Aydın Selcen
Aydın Selcen

Suriye, çözüm süreci ve ana muhalefet

Pazar, 1 Eylül, 2019
Bir galat-ı meşhur: Sahada olan, masada kazanır. Onun Türkçesi: Zor oyunu bozar. Ya, sahada olup, havada ol(a)mazsan misal? Putin, hava sahasını açıyor, Afrin’i veriyor. Sonra S-400’den, Akkuyu liman imtiyazına, Türk Akımı doğalgaz hattına, alıyor. Bundan sonra az verip, çok alma döneminde.

Suriye’de nerede miyiz? “Yorma bizi, ayrıntıya boğma” mı dediniz? Adına pratik olsun diye “Idlip” deyip geçtiğimiz, çevresi on dört TSK gözlem noktası ile çevrili bir alan var. “Gözlem noktası” denilen, muhkem mevziler. “Idlip” denilen, Idlip vilayetine tekabül etmiyor. Büyük bölümü Idlip’ten ama Hama, Halep, Lazkiye vilayetlerinden parçalar da içeriyor. Idlip, yerleşim birimi bunun aşağı yukarı merkezinde.

Bu alanda üç milyona yakın “sivil” olduğu varsayılıyor. Ve yüz bini aşan “silâhlı”. Bunların arasında söz konusu alanın tamamına yakınını denetim altında bulunduran HTŞ unsurları. HTŞ, El Kaide/Nusra’nın devamı. HTŞ, Türkiye, Suriye, ABD ve Rusya’ya göre “terör örgütü”. Neden tırnak içinde? Çünkü günümüzde herkesin teröristi kendine. Diplomatik yaklaşalım, Astana/Soçi süreçlerinde varılan imzalı, yazılı belgelerde Türkiye, İran ve Rusya HTŞ’yi terör örgütü olarak tanımladı.

Değerlendirme, “dekriptaj” yaparken hem masaya (diplomatik) hem sahaya (askeri) bakmalı. İkisinin harmanından da siyasi (stratejik) sonuç çıkarmalı. Siyasi sonuç, verili durumda demokrasi varsa anlamlı. Yok, tek adamın keyfi, yahut “asker önden gider, hariciye ardını toplar” yaklaşımı geçerliyse afaki. Hiç yoktan, ABD’nin Vietnam’da öğrenip, Irak’ta unuttuğu, Suriye’de yine hatırladığı, köşeleri belirli siyasi talimat olmadan askeri harekât durumu (“mission creep”) varsa, ileriyi öngörmesi güç. Bakınız: Idlip’teki TSK harekâtına komuta eden iki generalin istifası.

Sahaya dönelim: Yukarıda tanımlanan “Idlip’i” iki karayolu adeta çarmıha gerer gibi gibi dörde bölüyor. Mazallah, “Idlip’te çarmıha geriliyoruz” demiyorum, yerin kulağı var. “Artı gibi” diyelim, hadi. Batı-Doğu ekseninde M-4, ki en doğu ucu te Fırat’ın Doğusu’nda, ülkemizin Suriye sınırının 15 km. kadar güneyinden düz bir hat halinde Cerablus-Kamışlı arasında uzanıyor. Hani, uzanıp alalım, deyip henüz dokunamadığımız, SDG’nin yahut PKK uzantısı YPG/YPJ’nin lojistik/ikmal hattı. Öyle ya, “herkesin teröristi kendine” dedik, Ankara’ya kalırsa ABD’nin yarattığı SDG çatısı da kafadan terörist ve PKK uzantısı.

Artının diğer ekseni, güney-kuzey yönünde uzanan M-5 karayolu. “Idlip’teki” yerleşim birimleri kabaca söz konusu iki karayolunun üzerinde. İşte o M-5’in en güney ucundaki Han Şeyhun, Suriye’nin eline geçti. Klasik kıskaç hareketiyle doğudan, batıdan M-5’e ilerleyen Suriye ordusu, böylelikle TSK’nin Morek Gözlem Noktası’nın Türkiye’yle bağıntısını koparıp, yalıttı. Han Şeyhun’dan, güney-kuzey hattında M-5 karayolu üzerinde kuzeye doğru bir sonraki Maaret El Numan. Şimdi, oraya doğru hamle etmişken, Suriye ordusu tek yanlı ateşkes ilân etti.

Ateşkes, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 27 Ağustos’taki Moskova ziyaretinde Rusya Devlet Başkanı Putin’le temaslarının ardından geldi. Kıdemli, Rusça bilir ve güvenilir Rusya uzmanı adaşım Aydın Sezer’e göre*, Putin muhatabına “Idlip” konusunda 23 Ağustos’taki telefon görüşmesinin ötesine geçen bir açılımda bulunmadı. Rusya’nın tutumunun Astana/Soçi mutabakatlarında kayıtlı bulunanla uyumlu olduğunu yinelemekle yetindi. Buna karşılık, konuğunu aldı MAKS silah fuarına götürdü, yine kabaca F-16 yerine SU-35 ve F-35 yerine SU-57 pazarlaması yaptı.

Sohbeti anımsayalım: “-Aracımızın trameri, değişeni, boyası var mı? -Aracımız emsalsiz.” Bu minval üzere. Bir de “plombir”. Suriye ordusunun taktik defterinde tek set yazılı. Önce Rus hava kuvvetleri desteğinde sivillere, hastane, okul, fırın, konut, ne var, ne yok yıkılarak, hayat cehenneme çevriliyor. Sonra ordu hedefi muhasara altına alıyor. Sonra bir kapı açılıp, “çıkan sivildir, kalan muhariptir ve elbet ölümü tadacaktır” deniyor. Ve final. Sonra, bir sonraki durağa geçiliyor. Han Şeyhun’da aynı senaryo oynandı. Fazladan, dostumuz Putin Rus askeri inzibatlarının da gözlem noktalarımızın çevresinde vaziyet alması ikramında bulundu.

Belirttiğim üzere sonraki durak, göründüğü kadarıyla M-5 üzerinden kuzeye doğru ilerleyerek Maaret El Numan. Alternatifi, M-4 üzerinde doğu-batı yönünde ilerleyerek, sırasıyla Cisr El Şuğur, Ariha ve Sarakip. Üçüncü olasılık yahut belki ilk ikisinden sonraki aşama, sınır boyundan ilerleyip, TSK’ya, Adana Mutabakatı’nda öngörülen biçimde belki bir 5 km. derinliğinde bir “tampon bölge” bırakmak. Hem Halep-Lazkiye M-4, hem Halep-Hama M-5 ikmal hatlarını üzerlerindeki yerleşim birimleriyle ele geçirip, Idlip kasabasını çevresi sarılı TSK denetiminde bir “anklav” olarak yalıtmak. Bab el Hava Sınır Kapısı’na akın eden sivillerin görüntüleri, yöredeki sivil halkın bizim oturduğumuz rahat sandalyelerimizden kalemle yaptığımız değerlendirmeyi, şimdiden can havliyle ayaklarıyla kanıtladıkları niteliğinde. Özetle, dilerseniz “kırk katır mı, kırk satır mı?”, dilerseniz “çoban matı”.

İşaret parmağımızı M-4’ün üzerine koyup, doğuya ilerleyelim ve Fırat’ı geçelim. Orada, Ankara’nın heveskâr olup, “Afrin-Bab” modeliyle hayata geçirileceğini öngördüğü, 32 km. derinlikli “güvenli bölge”, artık SDG’nin bir an önce tamamlanması için uğraşarak sahip çıktığı 5 km. derinlikli bir “tampon bölge” görünümü aldı. Yani, kafasına inecek bir odunu gören insanın, içgüdüsel biçimde kolunu alnının üzerine kaldırarak kendini kollaması gibi. Gördüğünüz üzere, karşımıza yine “sihirli” 5 km. derinlik çıktı. Erdoğan halen, her an Fırat’ın Doğusu’na dalabileceğimizi söylüyor. Bir göstergeyse, Münbiç’te de, biliyorsunuz yaklaşık bir buçuk yıldır aynını yineliyor Ankara.

Öyleyse artık masa başına, diplomasiye dönelim. Bir galat-ı meşhur: Sahada olan, masada kazanır. Onun Türkçesi: Zor oyunu bozar. Ya, sahada olup, havada ol(a)mazsan misal? Putin, hava sahasını açıyor, Afrin’i veriyor. Sonra S-400’den, Akkuyu liman imtiyazına, Türk Akımı doğalgaz hattına, alıyor. Bundan sonra az verip, çok alma döneminde. Örnekse, kısa bir ateşkes, araya SU-35 ve henüz üretilmemiş SU-57 iteleme pazarlığı, Ankara-Vaşington/NATO ilişkilerine “soğan doğrama”. Sonra, “eh, mecburen, süremiz doldu, gitti gider Maaret El Numan” gibi. ABD ile oturulan masadan da, Fırat’ın Doğusu’na tek yanlı harekât yerine, Şanlıurfa’da Ortak Harekât Merkezi çıkması gibi.

Aslında öyle de, öyle de değil. Zira, kendilerini her daim vatan kurtaran aslanlar olarak sunan, aslındaysa tuttukları köşe başlarını hiçbir surette bırakmak istemeyenlerin “kapıkulu” zihinlerindeki adımlar birer birer uygulanıyor. Türkiye ile Suriye Kürtleri arasında duvar örülüyor, 5 km derinlikte bir “no man’s land”, ve neden olmasın belki bir duvar daha. Hakurk’ta “Pençe 1 ve 2”, Sinat-Haftanin’de “Pençe-3”, içeride (Jandarma Genel Komutanı’na göre “ebediyen sürecek”) “Kıran” harekâtları. Devamının da geleceği söylenen Diyarbakır, Van ve Mardin’e kayyım atamaları.

Oysa Suriye’de de, ülkemizde de bu geniş alınan virajın sonunda gelinecek yer yeni anayasa. Hep yineliyorum, demokrasilerde “devlet aklı” olamaz. Devletin ancak hafızası, arşivi olur. Akıldan kasıt, işte girişte değerlendirmenin üçüncü ayağı dediğim strateji, diplomatik akıl. Suriye’de oturamadığımız masayı İsrail üstelik Kudüs’te 25 Haziran’da kurdu, Rusya ve ABD ulusal güvenlik danışmanlarını ağırladı. Erdoğan ise 23 ve 27 Ağustos derken, 16 Eylül’de Ankara’da Rusya ve İran devlet başkanlarını ağırlayacak. Sanki iki küresel ağır sıklet ABD ve Rusya, iki bölgesel orta sıklet İran ve Türkiye’yi Suriye’de eninde sonunda taca çıkaracak.

İçerideyse, dışarıdaki bu sıkışma ana muhalefet CHP’nin önünde manevra alanı açıyor. “Milli Duruş/Esas Duruş” kapanına kısılmayı reddeden, oyunu eline alan bir CHP, Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun anadilin ilkokulda eğitimi çıkışının arkasını getirebilir, kazandığı tüm belediyelerde Kürtçe kursu açılacağını duyurabilir. Böylece muhalefeti toplumsallaştırıp, kitleselleştirebilir. Güncellediği Kürt Raporu’nu ve Yeni Anayasa Taslağı’nı da kamuoyuyla zaman yitirmeden paylaşabilir.

İBB Başkanı İmamoğlu, Diyarbakır’da mevkidaşı Dr. Mızraklı’yla bir araya geldi, demokrasi dayanışması mesajları verdi ve öncesinde arpalıklaşmış bazı vakıfların hortumlarını kesti. HDP de, “sivil itaatsizlik” yerine “eşit anayasal yurttaşlık” temelinde Diyarbakır, Van ve Mardin’de tüm seçmenlerini cumhuriyet savcılıkları önünde her gün kuyruklar oluşturup, dilekçe vermeye** çağırabilir. İvmeyi yakalar ve sürdürürse, CHP’nin tüm bu alanlarda öncü konumda olması, bence bir “Suriye Konferansı” düzenlemekten çok daha akılcı ve sonuç alıcı olur, muhalefeti de izcilikten kurtarır.

*Dileyen okurlarımın saygıdeğer konuklarım Mesut Yeğen, Mücahit Bilici ve Aydın Sezer’in katıldığı son “Dünya ve Biz” programını izlemelerini öneririm.

**Dilekçe hakkını kitlesel eylemselleştirme düşüncesini sevgili ağabeyim Mustafa Paçal’dan aldım.


Aydın Selcen kimdir?

1969 İstanbul doğumlu ve Saint Joseph Lisesi ile Marmara Üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. 1992-2013 arasında Dışişleri Bakanlığı'nda meslek memuru olarak çeşitli görevlerde bulundu. Son olarak 2010-13 tarihleri arasında Erbil Başkonsolosluğu görevinde bulundu. Merkeze döndüğü gün "memuriyetten istifa etti." Genel Energy petrol şirketinde bir buçuk yıl siyasi danışmanlık yaptı. 2015'den beri bağımsız olarak özellikle Irak ve Suriye konularında yazıyor. Galatasaray kongre üyesidir. Alaz adında bir kızı var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI