Vasıf Kortun: Müzeyi bir tapınağa benzetmeyelim

Pazartesi, 19 Ağustos, 2019
Yakında yeni binasında açılması planlanan İstanbul Resim Heykel Müzesi’nin danışmanlığını üstlenen Vasıf Kortun’la ‘nasıl bir müze?’ üstünde çalıştıklarını konuştuk. Her şeyden önce ilkeleri belirlenmiş, uluslararası standartlarda işleyecek bir kurum oluşturmak için çalıştıklarını anlattı. Kortun’a göre Resim Heykel Müzesi koleksiyonunda ‘nefes kesici bölümler, yeterince değerlendirilmemiş isimler ve eserler de var’. Ama en önemlisi izleyiciyle kuracağı ilişki…

Türkiye sanat tarihinin en önemli ve açıkçası biraz da acıklı hikayesi İstanbul Resim Heykel Müzesi’dir. 1938’de Dolmabahçe’deki tarihi Veliaht Dairesi’nde kurulan müze bugüne kadar ömrünün çoğunu ziyarete kapalı geçirdi. Türk sanatının bu en önemli koleksiyonu hak ettiği gibi buluşamadı sanat izleyicisiyle. Badirelerin en önemli nedeni sayılan tarihi binası, yıllar önce müzenin sahibi olan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nden (MSGSÜ) alındı. Fındıklı’daki antrepo yapılarından biri, modern bir müze olarak yeniden inşa edilmek üzere üniversiteye verildi. Projesini mimar Emre Arolat’ın yaptığı müzenin inşaatı tamamlanmak üzere. İstanbul Resim Heykel Müzesi’nin binası gibi kendisinin de günümüz müzecilik anlayışına uygun bir kurum olarak kapılarını açması bekleniyor. Dolayısıyla müzenin nasıl yönetileceği, sanat dünyamızın en merak edilen konularından birini oluşturuyor.

“MSGSÜ İstanbul Resim Heykel Müzesi’nin yol haritasını değerli küratör Vasıf Kortun’un danışmanlığında çizeceğiz. Aramıza katıldığı için teşekkür ederiz.” 10 Mayıs’ta MGSÜ Rektörü Prof. Dr. Handan İnci’nin attığı bu tweet, merakımızı giderdiği kadar heyecanımızı da artırdı. Vasıf Kortun, Türkiye sanat dünyasının çok iyi tanıdığı bir isim. 90’lardan itibaren Türkiye’de büyük bir atılım gösteren çağdaş sanatın, onun tercih ettiği tabirle ‘güncel sanat’ın kurucu isimlerinden biri. Geçen otuz yıl içinde İstanbul Bienali dahil pek çok bienal ve kapsamlı sergiye küratör olarak imza attı, aralarında SALT’ın olduğu sanat kurumlarının oluşmasında ve yönetiminde görev aldı. Uluslararası sanat dünyasının önemli aktörlerinden biri… Rektör Handan İnci’nin bu cesur kararı açıklamasıyla, MSGSÜ bize yepyeni bir müze anlayışı benimseyeceğini de bildirmiş oldu. Yepyeni, ama nasıl? Bu konuda merak ettiğimiz çok şey var. Eminim ki önümüzdeki aylarda ve hatta yıllarda çok şeyler yazılıp konuşulacak, tartışılacak. Ama ilk sözü müzenin ‘yol haritasını’ çizecek Vasıf Kortun’a vermek gerekirdi. Talebimizi kabul eden Kortun ile seyahat halinde olduğu için yazışarak bir söyleşi gerçekleştirdik. Bize İstanbul Resim Heykel Müzesi’nin geleceği için yaptıkları çalışmaları anlattı.

Önce en merak edilen soruyla başlamak istiyorum. Sen Türkiye güncel sanat tarihinin kurucu isimleri arasında yer alıyorsun. Bu çok da uzun olmayan tarihin Türkiye’nin resim geçmişine eklenmediği, farklı dinamiklerle ortaya çıktığı görüşüne de katıldığını sanıyorum. Bunu şunun için söylüyorum, Türk resminin bir simge kurumu varsa orası Akademi’dir, Mimar Sinan’dır. Üstelik kendi geleneklerine de düşkün bir kurum olarak bilinir. Bambaşka bir disiplinden gelen Vasıf Kortun’un, Mimar Sinan ile iş birliği nasıl olacak? Bu dönemde Vasıf Kortun resme daha önceki dönemlerinde olduğundan daha mı çok odaklanacak?

İzin verirsen öncelikle bazı fantezileri demonte etmekle başlayalım, bana bu fırsatı verdiğin için teşekkür ediyorum. Güncel terimini tanımlayan kişi olarak bunu son derecede ayrımcılaştırıcı bir hal almış olan ‘çağdaş’ kavramının yerine önermiştim. Kimileri sanki dönemselleştirme yapmaya çalıştığımı düşünüp ‘çağdaştan’ sonra ‘güncel’in geldiğini sandı. Çağdaş Sanat 1950’lerin başında rahmetli Bülent Ecevit’in ‘modern’ anlamında kullandığı bir kavramdı zaman içinde ideolojik yükü ağırlaştı. Sebeplerini ayrıca konuşabiliriz. Bunu neden söylemeye ihtiyaç duyuyorum? Tabii ki güncelin farklı dinamikleri var. Kopuşlar var ama sürekliliğe de dikkatini çekerim. Güncel sanatın soyağacında Füsun Onur, Ayşe Erkmen, Gülsün Karamustafa gibi Akademi’den geçmiş çok sanatçı var. Bununla kısmen örtüşen ve Akademi’de Temel Sanat Eğitimi çevresinde şekillenen Altan Gürman ve ardından gelen kavramsal diye adlandırılan sanatçı kuşağı var. ‘Hangi akademi?’ diye bir soru sorabilirsiniz.

Sanatı malzemeye takılmadan konuşmalıyız. Malzeme işin kendisi değildir, sanatçının kullana kullana yetkinleştirdiği bir aracıdır, bir taşıyıcıdır. Bu resim de olabilir, koku da. Genişleyen pratikler içinde resme ayrıcalık tanımak durumunda değilsiniz ama müze bağlamında, adı üzerinde, resim ve heykel üzerine kurulu bir yer olacak. Burası Türkiye’nin kurumu ve 1870’lerden yakın zamana kadar koleksiyonunun en değerli ve yoğun kısmı resimlerden oluşuyor.

Müze ile üniversitenin ilişkisinin sekülerleşmesi sağlıklı olur. Dünyadaki pratik de buna işaret ediyor. Türkiye’deki bir örneği de Sakıp Sabancı Müzesi, o da bir üniversiteye bağlı. Müzenin hem kamusal anlamda hem de üniversite açısından bir eğitim kurumu yaklaşımıyla işletilmesi doğrusudur.

Sekülerleşme derken, müzenin üniversiteden bağımsızlığını mı anlamalıyız?

Üniversiteden bağımsız değil, mali açıdan bağı var. Her şeyden önce, eğitsel ve pratik bağları olması gerek, öğrencilerin staj yapabilecekleri, iş üzerinde eğitim alabilecekleri, müfredata sergilerin girebileceği, içinde derslerin gerçekleştirilebileceği, akademik program ve araştırma çıktılarının değerlendirilebileceği bağlar söz konusu. Bir yandan görece özerklik yönetimsel olarak gereklidir. Sekülerlik derken anlatmaya çalıştığım misyonları birbirine yakın ancak işlevleri farklı olan iki kurum arasında mesafenin korunmasıdır. Çatı üniversite, akademik bölümler bir yerde, müze bir yerde. ABD’de yüzlerce üniversite müzesi var, UCLA’den NYU’ya, Northwestern’den, Bard College’a üniversite yönetimiyle olan ilişkilerini tanımlayan belgeleri rica ettim. Hepsi aynı yanıtı verdi. American Association of Museums’un protokollerine bağlıyız dediler. Bunların yanı sıra ‘Association of Academic Museums and Galleries’ ve ‘Association of Art Museum Directors’ gibi ortak çıkar kurumları var. Bu kurumlar, bağlı oldukları üniversitelerin koleksiyondan eser satıp üniversiteyi fonlamak gibi sakat fikirlerin anında durdurulmasına yarıyor.

Vasıf Kortun’la birlikte Resim Heykel Müzesi de dönüşecek mi? Bu iş birliği hakkında böyle bir algı var, onun için soruyorum.

Ama bu bir iş birliği değil. Bu süreçte danışmanlık görevini sürdürüyorum, işverenim de MSGSÜ Rektörlük makamı. Neler yaptım? Görev tariflerini hazırladım, kurumsal yapılanmayı önerdim. Profesyonel envanterleme, kondisyon raporları, eser kabul protokolleri, ödünç eser idaresi gibi birçok konuda çalışma başlattık. Rektör Hoca müze arşivlerini dijital ortama aktartıyor. Eser envanteri ve arşivlerin istisnasız olarak araştırmacılara açık olması gerekir. Restorasyon süreci başlıyor. Yerel, bölgesel ve uluslararası kurumlarla anlamlı işbirlikleri tartışılıyor. Sergi programları üzerine de geniş bir sanat tarihçisi grubuyla istişare ediliyor.

Vasıf Kortun

Yani benim anladığım sen Resim Heykel Müzesi’nin kendi birikimi içinde kalan çözümler ve yöntemler öneriyorsun. Koleksiyon ve genel mantığın değil ama bunun sunumunun ve işleyişinin değişmesi hedefleniyor…

Kesinlikle öyle.

Teklif geldiğinde ne düşündün, nasıl kabul ettin?

Çok heyecanlandım, ulusal müzeye danışmanlık yapmak büyük onur. Kurum oluşturma süreçlerine aşinayım. Platform, Proje4L, SALT gibi kurumların oluşumunda yer almanın getirdiği bir birikim var, ABD’de müze direktörlüğü var, Türkiye dışında bazı kurumların genişleme süreçlerine yardımcı oluyorum. Dolayısıyla katkı sağlayabileceğimi düşündüm. Son yıllarda üniversite müzelerine piyasa hükümlerinden uzak durabildikleri için özel bir merakım da vardı, haklarında okuyordum, bu da bir kazanım oldu.

‘Ulusal Müze’, demen ilgimi çekti. Bu kavramı açar mısın? Resim Heykel Müzesi, bundan sonra göğsünü gere gere Türkiye’nin ‘ulusal sanat müzesi’ olarak kendini tanımlayıp algılanacak mı?

‘National Gallery’ veya ‘Musée National d’Art Moderne’ deyince endişelenmiyoruz, öyle değil mi? Birinin kısa adı Beaubourg veya Pompidou. Diğeri İngiltere’nin ulusal kurumu olduğu halde Vermeer’den Ingres’e eserler sergiliyor, müzenin ‘otuz şaheserinden’ sadece biri İngiliz sanatçının… Ulusal müzeyi bunun gibi farklı bağlamlarda ama kendi bağlamımızda düşünebiliriz, bizimkisi Türkiye’nin modern sanatına şahit olmak, kamuya anlatmak ve bir çatı altına getirmek üzere kurulmuş. Bu macerayı bugünün ve zamanının süzgeçlerinden geçirerek değerlendirecek, gelecek kuşaklarla paylaşacak, üniversitesiyle birlikte potansiyeli en güçlü kurum. Bu amaca nasıl ve ne zaman erişir, bu kimliğin altını doldurabiliyor mu? Ona kamu, kritik ve zaman karar verecek.

Mevcut koleksiyon hakkında ne düşünüyorsun? Bu müzenin yıldızları hangi isimler, hangi eserler olacak? Bugüne kadar önemi fark edilmemiş, gölgede kalmış eserler ve isimler var mı?

Beklentiyi çok iyi anlıyorum, bu eserleri belli bir yaşın üzerindeki birçok insan özledi, ama müzeyi bir tapınağa benzetmeyelim. Kimi eserler bir hikâyenin parçası olarak daha çok değer kazanıyor kimileri de anlattığı hikayeden fazlasını bünyesinde barındırıyor, dille açıklansa da açıklamaya indirgenemiyor. Böyle çok değerli iş var. Zühtü Müridoğlu, Sabri Berkel gibi derin, nefes kesici koleksiyon bölümleri var. Dediğin gibi, yeterince değerlendirilmemiş eser ve isimler de var. Biraz zaman tanınmasını dilerim. Önümüzdeki yıllarda bu sorularına sergiler cevap verebilmeli.

Peki şöyle sorayım, seni kişisel olarak heyecanlandıran, içine girdikçe fark ettiğin işler isimler ya da koleksiyonun kendine has özellikleri var mı?

Sadece ve sadece bir izleyici olarak söylersem Sabri Berkel, Mahmut Cuda. Ama şaheserlerin çoğu müzede. Nefes kesici işler var, hep birlikte göreceğiz. Anlatması güç.

Koleksiyonu müzenin açık kaldığı dönemlerden biliyoruz, ama kapalı kaldığı zaman içinde gelişmiş mi, yeni eserler eklenmiş mi, güncel sanat var mı? Yeni alımlar olacak mı, nasıl gelişecek?

Kısa yanıt: Münferit devirler var. Koleksiyonda güncel sanat çok az, ama benim tavsiyem şöyle, şu anda o topa girmek yerine modern zamanlara değer veren, kendi hikayesindeki eksikliklere eğilen bir koleksiyon politikası geliştirmek. Koleksiyon politikasının özenle biçimlenmesi, gelişigüzel yaklaşımlardan vazgeçilmesi gerekiyor. Teknik anlamda süreç ve ilkeleri yazıya döktüm. Yönetim Kurulu onaylarsa anayasa gibi işler.

Nedir bu ilkeler, biraz ipucu verir misin?

Alımları, araştırmaya ve çok net protokollere bağlamak, direktörün kendi başına karar vermemesi, bağış ve devir önerilerinin araştırılarak yönetim kuruluna sunulması, üniversitenin spesifik önerilerini yönetim kurulunun ulusal müze açısından değerlendirmesi, nepotizm ve pazar çıkarlarından uzak durulması. Bağışlarda çok dikkatli davranılması, fikri mülkiyetlerin netleştirilmesi, gibi gibi birçok konuyu ilkelere bağlamayı öneriyorum. Bunlar yapılmazsa koleksiyon ardiyeye döner.

Rektör Prof. Handan İnci, Gazete Duvar’daki söyleşisinde şunları söylemişti: “Müzenin yapısı için hareket alanımız gönlümüze göre serbest değil. Bu bir devlet kurumu. Yapılanmamız da bu sınırlar içinde olacak. Esneme payımız çok olmasa da bazı çıkışlar arayacağız. Müzenin nasıl işleyeceğini Yönetim Kurulu ile birlikte, bu konuda danışmanımız olan Vasıf Kortun belirleyecek” İnci’nin sözünü ettiği sınırlardan biraz söz eder misin? Nasıl bir işleyiş planlıyorsunuz? Ekipte kimler yer alacak mesela?

Müze yönetimini her anlamda belirleyen yönetmelikler var. Hocamın ifade ettiği sınırlar bunlar. Uzun vadede yönetmeliklerin dünyaya ve zamanımız müzeciliğine uyumlu hale getirilmesi hayırlı olur, örnek teşkil eder. Önceliğimiz görev tariflerinin uyumlu hale getirilerek işe alımların bu doğrultuda yapılması.

Bir üniversiteyle, bir kamu kurumuyla çalışmanın kolaylıkları, güzellikleri ve zorlukları neler?

‘No comment’, ne sen sor ne ben söyleyeyim…

Emre Arolat çok beğenilen bir proje hazırladı. Türkiye’de müze binası olarak yapılmış pek az yapı var. Yakın gelecekte pek çok yeni bina açılacak ama Resim Heykel Müzesi de ilklerden biri olacak. Yapı hakkında ne düşünüyorsun, hedeflediğiniz işlevleri karşılıyor mu, küratörler için, izleyici için nasıl bir deneyim vadediyor?

Emre Arolat, müzeyi oluştururken antrepo yapısının özelliklerini unutmuyor. Yapının caddeye bakan betebe yüzey, detay tasarımı tarihi ilişkiyi koruyor, GalataPort yapıları bu tarihi sildiği için Resim Heykel ayrı bir önem kazandı. Sirkülasyon bölgeleri ise büyük depoların koridorları gibi, malzemeler de o sertlikte. Koridorların çevresine dağılan farklı boyutlarda kutular var, bunlar sergi zonları. Kimisi bağımsız, kimisi geçişlerle, başka odalarla bağlantılı, kimisi iki kat. Bunlar daha evcil, daha yumuşak mekanlar. Hikayeleri bölerek anlatmaya müsaitler. Düşündüğümüz işlevlere yönelik değişiklikleri yansıtan küçük müdahaleler gerekiyor, onun dışında yapıyı olduğu gibi kullanabileceğiz.

Nasıl bir sergileme biçimi, yerleşim planlıyorsunuz? Mesela kaç geçici sergi olacak, bu sergileri düzenlerken ana fikir, hedef ne olacak? Sabit sergide neler yer alacak, ne sıklıkta değişecek?

Kasım sonuna kadar tüm program onaylanmış ve kamuya sunulmuş olur. Sabit sergi yerine koleksiyondan uzun dönemli sergiler tercih edilmeli, bunlar da iki ya da üç yılda bir değişebilir diye düşünüyorum. Kısa dönemli sergiler de beş ayda bir değişebilir. Henüz bu kararlar verilmedi. Bazı sergilerin seyahat edebileceğini planlamak lazım. Gönlümde, zamanı gelince müzenin gerçekleştireceği bir Sabri Berkel sergisinin Üsküp müzesinde sergilenmesi gibi projeler var. Kurum dışından sergiler de olabilir. Tüm Güney ve Güney Doğu Akdeniz havzasını kapsayan bir ‘kaligrafik modernizm’ araştırması gibi. Duygu Demir’le beraber çalışıyoruz, bu onun önerilerinden biri ve genel yaklaşımlarımızdan birine işaret ediyor. O yaklaşım da merkez olduğu varsayılan ama merkeze benzer mesafesi olan ortamların birbirlerinden haberdar şekilde veya gayri iradi olarak ürettikleri ilişkili pratikleri yeniden okumak.

Devletin sahip olduğu en büyük ve ciddi sanat müzesi olarak kapılarını açacak. Görsel sanatlar Türkiye’de devletin en az katkıda bulunduğu, en az ilişkide olduğu alan. Bu bakımdan bir devrim, yepyeni bir dönem başladığını söyleyebilir miyiz?

Umarım Resim Heykel vazifesini hakkıyla yapar ve iyi bir örnek teşkil eder, Rektör hoca kararlı.

Bir önceki soruyla bağlantılı olarak soruyorum, peki İstanbul Resim Heykel Müzesi bize ne anlatacak? Müzenin ideolojisi ne olacak, ana sergi bize nasıl bir kurgu sunacak?

Müzenin bir ideolojisi olmamalı, ideolojiden ziyade misyonu ve vizyonu vardır. Eğitsel bir rolü olmalı, keyifle zaman geçirmeye de müsait olmalı. Anlattığı hikayelerin çeşitlendirilmesi ve çok sesli olması gerektiğine de inanıyorum. Ama hikayeyi tamamlayan izleyici olmalıdır. Kurgusal açıdan da temsil ve teşhir gibi olgulara bakıyoruz, müze yeniden açıldığında kendi tarihini gözden geçirmesine fırsat vermek ve daha büyük tarihin içindeki yerini bu bağlamlarda değerlendirmenin önemli olduğunu düşünüyorum.

Türkiye’nin sanat müzeleri bakımından ikinci büyük dalgaya hazırlandığı günler içindeyiz. İlki Sabancı, Pera, İstanbul Modern’in açıldığı 2000’lerin başlarıydı. Şimdi Arter, yeni İstanbul Modern, Eskişehir Odun Pazarı Müzesi gibi yeni ve iddialı kurumlar geliyor. Resim Heykel Müzesi de bunlardan biri. Bu gelişmeyi nasıl yorumlamalıyız, hangi dinamiklerle yeni müzeler açılıyor? Müzeler birbirini tamamlıyor mu, yoksa tekrar mı ediyor? Bu müzeler arasındaki rekabet Türkiye’de sanatı nasıl etkileyecek?

Henüz bilmiyorum, farklı yaklaşımların çarpışması iyidir, işbirlikleri de iyidir, benzer koleksiyonlara sahip olabilir, benzer dönemlere odaklanabilirsiniz ama önemli olan neyi, nasıl ve ne amaçlarla yaptığınızdır. Her ikisinden de dünyada çok örnek var. Resim Heykel’in potansiyeli modern zamanlara diğer kurumlardan daha derin eğilmesini mümkün kılan bir envanter ve geçmişe sahip olması. Bu kapasiteye sahip olan bir müzenin diğer kurumların alanına fazla girmeden hareket etmesi daha doğru olur diye düşünüyorum. Örtüşmeler elbette olabilir ama modern müzemizin alanı farklı. Ama bu durum başka kurumların bu alana dair projeler yapmasını engellememeli, tersine, kayda değer bir çeşitliliğe açık olmalıyız.

Müze çok pahalı bir iş. Bu konuda Resim Heykel Müzesi nasıl bir yol izleyecek, işletme giderleri nasıl karşılanacak?

Bu soruya ben cevap vermesem. Danışmanlığın bir parçası öngörülebilir ögelerin bütçelerini hazırlamak.

Ve son olarak, İstanbul Resim Heykel Müzesi’ni ne zaman gezebileceğiz, takvim netleşti mi?

‘Erken bahar’ desek?

FAYDALI LİNKLER

Kültigin K. Akbulut’un rektör Prof. Dr. Handan İnci söyleşisi.

Mümkün olmayan müze

Yeni müzenin mimari projesi hakkında ilk haber.

Müzenin eski yeri, Veliaht Dairesi ne oldu?

YAZARIN DİĞER YAZILARI