Evrim Altuğ
Evrim Altuğ

Dijital bağımlılıkla mücadele rehberi

Pazar, 11 Ağustos, 2019
ABD'li akademisyen Cal Newport'un 'Dijital Minimalizm' kitabı, okurları ekran bağımlılığı ile yüzleştiren örneklerle dolu. Farklı önerileriyle bu sorunla baş etmenin yollarını da içeren kitap, hayatlarımızdaki 'dijital ıvır zıvır'ı algılamamızda önemli bir eşik üretiyor.

Metropolis Yayıncılık, geçen haftalarda ABD’li akademisyen Cal Newport’un ‘Dijital Minimalizm‘ kitabını Türkçeye kazandırdı. Cansen Mavituna çevirisiyle okuduğumuz Newport, ABD’nin başkenti Washington’daki Georgetown Üniversitesi’nde, bilgisayar bilimleri alanında doçent olarak çalışmayı sürdürüyor. Türkçede Onur Öztürk çevirisi ile yine aynı yayınevi etiketiyle ‘Pürdikkat: Odaklanma Becerisini nasıl yitirdik, nasıl geri kazanabiliriz?’ isimli çalışmasını ise 2017’de raflara taşıyan Newport, bu kitabında okurlara ‘ekran bağımlılığı ve teknoloji yorgunluğu sarmalından kurtulmak için bir yol haritası’ teklifinde bulunuyor. Kitabını ‘temeller’ ve ‘uygulamalar’ olarak bölümleyen akademisyen, çalışmanın giriş metninde, 11’inci sayfada şu tespitte bulunuyor:

“Bir yerlerde yeni bir gelişme var mı diye ikide bir Twitter’a bakma veya Reddit’teki yeni içeriklere göz atma dürtüsü, sinirsel bir tike dönüşüyor. Bunlar yüzünden zaman o kadar ufak parçalara bölünüyor ki, anlam ve amaç dolu bir hayat için gerekli odaklanma haline imkân kalmıyor.”

Newport’un bir diğer tespiti ise, bizi esas rahatsız eden şeyin ‘kontrolü kaybetme’ duygusu oluşu. (s.25) Akademisyen, “..gün içinde onlarca kez, meselâ çocuğumuzla ilgilenmemiz gereken bir vakitte kendimizi telefona kaptırdığımızda veya sanal bir kitleye ulaştırmak gibi garip dürtülere kapılmadan güzel bir ânın tadını çıkarma yetimizi kaybettiğimizde, tekrar tekrar yaşadığımız bir duygu bu.” ifadesini kullanıyor.

Cal Newport

Eski bir Google çalışanı olan Tristan Harris’in (s.27) kitapta yer alan bir söyleşideki şu yanıtı da, ayrıca çarpıcı: “Evet, insanları programlıyorlar. Teknolojinin nötr olduğuna dair bir muhabbet dönüp duruyor; onu nasıl kullanacağımız bize bağlıymış falan filan. Bu düpedüz yalan. Teknoloji nötr filan değil. Sizin teknolojiyi belli şekillerde, uzun bir süre boyunca kullanmanızı istiyorlar. Çünkü bu şekilde para kazanıyorlar.”

Dijital Minimalizm, Cal Newport, Çev: Cansen Mavituna, Metropolis Yayınları, 2019, 240 syf.

Cal Newport, iletişimin gerekliliği ve doğallığına yönelik şu tespiti de yapıyor, kitabında: (s.105)

İletişim halinde olduğum okurlarımdan çoğu, düşük seviyeli bir kaygı uğultusunun gündelik hayatlarının bir parçası haline geldiğini kabul etti. Duyduğu kaygıya sebep olarak yakın zamanda yaşanan ekonomik ve siyasi krizleri gösteren de oldu, bunun yetişkin olmanın getirdiği strese verilen normal bir tepki olduğunu düşünen de. Fakat düşüncelerle baş başa kalmanın faydalarını ve bu alışkanlıktan yoksun olan grupların yaşadığı sorunları incelediğimizde, karşımıza çok daha basit bir açıklama çıkıyor: Biz insanlar, gelişmek için yalnızlığa ihtiyaç duyuyoruz ve son yıllarda farkında olmadan bu kritik davranışa hayatlarımızda sistematik olarak daha az yer verir hale geldik.

Velhasılıkelâm şöyle denebilir: İnsanın devreleri, sürekli bağlantı halinde olacak şekilde bağlanmamıştır.

Kişinin iletişim aygıtları üzerinden yapacağı gönüllü diyetin bereketli neticelerini sıralayan ‘Dijital Minimalizm’ kitabı, 121’inci sayfasında açtığı ‘Beğen butonuna basmayın,’ teklifi ile de hatırda kalıyor. Bu konuda görüşlerine yer verilen bir diğer düşünür olan Matthew Lieberman hakkında satırlar aktaran yazar Newport, şu fikirleri kitabında ağırlıyor: “…Belli bir işle meşgul olmadığımızda bile, kesintisiz ve gürültülü bir uğultuyla oradan oraya uçuşan fikir ve kanaatlerle uğraşan beyinlerimiz her zaman aktif haldedir. Bu sürecin kendisinde nasıl işlediği üzerine düşünen Lieberman, arka plandaki bu faaliyet uğultusunun genelde az sayıda hedefe odaklandığını fark etti: “Başkaları, kendimiz veya her ikisi birden.” Yani varsayılan ağ, sosyal biliş (social cognition) ile bağlantılıydı.

Newport kitabında ‘organik’ ve ‘dijital’ iletişim türlerinin insan ve psikolojisi üzerinde yaptığı türlü etkileri de örnekliyor. 2017’de bu konuda NPR kanalında yer verilen bir haberdeki şu cümleyi delillendiriyor kitabının 128’inci sayfasında, yazar ve akademisyen: “Yalnız mı hissediyorsunuz? Sebebi sosyal medyada çok fazla zaman geçirmeniz olabilir.” Ve şu saptamada bulunuyor: “20’nci yüzyıl ortasında fazlasıyla işlem görmüş gıdaların ‘icat edilmesi’nin küresel bir sağlık krizine yol açmasına benzer bir şekilde – bir tür sosyal fast food olarak niteleyebileceğimiz – dijital iletişim araçlarının istenmeyen yan etkilerinin de aynı derecede kaygı verici olduğu, yavaş yavaş ortaya çıkıyor.

Cal Newport, çalışmasında birçok sosyal medya etkileşim ve iletişim aygıtının, bağımlılık yapıcı bir cazibe yaratmak amacıyla sosyal içgüdülerimizi gasp edecek şekilde tasarlandığından bahsediyor. Yazar ve bilim insanı sözlerini (s.134) şöyle sürdürüyor: “…Günün birkaç saatini bir şeylere tıklayarak ve ekranı kaydırarak geçirdiğinizde, daha yavaş etkileşimlere ayıracak pek vaktiniz kalmıyor. Ayrıca sosyalleşme illüzyonu yaratan bu takıntılı kullanım yüzünden ilişkilerinizde zaten özen gösterdiğiniz zannına kapılıyor ve daha fazla çaba harcama ihtiyacı duymuyorsunuz.

MIT’de bu konuda araştırmalar yapan Sherry Turkle’ın yine NPR isimli yayın kuruluşunda Stephen Colbert ile arasında geçen diyalog da, bu kitabın kavramsal odak noktaları arasında desek, yeri… Şöyle aktarıyor yazar Newport, ilgili programdaki söyleşi cümlelerini:

“…Colbert, meselenin özüne inen şu ‘derin’ soruyu yöneltti: ‘Bütün bu kısacık ‘tweet’ler, ufak tefek çevrim içi irtibat yudumları, toplamda gerçek ve doyurucu bir sohbet etmiyor mu?’ Turkle’ın bu soruya cevabı kesin ve net bir ‘Hayır,’ oldu. Bunu da şöyle açıkladı: “Yüz yüze sohbet yavaş açılır. İnsana sabretmeyi öğretir. Tona ve ince farklara dikkat kesiliriz. Dijital cihazlar aracılığıyla kurduğumuz iletişimde ise, başka alışkanlıklar ediniriz.

Bununla beraber, yazar ve akademisyen Newport kitabında ‘yavaş medya’nın olumlu yan etkilerini de vurgulamadan, edemiyor. Bakın (s.208) ne diyor: “Yavaş haber tüketiminin önemli bir ayağı daha var: Siyasî ve kültürel meselelere dair yorum ve görüşlere ilgi duyuyorsanız, kendi konumunuza muhalif savların en iyi örneklerini de okuyarak, bu deneyiminizi zenginleştirebilirsiniz. Size katılmayan herkesin zırdeli olduğunu düşünmektense, siyasî meselelerde uyuşmadığınız zeki ve yetenekli yorumcular ile yazarların fikirlerine de kulak verin: Sokrates’ten beri bildiğimiz gibi, çeşitli tarafların iddialarına kulak vermek, ortada dönen tartışmanın içeriğinden bağımsız olarak derin bir tatmin ve haz duygusu sağlar.

Netice olmasa da başlangıç yerine şöyle diyebiliriz ki yazar Newport, kitabında ‘sağlıklı medya tüketimi’nin bu ve bunun gibi birçok teorik ve pratik ipuçlarını bizlerle art arda paylaşıyor. Bunu yaparken hayattan tam anlamıyla kopuk olmadan, nasıl gerçek anlamda dönüştürücü, sosyal ve üretken olabileceğimizi kıyasıya sorguluyor.
‘Dünyayı sessize alıp, bu kitabın üzerinden kendi özel yaşam ‘pencere’nize tıkır tıkır yoğunlaşmak için tam sırasıdır,’ diyorsanız, bu yazıyı lütfen ‘beğenmeyin’, ‘paylaşmayın’.

YAZARIN DİĞER YAZILARI