FARC'ın solu silaha sarıldı

Pazar, 1 Eylül, 2019
Aslında barış anlaşmasını bozanların FARC’ın silahlı mücadeleye tekrar dönen sol kanadı olduğunu söylemek hiç doğru değil. Çünkü Kolombiya devleti, kendi imzaladığı anlaşmanın birçok kuralına uymadı.

Hemen merak edilen soruyla başlayalım; FARC silahlı mücadeleye geri döndü mü? Bunu diyebilmek oldukça zor. Çünkü uzun zamandır devam eden, gizli iç tartışmaların sonucunda, Kumandan Marquez ile ilan edilen, tekrar silahlara sarılma kararı, partide azınlık durumunda. FARC-EP özellikle tarihsel olarak, bir Marksist-Leninist parti ama her zaman, her şeyin daha solu var, daha sağı olduğu gibi. Bu yüzden partinin önceden de sol kanadı olarak bilinen, Kumandan Marquez ve çok muhtemel Kumandan Santrich silahlı mücadeleye geri döndüklerini açıkladılar ki bu ancak FARC’ın solu yeniden silaha sarıldı diyebiliriz.

FARC’ın merkez komitesi çoğunluğu, şu anda yukarıda saydığım iki komutan dışında, ‘barış sürecine bağlı olduklarını’ ve ‘daha iyi bir Kolombiya’ ve ‘sosyal adalet’ sağlanması için mücadeleye devam edeceklerini bir parti bildirisi ile açıkladılar. Bu yüzden barış anlaşmasının koşullarının bütünüyle uygulanmasını talep ettiler. FARC-EP’nin son lideri ve şimdi yasal partinin lideri Timochenco ve yine partinin en etkili komutanlarından Catatumbo, bir basın toplantısında, hükümetin barış koşullarını ihlal etmesine karşı ‘1 milyon imza’ kampanyasını başlattı.

‘Silahlar ve imzalar’ ile ayrılarak yürüyor şimdi FARC…

Kod adıyla ‘Timochenco’ yani yasal adıyla Rodrigo Londoño partinin reformist kanadından sayılıyordu zaten hep. FARC-EP’nin son kongresinde Kolombiya dağlarında okuduğu bildirinin son sözüyle hatırlıyorum Timochenco’yu daha çok. ‘El Fin- Bitti’ dediğinde, bir an için sessizlik oldu gibi gelmişti bana. Belki de bizim uslanmaz romantizmimiz ama sahiden böyle hissetmiştim ve yanında FARC’ın 1963 Marquetalia’daki ilk kurucularından bir yaşlı bir gerilla vardı…

Sonra herkes dans etti.

Kumandan Marquez ‘silahlara hoş geldik’ dediği son açıklamasında da, ‘Marquetalia’ya gönderme yaparak, “Marquetalia’da yeniden başlatıyoruz mücadeleyi” dedi. Kumandan Marquez hem Küba’da sürdürülen ‘barış’ müzakereleri esnasında hem de son kongre sırasında, sadece ‘barış’ yanlısı değil, ‘barışın mimarı’ da sayılıyordu. Her ne kadar Havana görüşmeleri sırasında, ‘her şey burada bitmiyor, anlaşma gerilla ve halk tarafından bütünüyle tartışılarak kabul edilecek’ gibi, barışa zorunlu olmadıklarına dair konuşmalar yapmış olsa da barış anlaşmasının ‘esas oğlanı’ydı. Katıldığımız Havana müzakerelerinde ve FARC-EP’nin son kongresinde de ‘barış’ denilince akla gelen ilk isim ‘Marquez’ idi. Ayrıca son kongrede konuştuğum bütün delegelerden neredeyse hepsi, bazı endişeleri olsa da anlaşma yanlısıydılar. Kumandan Rodrigo Cadete hariç.

-Şimdi burada durup, başka bir ana dönüyorum. Bogota’da bir bardaydık. Az ışıklı, masalarından sigara dumanı ve neşe yükselen bir yerdi. Üç-dört solcu akademisyen vardı masada, beş-altı solcu öğrenci, ikisi üçü sıkı militan. Bildiğiniz dünyayı değiştirme masası işte. Havana’da müzakereler devam ediyordu. Barış sürecini teorik olarak hazırladığını söyleyen bir akademisyen de masadaydı. Bir ara kalktılar, genç bir öğrenciyle. Dans edeceklerdi belki. Sigara dumanından ve havayı saran umuttan az ilerideki masa görünmüyordu zaten. Bir başka akademisyen eğildi kulağıma -adını bile duyamamıştım- bağırarak söyledi, ancak duyurmak için; ‘Marquez’i barış görüşmelerinin başına göndermelerinin nedeni ne biliyor musun? Partinin en sol kanadını ikna edebilmek. Marquez görüşmelere katılmasaydı, her şey bir yana onu ikna edemezlerdi…’ –

Burada soluklanıp, El Salvador’a gidiyoruz. Ah bellek nasıl bir şeysin sen. Kumandan Villalobos El Salvador gerilla hareketinin beş liderinden biri. FMLN cephesi kurulmadan, ERP’nin lideri, barış müzakerecilerinden ve barış anlaşmasının imzacılarından biri. Barıştan hemen sonra Harvard’a okumaya gitti. Dünyanın bir sürü yerindeki görüşmelerde ABD’nin danışmanı olarak müzakereye katıldı ve Kolombiya görüşmelerinde ise Kolombiya hükümetinin danışmanıydı. Bence Villalobos’un fikriydi Marquez’in barış heyetinin başında Havana’da olması ya da FARC-EP, Marquez’i önerdiğinde hiç itiraz edilmemesi. Bir polisiye romanı tahmini bu ve muhtemel isyan edeceğini de tahmin etmiş olmalılar. Zaten devletler paranoyaktır, haklı, haksız…’-

Biraz daha daha geriye gidelim. (Belleğin peşine takılmayın sizi nereler sürükler! ) 1975’lerde El Salvadorlu devrimci şair ve ERP hareketinin liderlerinden Roque Dalton, bir örgüt içi çatışmada öldü. –

Kolombiya’da ‘FARC-EP yeniden silahlı mücadelede başarılı olur mu?’ diye bir soru geliyordur hemen aklınıza. Silah bırakmış bir gerilla hareketi bir ülkede yeniden ortaya pek çıkamadı. Buna aykırı belki de tek bir ülke olarak Kolombiya’yı sayabilirim. Çünkü FARC-EP iki kez asgari bir düzeye inmiş yeniden başlamıştı. Bunlardan biri yine bir barış süreci girişimiydi ama silahlarını terk etmemişlerdi. Bu yüzden yeniden böyle bir çıkış zor da olsa mümkün olabilir. Ayrıca birinci bölgedeki bazı FARC kuvvetleri baştan itibaren, barış sürecine katılmadılar. Ancak yine de tasfiye ettikleri biçimde bir silahlı harekete dönüşmeleri, politik ve teknik olarak oldukça zor geliyor bana.

Kolombiya’daki diğer gerilla grubu ELN ile bir ittifak yapabilmeleri söz konusu ve ELN bunu, ‘Geç olsa da iyi bir adım’ olarak değerlendirdi ancak uzun yıllar aralarında çatışmalar yaşayan iki yapının, bu durumda bile bir araya gelebilmesi hiç kolay değil.

Tabii ki aslında barış anlaşmasını bozanların FARC’ın silahlı mücadeleye tekrar dönen sol kanadı olduğunu söylemek hiç doğru değil. Çünkü Kolombiya devleti, kendi imzaladığı anlaşmanın birçok kuralına uymadı. Özellikle içinde BM delegelerinin de bulunacağı, ‘paramiliter’ güçlerin tasfiyesi hiç gerçekleşmemekle kalmadı, üç yıldır silahlarını teslim etmiş, en az 150’ye yakın eski FARC gerillası öldürüldü. Halk hareketlerinin, özellikle çevreci hareketlerin liderleri kaçırıldı, öldürüldü. FARC tutsakları serbest bırakılmadı ve hatta bazı liderleri tutuklandılar.

Ancak FARC politik olarak da bu süreçte çok güç yitirdi. Bu Guatemala eski gerilla liderinin söylediklerini aklıma getiriyor hemen. “Daha önce mesela basketbol oynuyordunuz şimdi futbol oynuyorsunuz.” diye anlatıyordu bu durumu. Bu gerilla hareketini insanların zorla destekledikleri manasına gelmiyor yoksa zaten bütün ülkelerde insanlar, ‘resmi zor’a karşın, onları destekliyor ama yasal bir parti olduğunda, ‘efsane’ yeryüzüne iniyor sanırım.

Var mı başka sorunuz?

YAZARIN DİĞER YAZILARI