Cumhurbaşkanlığı seçimini kazandıktan sonraki balkondan aşağı konuşmasında “idam idam” diye bağırıp, AKP kitlesine âmin ecmain dedirttiği de dün gibi aklımızda. Ecmain dedim de Erdoğan ailesinin üyeleri birbirine seslenirken ne tür sevgi sözcükleri kullanıyor acaba? İnsan gerçekten merak ediyor.

Siyaset sahnesini öyle bir vıcıklaştırıp öyle ciddiyetsizleştirdiler ve her tür izan sınırını o denli zorladılar ki insan gerçekten meseleleri zaman zaman absürde kaymadan ele alamayacak hale geliyor. Şuraya bakın ya sayın okuyucular, partinin bir zamanlar genel başkanlığını yapmış, başbakanlık yapmış kurucu üyesini ihraç ediyorlar. Yarın bir gün bunlar Davutoğlu için de “idam idam” diye bağırır vallahi, şuraya yazıyorum. “Davutoğlu Ahmet Hoca bir yiğit adam” diye nasıl bağırdılarsa, “Ona başbakanlık Resulullah tarafından verilmiştir” diyen meczubu nasıl iştahla alkışladılarsa aynı iştahla “idam idam” diye de bağırır bu pelikan kaplama kütle. Allah’ım ya gerçekten böyle şeyler yazmak istemiyorum ben. İnsana insicamını kaybettiriyor bunlar…

Neyse ki Kemal Can, kadın öldüren el ile “idam şart” diyen dilin akrabalığını çok etkileyici bir biçimde anlattı ve idamın hiçbir zaman kadın mücadelesinin yükselttiği bir talep olmadığını zaten hatırlattı da ben de idam ile mutmaini birbirine bağlayan absürt alanda göreli bir iç rahatlığıyla kalem oynatabiliyorum.

Son on yılda 2 bin 697, geçtiğimiz yılda ise 440 kadının öldürüldüğü bir ülkede, kadınlar bakımından açık bir cins kırımının yaşandığı bir ülkede yaygın kadın katli sorununu “Gönlüm idamdan yana” gibi saçma bir siyasi vaadin içinde eritmek açıkça absürttür. Bugüne kadar ancak bir savaş bilançosu içinde mümkün olabilecek kadar ağır bir “kayıp” tablosu üreten kadın katli konusunda etkili hiçbir program yürütmemiş 18 yıllık bir iktidarın idam vaadi bu konudaki ahlaki ikiyüzlülüğün, cinsiyetçiliğin, adaletsizliğin ve inkarın ifadesinden başka da bir şey değil. Bırakın erkek şiddeti ile etkili bir mücadele programı geliştirmeyi, bugüne dek vahşice, canavarca hislerle ve hunhar yöntemlerle katledilmiş onca kadından birinin bile cenazesinde ne kendileri ne eşleri ne de KADEM gibi örgütlerin üyeleri -bilebildiğim kadarıyla- hazır bulunmamış. Bu cinayetler AKP’nin siyasi iktidar alanı içindeki hiçbir kurum ya da kişi tarafından gerçekçi bir şekilde sorunsallaştırılmamış ve güçlü bir biçimde lanetlenmemiş. Hal böyleyken, “idam” gibi çoktan terk edilmiş, reddedilmiş ve yasalar çerçevesinde imkânsız hale gelmiş bir cezalandırma yöntemini hortlatan bir dilden ne umulduğu da çok açık. Bu cinayetler bile siyasete insafsızca alet ediliyor. Kılıçdaroğlu’nun kadın katlinin arkasındaki sosyolojik meseleye beceriksizce bile olsa işaret etmek adına değindiği işsizlik, yoksulluk meselesini, Erdoğan’ın meydanlarda nasıl istismar ettiğini hatırlayalım. Daha doğrusu unutmayalım. En büyük acılar bile meydan siyasetine alet edilebilir. AKP bu ülkeye bunu öğretti…

Umurlarında değiliz. İdamdan yana olmaları işte bu umurunda olmamanın en iyi ifadesi. Bu konuda en ufak bir ciddiyetleri olsa, her şeyden önce tahrik ve iyi hal indirimi gibi akıl almaz gerekçelerle hapis cezalarında indirime gidilmesiyle ve git gide alenileşen cezasızlıkla mücadele ederler… Çoluk çocuğunun gözleri önünde kadınları canavarca katleden erkekleri hapis cezasından bile kaçırmak için her tür fırsatı kollayan bu ikiyüzlü eril adalet ve yargı sisteminin bir erkeği -hem de bir erkeği- idam edebileceğine inanmamızı mı istiyorsunuz? Kusura bakmayın buna hiç mutmain olmadığımız gibi böyle bir talebimiz de yok.

Salda Gölü’nün ferahfeza projelendirilmesi için keşif gezilerine katılacağınıza, bir kadının cenazesine sessizce katılın, bir Cuma hutbesini geniş ve etkileyici bir dille kadın katlinin tel’inine ayırın mesela. Bir an bir saniye susun ve başınızı ölüp ölüp giden bu kadınların hatıraları önünde biraz öne eğin. Eğin ki kadınların ve Kuran kurslarında zincirleme cinsel saldırıya maruz kalan yoksul çocukların bir nebze umurunuzda olduğuna mutmain olalım. Riyakâr idam siyasetinizle ortalığı daha fazla bulandırmayın…

 


Sevilay Çelenk kimdir?

Sevilay Çelenk Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema bölümünde öğretim üyesi iken barış imzacısı olması nedeniyle 6 Ocak 2017 tarihinde 679 sayılı KHK ile görevinden ihraç edildi. Lisans eğitimini aynı üniversitenin Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler bölümünde 1990 yılında tamamladı. 1994 yılında kurulmuş olan ancak 2001 yılında kendini feshederek Eğitim Sen'e katılan Öğretim Elemanları Sendikası'nda (ÖES) iki dönem yönetim kurulu üyeliği yaptı. Türkiye'nin sivil toplum alanında tarihsel ağırlığa sahip kurumlarından biri olan Mülkiyeliler Birliği'nin 2012-2014 yılları arasında genel başkanı oldu. Birliğin uzun tarihindeki ikinci kadın başkandır. Eğitim çalışmaları kapsamında Japonya ve Almanya'da bulundu. Estonya Tallinn Üniversitesi'nde iki yıl süreyle dersler verdi. Televizyon-Temsil-Kültür, Başka Bir İletişim Mümkün, İletişim Çalışmalarında Kırılmalar ve Uzlaşmalar başlıklı telif ve derleme kitapların sahibidir. Türkiye'de Medya Politikaları adlı kitabın yazarlarındandır. Çok sayıda akademik dergi yanında, bilim, sanat ve siyaset dergilerinde makaleleri yayımlandı. Birçok gazetede ve başta Bianet olmak üzere internet haberciliği yapan mecralarda yazılar yazdı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI