Evrim Altuğ
Evrim Altuğ

Demokrasinin içinden misiniz, dışından mı?

Pazar, 18 Ağustos, 2019
İletişim Yayınları'nca basılan 'Demokrasi Dışı Siyaset' kitabı, bir çok dünya ülkesinin kronolojisi üzerinden otoriterlik, diktatörlük ve demokratikleşme ilişkisine büyüteç tutuyor. Kitabın içerdiği önermeler ve konu başlıkları, adeta insan ilişkileri ile sanat dünyasını da yansıtır birer ayna etkisini görüyor.

Siyasetin yalnızca parlamentolarla sınırlı olmadığını hazin bir yalınlıkla belgeleyen bir kitap, birkaç gün önce raflara tüm ağırbaşlılığı ile kondu. Orijinali 2017’de yayımlanan, Yeni Zelanda Wellington Üniversitesi akademisyeni, ‘Diktatörlükler ve Devrimler’ dersleri veren 1975 doğumlu Xavier Marquez imzalı kitabın tam adı, ‘Demokrasi Dışı Siyaset: Otoriterlik, Diktatörlük ve Demokratikleşme’ olarak, Türkiye uğruna zaten yeterince manyetik etki taşıyor.

İsmail Çekem Türkçesiyle İletişim Yayınları’nca basılan eseri okurken, gerek sanat ortamı, gerekse psikoloji-insan ilişkileri gibi farklı dallarda, bu kitabın tartıştığı durum ve krizlerin, ha keza var olup olmadığını, içten içe, dudaklarımı kemire kemire sorguluyorum. Taşlar hazin bir eşdeğerlikle, gerçekten de sanat sahnesi ve ikili ilişkiler adına peş peşe ve haşin bir özeleştirel dobralık tadıyla birbirine oturuyor. Konu başlıkları, ‘gel de sıkıysa hayatına bir de bu başlıklarla bak’ dedirtecek kadar bariz çünkü: ‘Otoriter Kurumlar’ (s.35), ‘Rejim Değişikliği, Devrim ve Demokratikleşme’ (s.42),’İktidarın Tek Adamda Toplanması’ (s.114), ‘Bağımlılık, Suç Ortaklığı ve Ayrıştırma’ (s.135-139), ‘Sansürcünün İkilemi’ (s.226), ‘Korku, Sevgi ve İktidar Ritüelleri’ (s.232), ‘Dalkavukluk Enflasyonu’ (s.243), ‘Müşfik Otoriterlik’ (s.249) gibi bir çok mevzu, 419 sayfalık bu küresel, eleştirel ve alabildiğine delille yüklü totalitarizm röntgeninden, algı ve belleğe bambaşka metaforlarla sızıyor.

Yazar Xavier Marquez

Ama elbette, sırf ikili ilişkiler ve sanat piyasası üzerinden değil, kitabın verdiği Venezuela, Kuzey Kore, Singapur, Irak, Meksika, Çin, Filipinler, Libya, Doğu Almanya, Yemen, Suudi Arabistan, Sovyetler Birliği gibi bir çok örnek ve kronolojik bakış vesilesiyle, aslî maksadı bünyesinde tartıştığı nice konu başlıkları, okuru, zaten yeterince cayır cayır aydınlatıyor. Liderlerin, ister liberal kurum, isterse sözde demokratik çatılar altında halkı nasıl bir psikolojik sermaye ve güdülü koyun haline getirdiğine yönelik onlarca ibretlik küresel örnek, bu çalışma boyunca peşi sıra, gözlerinizden ayrılmıyor.

Bir örnek vermek istiyorum. Kitabın 243’üncü sayfasında Çin Kültür Devrimi’ne büyüteç tutan yazar Marquez, ‘Dalkavukluk Enflasyonu’ndan bahsederken, yerine nice kişi, marka, ülke, rejim ve bayrağı koyabileceğiniz ‘kes yapıştır’ bir analizde bulunuyor:

“Çin’de, Kültür Devrimi sırasında, örneğin Mao Zedung’un destekçileri, ayrı fabrikalarda üretilen, üzerinde Mao’nun resmi bulunan, metalden yapılma küçük ‘Mao rozetleri’ takmayı alışkanlık haline getirmişti. İlk başta bu rozetleri yalnızca en koyu Mao destekçileri takıyordu. Buna karşılık, gerek Mao’nun gerçekten popüler olması, gerekse o dönemde Mao destekçisi olarak görünmemenin taşıdığı sarih dezavantajların bulunması, (Mao’ya ve fikirlerine sadakat yemini etmiş Kızıl Muhafız’ların öğrencilerin ve fabrika işçilerinin tacizine ya da daha kötü muamelesine maruz kalmak gibi) nedeniyle, kısa süre içinde herkes bu rozetlerden takmaya başladı. Çok geçmeden, fabrikalar talebi karşılayabilmek için milyonlarca rozet üretmeye başladı; Mao’ya gerçekten inandığını göstermek isteyen insanlar daha çok rozet takmaya ya da bu rozetleri Mao’ya olan hakiki sevgilerini gösterecek şekillerde takmaya başladı. Çapı 30 santime varan rozetleri elbiselerinin üzerine takarken, küçük rozetleri doğrudan vücutlarına tutturuyorlardı. (Daniel Leese, 2011, s.216)”

Bunun gibi, yazının başında ‘sanat’ ve ‘aşk’a bir de böyle bakın dedirtecek dobra kelimeleriyle, kitabın 232’nci sayfasında, siyasetin ‘Korku, Sevgi ve İktidar Ritüelleri’nden bahseden Xavier Marquez, Collins adlı bir diğer akademisyenin 2004’ten ödünç aldığı okumasını, şöyle misafir ediyor kitabında:

“Bilgi yönetimi, genellikle muhalefeti engellemek, halkın görüşlerini ve değerlerini şekillendirmek için kullanılmakla birlikte aynı zamanda, belli duyguların ‘üretilmesi’ amacını taşıyan daha geniş bir iktidar teknikleri setinin parçasıdır. Diğer tüm rejimler gibi, otoriter rejimler de bir yandan destekçilerinin enerjisini yükseltip sayısını arttırmaya (kısacası ‘sevgi’ üretmeye), diğer yandan da muhaliflerinin moralini bozup, sayılarını azaltmaya (kısacası ‘korku’ üretmeye) çalışır; bilginin kullanımı da duyguların yönetimi için kullanılan bir ‘iktidar ritüelleri’ setinin (önemli de olsa) sadece bir parçasıdır. Kitlesel seçim mitingleri, belirli olayların yıldönümlerinde düzenlenen gösteriler, yöneticiye duyulan hayranlığın ifadesine adanmış ritüeller, kamusal alanlarda kullanılan mahkemeler ve gerçekleştirilen infazlar, huzura kabul edilmeler, hatta politize edilmiş futbol maçları, siyasî elitlerin halkın duygularını yönetmede ve rejimin ayakta kalmasını sağlamada kullanabileceği o devasa ‘etkileşim ritüelleri’ cephaneliğindeki silahlardır.”

Marquez’in kitabındaki her coğrafi ve siyasî ibret vesikası, başta da dediğim gibi, insana sürekli kendini ve kendinde gizli otoritenin kara gölgesini hatırlatacak çimdik çimdik tespitlerle kaynıyor. Kitabı, ait olduğunuz gönül, dünya, meslek, camia, güruh paranteziyle okuduğunuzda da, gerek özeleştiri, gerekse siz ve dünya arasındaki ezeli muhalefet etkisinden kesinlikle hiç bir şey yitirmiyor.

Kitabı kendi ekseninden uzaklaştırmadan, çok kıymetli bulduğum bir diğer konu başlığına da burada, hazır ‘Yeni Medya’dan faydalanırken dikkat çekmeyi bir vazife biliyorum. Eserinde Marc Lynch ve Zeynep Tüfekçi gibi meslektaşlarına atıfla fikirlerini sergileyen Yazar Xavier Marquez, demokratik hareketler ve yeni sosyal medya ilişkisine değindiği kitabın 373’üncü sayfasında, “Devrim hiç de öyle ‘cep’te değil” dercesine, bakın hangi ifşalarda bulunuyor:

“…Akademisyenlerin de belirtmiş olduğu üzere, yeni sosyal medyanın, dünyanın dikkatini çekişmeci siyasetin görüldüğü örneklere çekmekte ve duyguları – kimi zaman protestocuların lehine, kimi zaman da aleyhine – harekete geçirmekte çok etkili olduğundan hiç şüphe duyulmaz.Buna karşılık söz konusu teknolojilerin topluma ne kadar nüfuz ettiği, ülkeden ülkeye önemli farklılıklar gösterir; Mübarek’in iktidardan indirilmesinden önce dahi, Batı medyasının bir ‘Facebook Devrimi’nden bahsettiği Mısır’da, nüfusun sadece %5,5’lik kısmının Facebook, dikkate bile alınmayacak %0,15’lik kısmının da Twitter hesabı vardı. Üstelik, bağlantı kalitesi düşük de olsa, bir şekilde internet erişimine sahip olanların genel nüfusa oranı, muhtemelen sadece %35’ti. Buna ilaveten Mısır istisnai bir örnekti: İsyanın uzun süredir iktidarda olan başka bir ömür boyu başkanı (Saneh’i) yerinden etmeyi başardığı Yemen gibi bir yerde,  bu sayılar çok daha düşüktü.  Yeni sosyal medya, insanlara baskıcı devletlere meydan okuma cesaretini gerçekten kazandıran yüz yüze etkileşim ritüelleriyle kıyaslandığında, yetersiz kalabilen bir alternatiftir.”

 

Kitabın Türkçesi İletişim Yayınları’ndan çıktı

Daron Acemoğlu, Hannah Arendt, Samuel P.Huntington, V.I.Lenin, Alexis Tocqueville gibi 50’nin üzerinde yazar ve aydına referans verdiği kitabıyla akademisyen Marquez, çalışmanın 11’nci bölümünde ise, en heyecanlı sorulardan birinin peşine, yine küresel örneklerle takılıyor. Rejimler nasıl değişir sorusuna ayırdığı bu bölümde, Marquez, kitabın 335’nci satırında şunu vurguluyor:

“Rejim değişikliği, şartlar müsait olduğunda kendiliğinden ‘meydana gelmez’. Bir önceki bölümde anlatılan uzun vadeli ‘makropolitik’ yapısal dönüşüm süreçleri rejim değişikliğinin zeminini hazırlamakla birlikte, çeşitli siyasal sistemler arasındaki geçiş, belirli kişilerin belirli şeyleri yapmasıyla, dilekçeleri imzalamasıyla, protestolara katılmasıyla, silahlara sarılmasıyla gerçekleşir. Hiç şüphesiz, bazen de rejimler kimsenin böyle bir niyeti yokken değişir. Mevcut kurumların anlamını değiştiren yeni kurumlar ortaya çıkar; mutlak monarşideki iktidar sahibi, daha kimse farkına varmadan, anayasal hükümdara dönüşerek, kendisini  bu defa geleneklerin ve yasanın gücüyle koruma altına alır.  Diğer taraftan, bu gibi durumlarda dahi, Trinidadlı yazar V.S.Naipaul’un ‘bir milyon isyan’ tanımlamasının çağrıştırdığı üzere, rejim değişiklikleri küçük, yerel, münferiden önemsiz ancak bir araya geldiklerinde devasa önem taşıyan çatışmaların sonuçlarıdır. Siyasi değişimler, hatta bunların epey önemli olanları, kimi zaman da yapısal koşulların hiç uygun olmadığı yerlerde meydana gelir…”

Günümüz insan ilişkilerinden aşka, oradan diplomasi ve ulusal siyaset koridorlarına nice gönderme yüklü bu kitap, karamsar ama gerçekçi ismine karşın; her uzmanlık dalı ve yaprağıyla teori ve pratikte demokrasinin nasıl daha iyi anlaşılıp, hayata geçirilebileceğine yönelik yüzlerce umut tümcesi barındırıyor.

 Yazar hakkında bilgi: https://www.victoria.ac.nz/hppi/about/staff/xavier-marquez

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI