Dayak cennetten çıkma: Kadına dair şiddetin şarkılardaki yansımaları

Pazar, 25 Ağustos, 2019
Dayağa “olur böyle şeyler” diye yaklaşan, “herkes dayak yer” diyen bir şarkımızın olması bile yeteri kadar can sıkıcı aslında. Normalleşmeden kastım bu. Yazık ki tek örnek değil. Bugün bu cinayetler işleniyorsa, pay biraz da bu şarkılarda, anmadığım dizilerde, filmlerde. İktidarın tutumunu da bunların yanına katarsak, savaşmamız gereken şey çok büyüyor.

Cuma günü, çocuğunun önünde öldürülen bir genç kadının görüntüleriyle sarsıldık. Olay anında çekilmiş bu görüntüleri pek çok insan izledi, öldürülen Emine Bulut’un ve çocuğunun çığlıkları içimize işledi. Ben izlemedim, cesaret edemedim ama izleyenler, o görüntülerde vahşeti gördü. Olayın görülmesi, konuşulması için bu görüntülere ihtiyaç var mıydı, bilinmez ama bu olmasaydı, Emine Bulut cinayeti, belki de bir üçüncü sayfa haberi olarak geçiştirilecekti.

Görüntünün cinayeti daha da görünür kıldığı muhakkak. Çağ, biraz da “gördüğüne inanma” ya da “varlığını bildiğini görüntülerle doğrulatma” çağı ama bu, hepsinden ağır. Evet, daha çok konuşuldu, daha çok tartışıldı belki ama böylesi bir cinayeti “izlemek” tuhaf. Bunu kaydetmek daha da tuhaf; insanın aklı almıyor. İzleyenlerin anlattıklarından anladığım, olay yerinde bu videoyu çeken bir “insan” var. Yardım etmiyor, engel olmuyor ama olayı cep telefonunun kamerasıyla kaydediyor. Her an her şeyi kaydetmeye o kadar alışmışız ki böylesi bir cinayet bile “arşiv”e girebiliyor.

2019’ın ilk sekiz ayında 221 kadın öldürüldü. Dün Konya’da öldürülen Tuba Erkol ve Kırıkkale’de öldürülen Emine Bulut, bu listeye eklenen isimler. Yarın yeni bir cinayet olmaması için çabalayacağız belki ama yine yeni bir cinayet gündemimize girecek ya da gündem bile olmadan tarihe yazılacak. Bunu “memleketteki kadınların kaderi” diye açıklamak mümkün değil çünkü kadına yönelik şiddet, her yerde her an karşımıza çıkıyor. Gördüklerimiz bir yana, bir de bize gösterilenler var: Çok izlenen diziler, çok okunan romanlar, bir dönem çok izlenmiş (önümüze geldiğinde defalarca izlemekten bıkmadığımız) kimi filmler, “kadının yeri” konusunda ahkam kesmeye bayılıyor. Bu ülke, kadın dövdüğünü söylemekten çekinmeyen, bunu zaman zaman kameralar önünde yapan yıldız şarkıcılar ve karısını ya da sevgilisini herkesin gözü önünde öldüren, bununla övünen mafya babalarını da gördü. İbrahim Tatlıses’in yaptıklarını, Alaattin Çakıcı’nın eski eşi Uğur Kılıç’ı öldürmesini hepimiz hatırlarız. Yazık ki bunlar, toplumun pek çok kesiminde itibar görüyor.

Dün Konya’da Tuba Erkol’u bıçaklayarak öldüren katil, bu cinayeti namus için işlediğini, kendini kaybettiğini söylemiş, “Pişman mısın?” sorusuna “Namus için pişman olunur mu?” cevabını vermiş. Namus, önemli bir mesele: Bir dönem üzerine çok yazıldı, çizildi ama yazık ki şu dönemde bile çözülemedi.

Kadına şiddetin izlerini kimi şarkılarda da bulmak mümkün. Bu bahiste aklıma gelen, Emel’in seslendirdiği “Evlenilecek Kızlar Eğlenilecek Kızlar” hattından şarkılar değil. Elbette onlar da tartışılabilir ama bilhassa erkekler tarafından yazılmış, söylenmiş kimi şarkılar, durumu ziyadesiyle normalleştiren şarkılar olarak tarihe geçiyor. Halk müziğinde ve arabeskte daha vahim örnekler var ama ben bugün pop ve rock hattından ilerleyecek, birkaç örnek vereceğim. Bunları, daha önceki bir yazımda anmıştım: 2014 yılının 10 Ekim günü, Münevver Karabulut’u öldüren Cem Garipoğlu’nun intihar haberi üzerine BirGün Pazar için yazdığım yazıda, olayın, cinayetin şekli sebebiyle duyulmuş olduğundan söz etmiş, her geçen gün işlenen kadın cinayetlerinin genellikle görünmez olduğunu söylemiştim. Şarkılar da aslında biraz böyle: Dinliyoruz, eşlik ediyoruz ama bir kısmının ne anlattığına bakmıyoruz, onları duymuyoruz.

Aydın Tansel, Genç Kızlar, 1969

Pop müziğin memlekete girdiği yıllarda yapılmış “aranjman”lardan bazıları –ki sözlerini ekseriyetle Fecri Ebcioğlu ve Sezen Cumhur Önal yazmış şarkılar bunlar– kadınları “tehlikeli” görüyor. Kimi naif: Berkant’ın “Ah Kızlar”ı ve “Ah Bu Kızlar”ı, Selim San’ın “Ah Şu Kadınlar”ı, Aydın Tansel’in “Genç Kızlar”ı, bu minvalde şarkılar. Şiddet yok ama “Aklını almış hep bu kızlar senin / Her şey boşuna, ne söz dinlersin ne yemin” ya da “Ah kadınlar, sevdiğini hiç belli etmez / Gözlerinden okunsa da yine söylemez / Kalbine bir yerleşirse kovsan da gitmez” minvalli sözleri haiz şarkılar bunlar… Kadınları “tehlikeli” kılan, giyimleri ve tavırları. Mini etek ve makyaj, dans ve kahkahayla birleşince erkeklerin aklı gidiyor. 1965 yılında Altın Mikrofon Armağanı Yarışması’na katılan İlham Gencer’in bu yarışmada seslendirdiği şarkı, dönemin kadınlarını şöyle anlatıyor: “Ben de şaştım Allahım / Bu dünyanın işine / Kızlar renk renk peruk allık / Takıyorlar başlarına / Sürme kalem çekiyorlar / Gözlerine kaşlarına // Girmeden daha henüz / 13 – 14 yaşına / Şu zamanenin kızları / Kimseden yok korkuları / Hürriyeti tüm seçmişler / Dünya ne umurları // Beyoğlu’nda kızlar gezer / Gezişi bağrımı ezer / Şu zamanenin kızları / Çıta maymununa benzer…” Çıta, bildiğimiz şempanze. Kadını şempanzeye benzetmek İlham Gencer’e komik gelmiş ama neyse ki dinleyici aynı fikirde değil. Şarkı, tarihin karanlığında kaybolmuş.

Grup Bunalım, Yeter Artık Kadın, 1970

‘70’li yıllara ilerlerken rock cenahından yükselen kimi sesler, kadına had bildiren ya da onu itibarsızlaştıran sözlerle bezenmiş. Bunalım’ın 1970 yılında yayımlanan 45’liği “Taş Var Köpek Yok”un arka yüzünde yer alan “Yeter Artık Kadın” böyle bir şarkı: “Yeter artık kadın / Çekilmez nazın / Çek git artık kadın / Sıkılmaya başladım // Canım çekmiyor seni / Ne sevmeyi ne öpmeyi // Anla artık kadın / Çek git artık! // Hep aynı hâl, hep aynı tavır / Bir sürü dırdır / Bunaldım bunaldım / Çek git kadın artık!”

 

 

Yıllar sonra, 1978 yılında yayımlanan bir 45’lik plağın arka yüzünde rastladığımız bir başka şarkı, Tünay Akdeniz & Çığrışım imzalı: “Okul dönüşü gör onu / Saçı başı darmadağın / Siyah çorapları sarkmış” sözleriyle başlayan şarkının ilerleyen dakikalarında “Bir de diskotekte gör bak / ‘Böyle bir güzele bakmak / Ayıp değil’ der eskiler” dizelerine rastlıyoruz. Şarkı, “Peki biz ne yapacağız / Öyle derken böyle derken / Hangi kıza kanacağız?” sorusuyla bitiyor. Nakaratı, “Dişi denen canlı / Böyle işte…” Bir dönem “Dişi Denen İnsan” adıyla kaydedilmiş ama yayımlanırken “Dişi Denen Canlı”ya dönüşmüş.

Erkin Koray, İlla ki, 1982

Erkin Koray imzalı “Deli Kadın”, diğerlerine nazaran bilinen şarkılardan. 1982 yılında yayımlanan “İlla ki” başlıklı albümde karşımıza çıkıyor: “Deli kadın, hiç sen beni anlamadın / Sopa mopa kâr etmiyor taş kafana / ‘Öldüm’ desen yalan, ‘kaldım’ desen yalan / Hepsi yalan // Bir gün ‘aman’ diyeceksin / Sen o zaman bileceksin / Aptal gibi, şapşal gibi sevdim sandım / Artık bıktım dertlerinden, çok usandım…” Şarkının bilhassa başında karşımıza çıkan sözleri savunmamız mümkün değil ama herhangi bir yerde rastlandığında (kadınlar dahil) insanların eşlik ettiği dizeler bunlar…

 

Yakın dönemde bu hatta örnek verebileceğimiz şarkı, maNga’nın “Bir Kadın Çizeceksin”i: “Bir kadın çizeceksin / Onun gibi bırakıp gitmeyecek / Saklayıp gömeceksin / Senden başka kimseler sevemeyecek…” Şiddeti savunduğu ya da kadını itibarsızlaştırdığı söylenemez belki ama yine de kadınlar tarafından sevilen şarkılardan biri değil bu; sebebi sözlerinde gizli. Erkek egemen bakışın sindiği sözler bunlar –ki en büyük dert zaten bu.

Rap, bu anlamda sahiden fena sözler içeren şarkılarla dolu. Küfürler bir yana, doğrudan kadına yönelik sözler, bu türü, erkek egemen kılıyor. Bunu yazarken, hip-hop camiasındaki kadınları unutmuyorum elbette. Sultana, “Kuşu Kalkmaz”la bu bakışa cevap vermiş, bir dönem çok tartışılmıştı. Bu bahse girmeyi çok isterim ama uzun bir analiz yapmak gerek; onun için şimdilik görmezden gelmek durumundayım.

Yunus Bülbül, Ah Şu Kadınlar, 1987

Arabeske bakarsak, biraz da hedef alınan kitle itibariyle içinde şiddet geçen pek çok şarkıya rastlamak mümkün. Ben burada biraz daha pop hattına yakın iki örneği anayım. İlki, 1984 yılında yayımlanan bir filmde duyduğumuz Yunus Bülbül şarkısı “Ah Şu Kadınlar”: “Ah şu kadınların adı / Yüzde doksanı hep cadı / Evde, orda şurda burda / Ne olursa onlar haklı” dizeleriyle başlıyor. Şarkı, yakın dönemde şu sözlerle güncellenmiş: “Bütün dertler kadınlardan / Boşboğaz dil yarasından / Usanmazlar dırdırlardan / Ah şu kadınlar // Saçı uzun aklı kısa / Bayılır dedikoduya / Düşman olur anamıza / Ah şu kadınlar // Altın gümüş pırlantalar / Model model arabalar / Neler neler istiyorlar / Ah şu kadınlar…” 2012 yılında yayımlanmış “Radikal Feminist” başlıklı İsmail YK şarkısında ise feminizm sorgulanıyor: “Uzaktan geliyor / İçimi titretiyor / Elinde kamçısı var // Hiç çekinmeden sözü / Söyler, korkmaz gözü / Bu onun gerçek özü // Sere serpe yatıyor / Nutuklar atıyor / ‘Lider benim’ diyor / Bu nasıl feminist?” İsmail YK’nın sevgilisine “Allah belanı versin” diye seslendiğini de unutmayalım…

Feminizm bahsinde yazılmış en fena şarkı, 1996 yılında yayımlanan bir Ali Rıza Binboğa şarkısı. Bir serzenişle açılıyor: “Sana bir çift sorum var sevgilim yâr / Bir öylesin bir söylesin / Her gün başka bir âlemsin / Neden böylesin? // ‘Canım’ desem diyorsun ki ‘canın çıksın’ / ‘Hayatım’ desem diyorsun ki ‘hayatın sönsün’…” Sonrasında devreye giren rap bölümü akıllara zarar: “Duydum ki dün yine / O kendini feminist sanan kadınla buluşmuşsun / Görüşmüşsün / ‘Canı cehenneme’ demiş benim için /…/ O kendini feminist sanan zavallı kadın / Yirmi kocadan ayrı elli sevgiliden terk / Ben ki seninim diye kıskanıyor, anla artık!” Sevgilisinin feminist arkadaşını bu sözlerle aşağılayan Binboğa, şarkının sonunda kendini feminist iddia ediyor: “En büyük feminist benim, başka büyük yok! / Kim ki yanlış anlar feminizmi, ona da geçit yok!”

Erkek egemen dil, her yerde etkin. Şarkıların içine bu dilin sızmış olması şaşırtıcı değil. Yine de karşı çabaların olduğunu söylemek gerek. Güldünya Töre cinayetini müteakip birden fazla şarkı yapılmış, bu şarkılardan biri, Aylin Aslım’ın yaptığı, bir albüme ilham vermişti: 2008 yılında “Güldünya Şarkıları” başlığıyla yayımlanan bu albüm, 13 kadın sanatçının buluştuğu bir albüm olmuştu. Sonrasında, bu albümden ilhamla bir konser yapıldı ve bu konserin kayıtları “Aile İçi Şiddete Son Diyen Erkekler Kadınlar İçin Söylüyor” başlığıyla yayımlandı.

Şiddet ve istismarı anlatan şarkılar da var elbette… Nazan Öncel’in “Demir Leblebi” albümüne adını veren şarkı ve aynı albümde karşımıza çıkan “Kız Bebek” adlı şarkısı, iki önemli örnek olarak literatüre girdi. “Kız Bebek”, on yıl kadar önce Ceylan Ertem tarafından seslendirilmiş, bu kayıtta kendisine Kardeş Türküler grubunun kadın müzisyenleri eşlik etmişti. Ertem, bu bahiste önemli sözler söyleyen isimlerden.

Bu bahiste anılması gereken önemli bir plak var: Hürriyet tarafından yapılan bu plak, “Şiddete Karşı Tek Ses” başlığını taşıyor. Plakta, “Güldünya Şarkıları” albümünde yayımlanmış “Kadınlar Vardır” adlı şarkıyı dinleyebiliyoruz. Sözleri ve müziği Filiz Kerestecioğlu’na ait şarkı, Sezen Aksu, Nilüfer, Zuhal Olcay, Nazan Öncel, Aylin Aslım, Aynur ve Rojin tarafından seslendiriliyor. Plağın enteresan tarafı, şiddet gören kadınların gerçek röntgen filmlerinden hazırlanmış olması. Şarkı, bu filmler üzerine kaydedilmiş.

Kadına yönelik şiddete dikkat çekmek için yapılan pek çok çalışma var ama bunlar, yeterli değil. Her gün yeni bir cinayet haberi alıyoruz. Ölümle sonuçlanmayan saldırılar ve duymadıklarımıza da düşündüğümüzde durumun ne kadar vahim olduğunu anlıyoruz. Şarkıların sözlerinde saklı şiddet övgülerini görmezden gelmemek, onları ifşa etmek yapılabilecek en iyi işlerden biri. Bir noktadan başlamak gerekiyor, neden bu olmasın?

Yazıyı, önceki yazının da sonuna koyduğum bir şarkıyla bitireyim. Memlekette yazılmış en acayip şarkılardan biri bu. Rânâ Alagöz tarafından seslendirilen Miriam Makeba “cover”ı “Pata Pata”. Diğer adı, “Dayak Cennetten Çıkma”. Ülkü Aker’in yazdığı (bir kadın elinden çıkmış) sözler, yazık ki şiddeti olumluyor: “Dünyada dayak yemeyen yoktur / Hepimiz biliriz bunu / Önce annemiz, sonra öğretmenimiz / Ondan sonra kim kimi döver, bilin bakalım? // Sizi hiç sevgiliniz dövdü mü? / Üzülmeyin olur öyle şeyler / En son ne zaman patakladı sizi? / Hadi saklamayın canım, herkes dayak yer…” Şarkının başında “Sakın kızdırma onu / Döver pata pata / Sonra karışmam / O çok aksi pata pata // Bak dayak cennetten çıkma / Döver pata pata / Sakın ağlama sen ağlama / Vurma pata pata” sözleriyle karşılaşıyoruz.

Dayağa “olur böyle şeyler” diye yaklaşan, “herkes dayak yer” diyen bir şarkımızın olması bile yeteri kadar can sıkıcı aslında. Normalleşmeden kastım bu. Yazık ki tek örnek değil. Bugün bu cinayetler işleniyorsa, pay biraz da bu şarkılarda, anmadığım dizilerde, filmlerde. İktidarın tutumunu da bunların yanına katarsak, savaşmamız gereken şey çok büyüyor. Zor ama imkansız değil.


Murat Meriç kimdir?

1972’de doğdu. Çanakkale ve İzmit’te okudu. Ankara’da kimya mühendisliği eğitimi alırken, dinlediği müziğin tarihine merak saldı ve oradan ilerledi. Kendini bildi bileli plak topluyor; okuyor, dinliyor, dinlediklerini yazıyor, sevdiklerini çalıyor. Kedi gibi meraklı. Rakı, roka, bamya, erik seviyor. İstanbul’da yaşıyor ama Ankaracı. 1996’da Müzük adlı dergiyi çıkartan ekipten. Sonrasında Roll mürettebatına katıldı. Mürekkep, Birikim, Milliyet Sanat, Virgül, Bant gibi dergilerde yazıları yayınlandı. Yeni Binyıl, Radikal ve BirGün'ün yazarlarındandı. Ankara’da Radyo Arkadaş’ın kuruluşuna katıldı ve pek çok radyoda programlar yaptı. Şu anda Açık Radyo'da, hafta içi her sabah Şarkılarla Memleket Tarihi adlı programı hazırlıyor ve sunuyor. Pek çok televizyon programının danışmanlığını yaptı, metnini yazdı. 2002 - 2003 yıllarında hazırlayarak sunduğu Kırkbeşlik adlı televizyon programı TRT’de yayımlandı. Kalan Müzik için bir Tülay German albümü (Burçak Tarlası 64 – 87, 2001) derledi, pek çok albüme yazar ve danışman olarak katkıda bulundu. Pop Dedik / Türkçe Sözlü Hafif Batı Müziği (İletişim Yayınları, 2006) ve 100 Şarkıda Memleket Tarihi (Ağaçkakan Yayınları, 2016) adlı iki kitabı, üzerinde çalıştığı pek çok projesi var. Üniversitelerde ve kültür merkezlerinde müzik tarihi üzerine seminerler verdi, veriyor. Düzenli olarak Gazete Duvar, Vatan Kitap ve Kafa’da yazıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI