Mehmet Said Aydın
Mehmet Said Aydın

Arkadaş Ayşegül Tözeren

Çarşamba, 21 Ağustos, 2019
Arkadaşımız Ayşegül Tözeren, 48 saatlik avukat görüşü tahdidiyle şu an gözaltında. Eminim morali yerindedir, eminim oradakilerin bile derdini dinlemeye başlamıştır. Ayşegül arkadaşımızı yanımızda, çok sevdiği sokaklarda, çok sevdiği arkadaşlarının yanı başında istiyoruz. Bu, en çok da, bir arkadaşlık talebidir.

Ayşegül Tözeren’i ilkin edebiyat dergilerinden bildim. Görsel şiirin zorlu dünyasında biraz çapaklı, biraz da acemiliği bile isteye ifşa eden bir dili olduğunu düşünmüştüm. Soyadının seçilir, ayırt edici bir soyadı olması da kalmıştı aklımda imzasını ilk gördüğümde.

AKM’nin yanındaki sarı dolmuşa koşturuyoruz. Nor Radyo’nun, Balık Pazarı’ndaki o küçücük stüdyosunda Behçet Çelik’i konuk etmişiz Süleyman Sertkaya ile birlikte. Kafaları eğip arka koltuğa iki büklüm tespih gibi dizilirken Behçet Abi’nin, koltuk komşumuzla selamlaştığını ve muhabbet ettiğini fark ediyoruz. Adını söylediğinde dergilerdeki şiirlerinden tanıdığımı söylüyorum “Memnun oldum,” dedikten hemen sonra. Süleyman’la da tanışıyorlar. Eşik Cini olmalı, ömrü hayatımda adına “öykü” diyerek yayımladığım tek metni hatırlıyor. Süleyman diye Antepli bir banka müdürünün hikâyesiydi o. Dikkatine şaşırıp seviniyorum ama o Süleyman’ın bu Süleyman’la bir alakası olmadığını konuşuyoruz gülüşerek.

Sonrası, ne yazık ki birinci elden “edebiyat” hatıraları taşımıyor. “Ne yazık ki” vurgusu şunun için; sevgili ülkemiz, Ayşegül’le pür edebiyat sohbeti yapacağımız zamanlara asla müsaade etmiyor devamında. Hep bir telaş, bir yetişme, bir dayanışma, bir “yanında olmalıyız” hali var Ayşegül’de. Bitmeyen bir dayanışma enerjisi. Onlarca örnek verilebilir: Cezaevleriyle dayanışması, yüksek organizasyon becerisi, hiçbir zaman yüksünmemesi, yorulmaması… bütün bunları yazmak için Ayşegül’ün “de” gadre uğramasını beklememek gerekiyordu, evet. Ama işte, o reklam sloganını hatırlıyorum: “Burası Türkiye, yok öyle.”

En son karşılaştığımızda yeni kitabının hazırlıkları vardı ve ortak bir arkadaşımızın doğum günüydü. Ben bambaşka meselelerden ötürü perişan hissediyordum ve Ayşegül tabii ki bunu “da” hissetmişti. Aslında içinde olmadığım doğum günü programına beni de katmış, kaşla göz arasında oturacakları restoranı söylemiş ve gitmezsem kırılacaklarını sezdirmişti. O yemekte yeni işinden, aslında hekimliğini ne kadar az konuştuğumuzdan, çıkacak kitabından bahsetmiştik. Ve konu tabii ki hemencecik “ülke gündemi”ne gelip dayanmıştı.

Şimdi o gündemin bizatihi öznesi Ayşegül Tözeren. Birçok sıfatı var, görüyorum, söyleniyor da. Şair, yazar, eleştirmen, hekim… bunlar şüphesiz onu niteleyen sıfatlar ama hepsinin önüne, hepsinden önce şunu demek isterim: Arkadaş. Dayanıştığı, yan yana durduğu bilaistisna herkesin “arkadaşı”dır Ayşegül. Bunu o kadar incelikli, o kadar zarafetle yapar ki, onunla arkadaş olduğunuzu bile, belli bir zaman sonra anlarsınız.

Arkadaşımız Ayşegül Tözeren, 48 saatlik avukat görüşü tahdidiyle şu an gözaltında. Eminim morali yerindedir, eminim oradakilerin bile derdini dinlemeye başlamıştır. Ayşegül arkadaşımızı yanımızda, çok sevdiği sokaklarda, çok sevdiği arkadaşlarının yanı başında istiyoruz. Bu, en çok da, bir arkadaşlık talebidir.


Mehmet Said Aydın kimdir?

1983 Diyarbakır. Kızıltepeli. Türk Dili ve Edebiyatı okudu. Üç şiir kitabı var: “Kusurlu Bahçe” (2011), “Sokağın Zoru” (2013), “Lokman Kasidesi” (2019). “Kusurlu Bahçe” Fransızcaya tercüme edildi (2017). “Dedemin Definesi” (2018) isimli otobiyografik anlatısı üç dilli yayımlandı (Türkçe, Kürtçe, Ermenice). Türkçeden Kürtçeye iki kitap çevirdi. BirGün ve Evrensel Pazar’da “Pervaz” köşesini yazdı, Nor Radyo’da “Hênik”, Açık Radyo’da “Zîn”, Hayat TV’de “Keçiyolu” programlarını yaptı. Editörlük yapıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI