Mehmet Said Aydın
Mehmet Said Aydın

Ya sahne diye bir yer olmasaydı: Vedat Yıldırım

Salı, 6 Ağustos, 2019
Cemal Süreya, İlhan Berk için “Şiir diye bir şey olmazsa, o icat ederdi” mealinde bir söz söyler. Ben de naçizane el yükseltiyorum. Sahne diye bir yer olmazsa, Vedat Yıldırım onu icat ederdi.

Bu bilgi halen tuhaf geliyor ama evet, Ankaralı. İstanbul’a ilk geldiğim yıllarda konuk oldukları bir üniversite söyleşisinin aynı zamanda televizyon programı olduğunu geç fark etmiştik. Bilmiş bilmiş sorduğum soru bir yana, programdan sonra hemen yanında bitmiştim. Ne işe yarayacaksa o bilgi, “bizim oralı” olduğundan emindim. Ankaralı olduğunu duyunca yaşadığım hafif dehşet baki kaldı ona dair. Az evvel hayattan soğumuş insanın sahnede içinden bir canavar çıkması dehşeti.

Vedat Yıldırım, kendi imzasıyla “Wedo”, memleketin yüz akı müzik gruplarından Kardeş Türküler’in solistlerinden biri, ilk günden bu yana. Kardeş Türküler, Boğaziçi Üniversitesi’nden neşet etmiş bir “proje”. Kelimenin kötü haline çok maruz kaldığımızdan, tırnak içine mecbur kalıyoruz. Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu (BGST) projesi olan Kardeş Türküler’in 1997’deki ilk albümünden bu yana orada şarkı söylüyor Vedat Yıldırım, arkadaşları yoldaşlarıyla beraber – buraya bir Feryal Öney yazısı da gelecek yakın zamanda.

Benim ve sanırım çağdaşlarımın çoğunun esas Kardeş Türküler albümü Doğu. “Dargın Mahkûm”la başlayan, bir Tenekeci Mahmut derlemesi olan “Nevruz Türkü” ile devam eden, nihayet Ermeni halk şarkısı “Haynırına” ile biten 11 şarkılık o albümün hatırası çoğumuzda çok derin. Halen Kardeş Türküler konserlerinde en coşkulu anların o şarkılarda yaşandığını “sanmamız” da sanırım bizim kuşağın kusurlarından biri sayılabilir. Albümün Kardeş Türküler sitesinde açıklama kısmındaki şu yorum, kanımca halen dikkate değerdir: “Yaşanan türkü trendinin taşıdığı tehlikeler, gerçekten de bu coğrafyanın müzik kültürüne yaklaşımda ciddi bir ihtimamı zorunlu kılıyor: ‘türkülere dönüş’ süreci ne yazık ki, Anadolu, Mezopotamya ve komşu bölgelerin müziklerinin ‘homojenleştirilmesi/anonimleştirilmesi’ sürecine dönüşmüş bulunuyor. Güzel, içli ve narin türkülerin ‘soft’ bir formatla ve kibar bir Türkçe ile okunduğu, etnik farklılıklar bir tarafa (bu hiç gündem olamamıştır) bölgesel-kültürel farklılıkların da şablon düzenlemeler içinde eritildiği, mahiyet itibariyle ‘özgün müzik’ geleneğine komşu olan bu tarzın yarattığı ve yaratacağı müzikal tahribata daha ayrıntılı olarak bakılması gerekir.”

Vedat Yıldırım’ı sahnede ilk ne zaman dinledim diye düşünüyorum, bulamıyorum. İstatistik ilmine başvurmama gerek yok ama başka bir sorunun yanıtı için. Hayatta, sahnede en çok Kardeş Türküler izledim. Sonra “Bajar” doğdu, izledim. Sonra “Ev Kayıtları” albümü geldi, lansman konserinde bizzat aynı sahneyi bölüştüm Vedat Yıldırım ve Cansun Küçüktürk’le beraber. Bir süredir konser veremedikleri Açıkhava, Kadıköy’ün çeşitli mekânları, Beyoğlu, Ankara, Diyarbakır, Mardin… Epey yerde, epey defa dinledim. Hepsinde ayrı bir tat aldım, hiçbirinde asla sıkılmadım ve hep “öğrenmiş” döndüm, nereye dönüyorsam. Sahneye neredeyse iman etmenin ne demek olduğunu, sahnede var olmanın ne demek olduğunu, enstrümanın aslında neye dönüştüğünü, bizzat sesin enstrüman olduğunu. Bu meyanda, dinleyicilik “kariyerim” için Kardeş Türküler ve ardından Bajar, diyebilirim ki, okul görevi görmüştür. Sahnesiyle, hazırlığıyla, şarkı seçimleriyle, icra iştahıyla, kulisiyle ve evet, sonrasında oturulan masalarıyla da.

Burada müzik üzerine yazmaya çalıştığım her yazıda, aslında bir icradan bahis açıyorum. Konu Vedat olunca sadece bir icradan bahis açmak çok zor. Ama deneyeceğim. İlki, Kadıköy’de teraslı bir ev, kalabalık bir masa, masanın ucunda Eşber Yağmurdereli oturuyor. O akşamın bir kaydı vardı, yıllarca açıp dinledim. Sonra çalınan bilgisayarla uçup gitti, bunda da vardır bir hayır dedim. Orada Vedat’ın icrası değil, susmasını övmek isterim. Eşber Yağmurdereli, dudağında sigarasıyla bir potpuri yapıyor Erzurum türkülerinden. Hepimiz, herkes Vedat’a bakıyoruz. O da eşlik etsin, türkünün ucundan tutup havalandırsın, bu tam onun ses aralığında, kim bilir ne kadar güzel söyler diyoruz gözlerimizle birbirimize. Vedat, hiç katılmıyor, huşu içinde dinliyor, Yağmurdereli potpurisi bittiğinde de aramızda en aşkla alkışı o çalıyor.

Ekim 2010’dan bir kayıt. Ari Hergel çalıyor, “Kör Fotoğrafçılar” projesi var, zifiri karfanlıkta müzik icra ediliyor. Gomidas anılıyor ve Vedat “Seyran” söylüyor Kurmancî. Arto Tunçboyacıyan ritimle eşlik ediyor. Vedat’ın eli önünde kavuşuk. Gözü zaten kapalı. Hayatımda bu kadar içten bir icrayı az biliyorum. Orada olmadığım için hayıflanıyorum.

Ve “Ev Kayıtları” albümündeki “Söğütlüçeşme”. Benimle Üsküdar’da, Kurtuluş’ta, Cağaloğlu’nda dolaşan o şarkının nihayetinde, hayatımda bir mart günü bütünlenmesi. Tam da o durakta: “Söğütlüçeşme durağında/ Bekleyen gözler küsmüş/ Egzozlu parfüm kokusu/ Halimize tüy dikmiş/ Sen esmeyince buralarda/ Meltemler poyraz olmuş/ Asfaltın topuk sesleri/ Şarkımıza meşk etmiş”.

Cemal Süreya, İlhan Berk için “Şiir diye bir şey olmazsa, o icat ederdi” mealinde bir söz söyler. Ben de naçizane el yükseltiyorum. Sahne diye bir yer olmazsa, Vedat Yıldırım onu icat ederdi.

Evvela not: Cüneyt Cebenoyan toprağa verildi. Hep iyilikle hatırlayacağım onu. Hüda rahmet etsin.

Saniyen not: Geçen hafta eser sayıda okur ahbap neden yazı yazmadığımı sordu. Yanıtı geçiştirdim. Sebep bir iletişim kazasıydı. Sanırım “gazete” ortamında “üst kurmaca”ya başvurmak anlamlı değil. Editörüme notum olsun bu da.

Salisen not: Cihat Duman şairdir. Üstelik çok da iyi bir şairdir.


Mehmet Said Aydın kimdir?

1983 Diyarbakır. Kızıltepeli. Türk Dili ve Edebiyatı okudu. Üç şiir kitabı var: “Kusurlu Bahçe” (2011), “Sokağın Zoru” (2013), “Lokman Kasidesi” (2019). “Kusurlu Bahçe” Fransızcaya tercüme edildi (2017). “Dedemin Definesi” (2018) isimli otobiyografik anlatısı üç dilli yayımlandı (Türkçe, Kürtçe, Ermenice). Türkçeden Kürtçeye iki kitap çevirdi. BirGün ve Evrensel Pazar’da “Pervaz” köşesini yazdı, Nor Radyo’da “Hênik”, Açık Radyo’da “Zîn”, Hayat TV’de “Keçiyolu” programlarını yaptı. Editörlük yapıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI