Sansürün iki yüzü: Yasa ve piyasa!

Salı, 13 Ağustos, 2019
Eşitsiz şartlarla inşa edilmiş, tekellerin insafına bırakılmış piyasanın ‘görünmez eli’ sansürün etkin araçlarından birisi. Sinema salonlarında birçok filmin görünmez hale getirilmesi de buna örnektir. Mevzu sansür olduğunda yasa ve piyasa bir elmanın iki yarısıdır. Ama elma zehirlidir!

Yaklaşık bir yıl önce, döviz kurlarının birden fırladığı dönemde ekonomideki bu olumsuz gidişin kültür-sanat alanında nasıl sonuçlar doğurabileceğine dair iki yazı kaleme almıştık. İlki 17 Ağustos 2018’de yayınlanmıştı ve “Ekonomik kriz kültürü nasıl vuracak” başlığını taşıyordu. Bu yazıda, krizle birlikte kültür-sanat etkinliklerinin hatırı sayılır oranda azalacağını özellikle kâğıt maliyetinin artışı nedeniyle birçok yayının devamlılığını sürdürmekte zorlanacağını belirtmiştik. 2 Eylül 2018 tarihli olan ve “Kültürü tasfiye aracı olarak ekonomik kriz” başlığını taşıyan yazıda ise iktidarın zor durumda kalacak olan yayınlara, (özellikle de kendisinden olmayanlara) kriz dönemi için destek olmasının imkânsızlığı ve bu krizin giderek birçok yayının kapanmasıyla sonuçlanacağı üzerineydi. Geride bıraktığımız yılda onlarca yayın kapısına kilit vurmak zorunda kaldı.

Yine de her şeye rağmen ayakta kalmaya çalışan, büyük fedakârlıklarla kendi alanlarındaki yazın faaliyetini sürdürmekte ısrar eden birçok süreli yayın için çok daha büyük bir tehlike arz eden ‘ekonomik’ sansür süreci hayata geçti. Aydın Doğan’a ait dağıtım şirketini ve en büyük kitap mağazası zincirini aldıktan sonra tam anlamıyla tekel haline gelen Turkuvaz Medya’nın tamamen ticari yollarla oyunun dışına ittiği yayınlardan bahsediyorum. Turkuvaz Medya’nın tekel haline gelmesinin ardından birçok küçük dergi zorunlu olarak Dünya dağıtım ile anlaşmak zorunda kaldı. Ancak son gelen haberlere göre bu dağıtım şirketi ciddi bir ekonomik darboğaz içinde ve dağıtımdan kaynaklı ödemelerini aylardır yapamıyor ya da yapmıyor. Ülkenin en köklü dergilerinden Varlık’ın yöneticileri bir süre önce bu durumu dile getirmiş ve Turkuvaz grubunun dağıtım ve kitapevinde yer alma koşullarının ağırlığını hatırlatmışlardı. Varlık şimdilik bu krizi aşmış görünüyor ama aşamayan birçok dergi var. Kendileri henüz kamuoyuyla paylaşmadıkları için isim vermeyeceğim ama Dünya dağıtımın krizi ve Turkuvaz Medya’nın “ayakbastı parası” olarak talep ettiği rakamlar kimi dergileri yayın hayatına son verme kararı almaya zorlarken, kimileri de bunu ciddi ciddi düşünmeye başladı. Bu medya grubunun ülkenin en büyük kitapevi zincirini aldıktan sonra vitrin düzenlenmesinden, bazı kitapların burada satılmamasına kadar birçok karar aldığı da herkesin malumu. Yayıncılar Birliği geçen yıl yaptığı bir açıklamada Turan Dursun’un “Din Bu” kitabının raflardan kaldırıldığını belirtmişti. Tekin Yayınevi de İbrahim Kaboğlu, Zeynep Altıok ve Orhan Gökdemir’in kitaplarının söz konusu mağazalara alınmadığını ifade etmişti. “Metastaz” kitabının yazarlarından Barış Terkoğlu da nisan ayında sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımla kitabın D&R’da satıştan kaldırıldığını duyurdu. Kitaplarının bu mağaza zincirinde yer almayacağını düşündüğü için hiçbir girişimde bulunmayan yayınevlerinin olduğunu da hatırlayalım. Gördüğünüz gibi ‘piyasa’ kendi düzenini işletiyor ve arkasında sermaye gücü olmayan yayınların birer birer sahneden çekilmesinin yollarını döşemeye devam ediyor.

Son dönemin bir diğer gündemi ise hiç kuşkusuz internet yayınlarına yönelik yönetmelik etrafında dönen tartışmalar. Bu konu bir süredir tartışıldığı için uzun uzadıya yazmaya gerek yok. Ancak, tıpkı sinema yasasında olduğu gibi (ve daha birçok yasada) kanun koyucu gri alanları belirsizlikte bırakmayı tercih etmiş. Böylece siyasal konjonktüre göre bu gri alanların yorumlanması söz konusu olabilecek. Mevzu Netflix gibi ana akım kurumlar üzerinden tartışılsa da yönetmelikteki muğlaklıkların her türden yoruma açık olduğunu anlamak için Faruk Bildirici’nin yazısını şuraya bırakmak yeterli.

Çünkü daha yakıcı bir sorunumuz var. Artık bu ülkede mahkeme kararıyla kitap ve yayın toplatma uygulaması ‘tek tek’ yapılmıyor, tıpkı darbe dönemlerinde olduğu gibi topluca uzun listeler halinde gerçekleştiriliyor. Birkaç gün önce İleri Haber’in ortaya çıkardığı gelişmeye göre birçok kitap ve dergi hakkında toplatma kararı verildi. Bunun ilk uygulamasının Bodrum’da gerçekleştirildiği belirtiliyordu. Sonra bu kararın bütün illere gönderildiğini de öğrendik. Toplatılan yayınlardaki dikkat çekici şey büyük bir kısmının sosyalist hareketlerin süreli ya da süresiz yayınları olması. Buna bir de Bianet’in de ‘sehven’ eklendiği internet sitesi ve sosyal medya hesaplarını kapatan mahkeme kararını da ekleyeyim.

Suriye’ye yönelik bir askeri operasyonun ısıtıldığı şu dönemde gelen bu sansür dalgasının yükselerek artacağını öngörmek zor değil. Ama ‘sansür’ yalnızca kanun koyucuların ve bu kanunları uygulayanların elinden çıkmıyor. Eşitsiz şartlarla inşa edilmiş, tekellerin insafına bırakılmış piyasanın ‘görünmez eli’ de sansürün etkin araçlarından birisi. Sinema salonlarında birçok filmin görünmez hale getirilmesi de buna örnektir. Mevzu sansür olduğunda yasa ve piyasa bir elmanın iki yarısıdır. Ama elma zehirlidir!

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI