Ailenin matematiği

Perşembe, 15 Ağustos, 2019
Aile kurulurken temeline kesişim kümesi mantığıyla matematik yerleştirildiğinde veya yola çıktıktan sonra bu matematiksel düzlemi kurmak mümkün olduğunda mutluluk yakalanır gibi büyük laflar edilmez tabii ki. Ancak iyi-kötü sürdürülebilir evlilikler, zor zamanlarda yoldaşlık eden eşler haline dönüşmek mümkün olabilir.

Sık karşılaştığım eleştirilerden birisi “ailecilik” hakkında söylediklerime itirazlardan oluşuyor. Hani yeri geldikçe “kutsal aileciler” veya bazen de “aile kutsayıcıları” diyorum ya eleştiriler de buradan geliyor. Yaşadığıyla yazdığı örtüşmeyen, çelişkili insanlardan birisi olarak görülüyorum, anlaşılan. Pek dert edinmem böyle şeyleri. En hafifi “çelişkili, kafası karışık” türünden şahsıma yöneltilen ön yargılar da düşünce özgürlüğüne dahil. Aile kurup sürdürmek, aile hayatına önem vermekle aileci olmak bambaşka şeyler zaten. Ahlaklı olmakla ahlakçı olmak arasındaki fark gibi düşünülmeli. Dindar olmakla din bezirganı olmak arasındaki fark da böyle.

Yoksa tanıyanlar bilir, ailemi severim. Sürdürmek için otuz dört yıl emek vermişim. Şans eseri eşim de aynı emeği sakınmadığı için karşılıklı gayretle devam etmiş bir başarı hikayesi var arkamızda. Uzun ömürlü her evliliğin, eşler arası karşılıklı çabayla mümkün olacağı malum. Herkese de tavsiye ederim insan hayatı için güvenli bir liman olan aileyi. Düşünsenize aktivist bir yaşamda her eylemden sonra dönüp gideceğiniz evinizde “Geliyorum, çayı demle” diyebileceğiniz bir eşiniz, çocuğunuz olması ne büyük konfor. Neyse fazla uzatmayayım kafam bu konuda net olduğu için pek girmedim aile içi yaşamın nasıl olduğu takdirde savunulmaya değer olacağına. Hem zaten onca aile danışmanı vardı ülkede, onlara düşerdi bu konularda kalem oynatmak.

Ancak geçtiğimiz günlerde izlediğim bir TV programı üzerine yazmaya karar verdim. İzleyenler olmuştur, program nafaka ve aile konuluydu. Kadın hareketinden Av. Hülya Gülbahar, yoksulluk nafakasına süre sınırı getirilmesi için yasada değişiklik isteyenler karşısında, yasanın neden bu haliyle kalması gerektiği yönündeki kadın görüşünü gayet net açıkladı, programda. KADEM üyesi Av. Pınar Hacıbektaşoğlu da kurumunun görüşü olması muhtemel, on yıllık süre sınırı getirilmesi önerisiyle çıktı izleyici karşısına. Kimi evlilik süresiyle sınırlansın ister, kimi 1988 öncesindeki gibi bir yılla sınırlar, MHP gibi bazıları beş yıl derken anılan programda el yükseltilip on yıla çıkarıldığına tanıklık ettik. Sanırsınız ki süre yönünden açık arttırmayla ihaleye sunulmuş, yoksulluk nafakası. Neyse nafaka ile ilgili daha çok yazacağım bu yazının asıl konusuna geçeyim. Programda evlilik danışmanı, alanının uzmanı akademisyenler de bulunuyordu. Ailenin insana huzur veren bir ortam olması için insan ilişkilerinde dikkat edilecek davranışlar, sürdürülebilir ikili ilişkilerdeki püf noktası hakkında çok kıymetli görüşler belirtildiyse de ben aradığımı bulamadım, açıkçası. İş başa düştü, sözün özü.

TÜİK raporuna değinilmişti programda. Aralık 2017 tarihli raporda yer alan boşanma nedenleri, dile getirildiyse de üzerinde durulmadan geçildi. Oysa aileyi anlamak açısından çok önemli bir veriydi sunulan: Kadınların boşanma nedenleri arasında yüzde 61.5 ile “eşin sorumsuz ve ilgisiz oluşu” ilk sıraya yerleşmiş. Aynı başlıkta erkeklerde oran yüzde 40.2. Kadınlara göre erkeklerin ilgisizlik ve sorumsuzluk şikayeti daha düşük ama bu da hiç az değil. Öyleyse diğer boşanma nedenlerinin çok çok üzerinde orana sahip olan ilgisizlik ve sorumsuzluk şikayeti üzerinde düşünülmesi, konuşulması gereken önemli bir konu. Hamasi ya da ırkçı söylemle aileyi put edinip kutsamayla değil bilimsel ve biraz da duygusal yaklaşmalı aile içi sorunlara. Aile içi iletişim eksikliği denilerek geçiştirilmesi yaygın alışkanlık olsa da bakış açımızı değiştirmek gerektiğini gösteriyor bu oranlar.

Ailenin matematiği olur mu, olursa nasıl olur? Matematik derslerini hep dört buçuktan beşle geçen eski bir öğrenciden matematik dersi almaya hazırsanız başlayalım. Konumuz kümeler, gerçi okuldayken sökememiştim bu konuyu, şimdi olmuş mu artık takdir sizin.

K kümesi ile E kümesi, iki bağımsız birim. Homosapiens türünün yetişkin kadın ve erkek bireyleri, gündelik yaşamda sahip olacağı her ne varsa tüm bu özelliklerini bavula ya da çeyiz sandığına doldurmuş olarak hayatlarını birleştiriyorlar. Nikah masasında deftere imza attıkları vakit de bünyelerinden mündemiç, edindikleri alışkanlıklar ve gündelik yaşamı sürdürülebilir kılacak bütün temel sorumluluklar. Her ne yapıyorlarsa imzadan sonra da aynılarını yapmaya devam etmeleri gerekiyor. Bir erişkinin gündelik yaşam pratikleri, genel hatlarıyla değişmez evlilikte.

Aile kurumu, evlilik hayatı K ve E kümelerinin kesişim alanı. Birey olarak hayatta kalmak için gerçekleştirdikleri her şeyi evlilikte ortak yaşamla birlikte sürdürmeleri gerekiyor. Aynı zamanda bağımsız bireyler olarak var olmaya da devam edecekler, doğal yaşam alanlarında. Ortak evin, yaşanılabilir bir yer olması için eve ilişkin sorumluluklar bu kesişim alanında yer alır. İş bölümü de her bireyin ortak yükümlülüğü şeklinde algılanarak yürütülür. Aynı zamanda bu bireylerin aileleriyle ilişkilerini sürdürmeleri de insan doğasının gereği olduğundan bu konuda sorumluluk ikiye katlanır. Bağımsız bireylerin artık bir de eşin aile ve akrabalarıyla kişisel ve kurumsal ilişki geliştirmeye hazır olması beklenir. Arkadaşlar içinden bazıları ortak arkadaşlara dönüşebilir, yeni ortak arkadaş, komşu vs. edinilir ve bunlar da kesişim alanına girer. Eşlerin ortak ilgi alanları geliştirmesi veya sahip oldukları farklı ilgi alanlarının bazılarında ortaklaşmaları beklenir. Bağımsız birimlerin hobilerinden bazıları ortak hobi haline gelebilir zamanla. Sevdikleri uğraşlar zamanla birbirine benzeyebilir ama dayatma olmamak koşuluyla mümkün bu benzeşme. Tabii aile iki kişilik kalmayıp çocuk/çocuklar hayata dahil olduğunda onlar bu kesişim alanının baş köşesine yerleşir. Kesişim kümesi içinde yer alan her yükümlülük gibi çocuklara ilişkin sorumluluk da mümkün mertebe eşit ölçüde paylaşılırsa aile yaşamı dengeli biçimde sürdürülebilir. Denk kelimesinin Anadolu’da eşeksırtında taşınan yük anlamında kullanıldığını hatırlayalım. Semerin iki yanına asılan bu yüklerin ağırlığı birbirine eşit olduğu takdirde sağlıklı yol alınabilir. Evlilikte de dengeli yaşam için aileye ilişkin yükümlülüklerin eşit paylaşımı temel şartlardan.

Kesişim kümesi olan ailedeki ortak işler kısmını anlamak kolay, kabul eden, uygulayan az olsa da. Ancak K ve E kümelerinin kesişim dışında kalan özel alanlarının hayati önemi gözden kaçar genellikle. Ülkemizde kadının da aile dışında bir yaşam alanı olduğu gerçeğini inkar etmek yaygın yanlışlardan. Halbuki aile sorunlarının başında gelir, eşlerden birinin diğerine özel yaşam alanı tanımayışı. Yukarıda söz ettiğim ilgi ve sorumluluk eksikliği nedeniyle boşanmaya giden çiftlerin kast ettiği şey sadece eve, çocuğa, ailelere ilişkin sorumlulukların paylaşılmayışı değil yaygın kanaatin aksine. Asıl mesele sosyalleşme ihtiyacının karşılanması. Biz insan, sosyal varlık demeyi alışkanlık haline getirsek de evlilik süresince eşlerin bu ihtiyaçlarını birbirlerinden karşılayacağı yanılsamasına düşüyoruz sıklıkla. Dolayısıyla ilgi ve sorumluluk eksikliği dendiğinde de akıllara hemen çocuk bezi değiştirme ya da bulaşık yıkayıp, ütü yapmak gibi işlerden kaçış geliyor. Bu kaçış, erkeklerin bu işlerden uzak durma yönündeki olağan üstü çabaları malum ama sorun bundan ibaret değil.

Örneğin eşlerden birisi iş hayatı ve eşten bağımsız özel arkadaşlara sahipken diğerinin bundan mahrum bırakılması, kümelerden birinin ortak alana, kesişim kümesine hapsolmuş hali, sorunların temeli bence. Genellikle kadın ama daha az oranlar olsa da erkekte de rastlandığı gibi, eşlerden birisi sosyalleşme ihtiyacını sadece diğer eşten karşılamak zorunda kalırsa eğer, bu ihtiyacını karşılayacak yeterli ilgiyi asla bulamaz. Eşten gördüğü ilgi asla sosyalleşme ihtiyacını karşılayamaz. Daima “Benimle ilgilenmiyor, sevdiğini yeterince sık söylemiyor” türünden şikayetler duyulur çiftlerden. Duygusal tatmini salt eşinden bulmak zorunda kalan/bırakılan sıklıkla rastlanan bu yakınmaların sosyalleşme açlığının bastırılmasıyla giderilebileceğini düşünüyorum. İnsanın duygusal tatmini için bağımsız birey olarak kendi sosyal çevresine sahip olup, orada kabul gördüğünü bilmeye ihtiyacı var.

Boyumdan büyük işe kalkışıp şematik anlatmaya çalıştığım bu kümeler içine yerleştirdiğim insani faaliyetler her evlilikte aynı olmayacak kuşkusuz. Ancak her bireyin kendi özel alanına sahip olması, kendine mahsus yani evden, çocuktan, eşten bağımsız uğraşılar geliştirmesi, dengeli bir aile yaşamının sürdürülmesi için en az ev içi eşit iş bölümü kadar gerekli. Herkes ücretli ya da para kazanılan bir işte çalışmıyor evet ama illa ki ev dışında soluklanma alanları bulunuyor eşlerin. Sürdürülebilen evliliklere baktığımızda erkeğin mahalle kahvesinde, kadının kabul günlerinde geçirdiği zamanların aslında eşlerin evden bağımsız sosyalleşme ihtiyacını karşılamakta hayli önemli payı olduğunu görürüz. Tepeden ve yüzeysel bakılarak sıklıkla küçümsenip, alt sınıflara mahsus boş işler gibi sunulsa da bu sosyalleşme alanları pek çok ailenin ulaşabildiği en önemli oksijen kaynağı. Buralarda soluklanıyor eşler ve tekrar ev, aile rutini için enerji depoluyor.

Aile kurulurken temeline kesişim kümesi mantığıyla matematik yerleştirildiğinde veya yola çıktıktan sonra bu matematiksel düzlemi kurmak mümkün olduğunda mutluluk yakalanır gibi büyük laflar edilmez tabii ki. Ancak iyi-kötü sürdürülebilir evlilikler, zor zamanlarda yoldaşlık eden eşler haline dönüşmek mümkün olabilir. Aile yaşamı erkekler için değme saraylarda bulunmayacak konforlu bir yaşam sunarken kadın için cariye, hizmetçi, bakıcı hele ücretli bir işte de çalışıyorsa üste para vererek yapılan bir kölelik şeklinde kurulursa yürümez tabi. Ama iş yükü nedeniyle boşanma da pek görülmez. Dünya işi bir şekilde çekilir ama duygusal tatmin, sosyalleşme ihtiyacı mühim mesele. Kadının bağımsız, özgür birey olarak tüm medeni ve hukuki haklarıyla yer alacağı aileler, bireylerin sosyalleşme ihtiyacını karşılayabileceği alanlar yaratır. Tersi olduğunda aile birliğinin sürdürülmesini bırakalım bir kenara araştırmalarda bekar, çocuksuz kadınların daha mutlu ve uzun ömürlü olduğu gerçeğinin karşımıza çıkışına da şaşırılmaz. Kadın istihdamına dahi “Peki, bizim çorabımızı kim yıkayacak?” sorusuyla karşı çıkanların aynı zamanda aile kutsayıcısı kişiler olduğunu biliyoruz. Aileye gerçekten önem veriyorlarsa o zaman o ailelerin kadın ve çocuklar için de mutlu, huzurlu bir yaşam alanına dönüşmesi için demokratik ve eşit ilişkiye dayalı aileler kurulmasını teşvik etmeliler. Eşlerden birisi aile birliğine sadakatle yaşarken, hangi eylemleri kendisine hak olarak görüyorsa o eylemlerin, eşinin de hakkı olduğunu peşinen kabul etmeli.


Berrin Sönmez kimdir?

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunu. Aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak akademiye geçti. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na giriş süreci üzerine yüksek lisans tezi yazdı. Halkevi ve kültürel dönüşüm konulu doktora tezini yarıda bırakarak akademiden ayrılıp öğretmenlik yaptı. Daha sonra tekrar akademiye dönerek okutman ve öğretim görevlisi unvanlarıyla lisans ve ön lisans programlarında inkılap tarihi ve kültür tarihi dersleri verdi. 28 Şubat sürecindeki akademik tasfiye ile üniversiteden uzaklaştırıldı. Dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağımlı yargısı, akademik kadroları “rektörün takdir yetkisine” bırakarak tasfiyeleri gerçekleştirdiği ve hak arama yolları yargı kararıyla tıkandığı için açıktan emekli oldu. Sırasıyla Maliye Bakanlığı, Ankara Üniversitesi, Milli Eğitim Bakanlığı ve Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde ortalama dört-beş yıl demir atarak çalışma hayatını tamamladı. Kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunucusu, feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI