Türk yargı etiği mi dediniz?

Salı, 3 Eylül, 2019
Yargı etiği diye bir değer olsaydı ülkemizde, sistemimizde Yargıtay 2'nci Hukuk Dairesi Başkanı ihsas-ı rey yapamaz veya yaptığı halde hâlâ o dairenin başkanı kalamazdı. Yargıtay 2'nci Hukuk Dairesi ki aile hukuku davalarının temyiz makamı. Başkanı Ömer Uğur Gençcan yoksulluk nafakası hakkında sosyal medyadan defalarca ihsas-ı reyde bulundu.

Adli yıl açılış töreni, sırf mekanı itibariyle bile, yeni dönemde de yargı bağımsızlığından söz edilemeyeceğinin ilanıydı. Yürütmenin başı, iktidar partisinin başkanı olan ve kesinlikle tarafsız olmadığını defalarca beyan etmiş kişi, resmi konutunda adli yıl açılış töreni icra ettiği için bu törenin başka anlamı olamazdı zaten. İster külliye densin ister saray, istenirse de kaçak saray fark etmez. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adıyla anayasa değişiklik paketi hazırlatıp, referandumda kabul oyu almıştı devletin tek yöneticisi, tek siyasi sorumlusu. Seçilirken makamın adı Cumhurbaşkanlığı idi. Seçimden sonra giderek artan biçimde ve kuşkusuz kendisinin istek ve arzusu hilafına olmayan biçimde başkan olarak anılır hale geldi. Makamın yaygın kullanılan adı bile anayasanın ilgili maddelerinde yer alan isimle örtüşmezken mekanın adında ihtilaf varmış, çok görülmez. 28 Şubat’ta cübbeleriyle generallerin ayağına, askeri brifinglere gittiği için eleştirilen yargı mensupları, günümüzde cübbeleriyle yürütmenin ayağına giderek yargı bağımsızlığından dem vurmaktan hicap etmediler. Türkiye’nin değişmeyen halleri…

“AB Türk yargı etiğini görmezden gelmektedir” cümlesiyle kazındı aklıma adli yıl açılış töreni. Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit, Türk yargı etiğinden söz edince şaşırdım açıkçası. Yargı etiğinin milliyeti, tuhaf şey… Mikroskopla aransa da bulunamayışı ayrı tuhaf… AB’nin görmezden gelmek için çaba harcamasına bile gerek yok. Örneğin yargı etiği diye bir değer olsaydı ülkemizde, sistemimizde Yargıtay 2’nci Hukuk Dairesi Başkanı ihsas-ı rey yapamaz veya yaptığı halde hâlâ o dairenin başkanı kalamazdı. Yargıtay 2’nci Hukuk Dairesi ki aile hukuku davalarının temyiz makamı. Başkanı Ömer Uğur Gençcan yoksulluk nafakası hakkında sosyal medyadan defalarca ihsas-ı reyde bulundu. Oyunu, görüşünü, hukuki yorumunu sosyal mecralarda dile getirişi, hakimlerin takdir hakkını yönlendirme gücüne sahip. Nitekim yasaya aykırı olarak bazı aile mahkemeleri, “süresiz olarak” ibaresini yok sayıp, yoksulluk nafakasına sürü sınırı hükmetmeye başladı bile. Hangi avukat müvekkilinin hakkını savunmak için görüşünü peşinen bildiği yargıtaya taşıyabilir ki dosyasını? Hukuk bu mu, yargı etiği bu mu? Ha belki başına Türk gelince böyle oluyordur, o ayrı. Eskiden yargıçlar kararlarıyla konuşur denirdi. Yani bir yargı etiği varsa herhalde, kararlarıyla konuşma alışkanlığını da ifade ediyor olmalıydı. Ancak şimdi dairesine gelecek olan yoksulluk nafakasına hükmedilmiş bir dava dosyası hakkındaki görüşünü, oyunu, vereceği kararı yıllardır sosyal medya paylaşımlarıyla peşinen ilan eden bir daire başkanı yerinde dururken, yargı etiğinin varlığına kargalar bile güler.

İDAMA VE SÖYLEMİN KADINLAR ÜZERİNDEN YÜRÜTÜLMESİNE İTİRAZ

Pek çok kişi başkan dese ve kendisi de bu hitabı sevse bile anayasadaki görev tanımıyla ifade etmeyi sürdürmeyi seçtiğim, Cumhurbaşkanı Erdoğan, takip ettiğim kadarıyla adli yıl açılış töreninde idamın geri getirilmesi yönünde fikir beyan etmedi. Fakat her erkek şiddeti haberinden sonra toplumsal infiali kullanarak linç kültürünü besler nitelikte idam cezasını gündeme taşıyor. Hangi siyasi kazanım umuduyla yapıyor olursa olsun netice itibariyle kadınlara ve çocuklara yönelik erkek şiddetini maksadına araç kıldığı, tartışmasız gerçeklerden. Erkek şiddetine uğratılan kadınlar ve çocuklar bu söylemle, idam kışkırtmasıyla nesneleştiriliyor. Böylesi bir nesneleştirilmeyi sineye çekmemiz mümkün değil. Asla sessiz kalamayız. İdam gibi çağ dışı, insanlık dışı bir siyasi cezalandırma yönteminin bizim üzerimizden topluma dayatılmasına seyirci kalamayız. Hem idam cezasına kökten karşı olduğum için hem de kadınlar olarak bu siyasi tercihe araç kılınmaya itiraz ettiğimiz için sesiz kalmamız düşünülemez.
Bu yazıya başlarken aynı zamanda sosyal medyada kadınlar, #İDAMçözümdeğil etiketiyle paylaşımlara girişti. Çünkü idam hukuki bir ceza değil siyasi bir karar. Ataerki cinayetlerini önlemek için ataerkil zihniyetin dönüşmesi gerekir. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin yerleşik uygulama haline gelmesiyle mümkün olur, şiddetle mücadele. Çünkü şiddet mevcut cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklanıyor. 6284 sayılı şiddet yasası, TCK m. 96 ile düzenlenen işkence suçları kapsamında sistematik şiddetin cezalandırılması, İstanbul Sözleşmesi ve Anayasanın öngördüğü eşitlik maddesi doğrultusunda devlet görevini yerine getirmediği için artarak sürüyor eril şiddet. Şiddetle mücadele için mevcut yasaları uygulama görevini yerine getirmeyen devlete, öldürme yetkisi vermeye niyetimiz yok.

KISAS AYETİ İDAMI, ÖLDÜRMEYİ EMRETMEZ!

İdam çığırtkanları, sosyal medya paylaşımlarımıza kısas ayetiyle itiraz ettikleri için daha sonra bu konuyu tekrar yazmak niyetiyle şimdilik, kısas ayetinin öldürme emri değil öldürmekten başka çözüm önerileri getirdiğini söylemekle yetineyim. Kısas ayetinin öldürme emri getirdiğini söyleyenler Allah’a iftira ediyor. Ayet hem kısasta hayat vardır diyecek hem de öldürme emri getirecek derseniz, Allah’a riya atfetmiş olursunuz. Yapmayın. Siyasetinize Allah’ı alet etmeyin. İnsanları Allah ile aldatmayın. Kısas ayeti suçun şahsiliği, kanun önünde eşitlik ve suç-ceza orantısı gibi modern hukuk prensiplerine işaret eder. Bin 400 yıl önceki kavrayışla bunların görülemeyişi, bugün inkar gerekçesi olamaz. Selefin algı düzeyiyle kavrayamadığı gerçekleri bugün rahatlıkla anlıyoruz ayette. Yeter ki kör gelenekçilikten kurtulup yeni baştan anlamaya çalışalım.


Berrin Sönmez kimdir?

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunu. Aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak akademiye geçti. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na giriş süreci üzerine yüksek lisans tezi yazdı. Halkevi ve kültürel dönüşüm konulu doktora tezini yarıda bırakarak akademiden ayrılıp öğretmenlik yaptı. Daha sonra tekrar akademiye dönerek okutman ve öğretim görevlisi unvanlarıyla lisans ve ön lisans programlarında inkılap tarihi ve kültür tarihi dersleri verdi. 28 Şubat sürecindeki akademik tasfiye ile üniversiteden uzaklaştırıldı. Dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağımlı yargısı, akademik kadroları “rektörün takdir yetkisine” bırakarak tasfiyeleri gerçekleştirdiği ve hak arama yolları yargı kararıyla tıkandığı için açıktan emekli oldu. Sırasıyla Maliye Bakanlığı, Ankara Üniversitesi, Milli Eğitim Bakanlığı ve Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde ortalama dört-beş yıl demir atarak çalışma hayatını tamamladı. Kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunucusu, feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI