Ali Duran Topuz
Ali Duran Topuz

Seken kurşun, coğrafya, kader

Pazartesi, 5 Ağustos, 2019
Hakkari Valisi’nin, öldürülen Kürt gencinin taziyesinde söylediği “Tabii biraz da kader bu. Coğrafi kader” sözü, İbni Haldun’a atfen anlaşıldı. Doğrudur. Fakat daha çok Erdoğan’ın Soma katliamından sonraki, “Bu işin fıtratında bu var” sözüne bakmak gerekli: İki söz de egemenin ölümü ve hayatı kime nasıl paylaştırdığını ilan ediyor.

Kurşun seker! Hakkari’de dört gün önce askerler, sınırdan geçen bir grup köylüye ateş açtı. Vedat Ekinci adında, 14 yaşındaki bir Kürt çocuk öldürüldü. Bir kişi de yaralandı. Valilik, “Kurşun sekti” dedi, özetle.
Kurşun seker. Ve ve sekip de bir can aldığında, sekti canım ne olacak kasıt yok asla filan diyorsanız, iki şey diyorsunuzdur: Ateş ettiğimizde kimin vurulduğu o kadar da önemli değildir. Ateş etme, kurşun sıkma yetkimizi tartışmayız. Bir sıkarız, 33 sıkarız, 3333 sıkarız, olmadı bomba atarız, bu zaruridir…

Kurşun sıkma zaruri olunca, ölüm de şart olur. Yani seken kurşun, kastı aşmamış tam da kasta uygun isabet etmiştir. Çünkü ölen önemsizdir. Önemli olan ateş etmektir, yani öldürendir. “Seken kurşun” bu demektir.

ROBOSKİ DE ‘KAZA’ İDİ

Roboski katliamı için ilk resmi açıklama da “Kaza” idi. Dönemin iktidar sözcüsü Hüseyin Çelik, kameraların önünde gülmeyi ihmal etmediği basın toplantısında, böyle buyurmuştu. Hiçbir araştırma yapmadan, hemen “kaza” olduğuna hükmedilmişti. Hakkari’de 2005 doğumlu bir Kürt’ün canı alındığında da kurşunun “sektiği” hemen bilindi. Ardından o kan dondurucu laf geldi, Hakkari Valisi, taziye ziyaretinde aileye söyledi:
“Tabi biraz da kader bu. Coğrafi kader.” Hı hı. Ateş etmek Allah’ın emri olunca, ölüm doğal, coğrafya da kader olur. Kaza ve kader devlettendir, iman etmek gerekir. Sadakat esastır. Devletin kader ve kaza teolojisi böyle basit bir şiddet yetkisine, öldürme yetkisine dayanır. O coğrafyada aslolan ateş etmektir, ölüm önemsizdir. “Coğrafi kader” diyen resmi yetkili, “ölüm yerli ve milli gelirden alacağınız doğal payınızdır, der. İlle bir şey konuşmak istiyorsanız, kurşun çok pahalı, onu konuşalım. Seni öldürmek için harcamak zorunda olduğumuz para yüzünden bir de ekonomik kriz çıkıyor, çok kadersiziz biz, çok.

ATEŞ ETME VE ANAYASA MAHKEMESİ

Bu kurşun nereden sekti? Topal Osman’dan, Zilan’dan, Dersim’den, 33 kurşundan bu yana seken bu kurşun? Ateş etme yetkisinden, ateş etmeyi tartışmasız kabul etmekten.
En son, koca koca üniversiteler tarafından “ihanet”le eşdeğer ilan edilen Anayasa Mahkemesi kararı, en özetinde “seken kurşun” hakkındaydı. Mahkeme, “Ateş edilmesin” talebini içeren bildirinin (içeriğine asla katılmadığını çocuk gibi yalvararak tekrar ede ede) “ifade özgürlüğü” olduğunu söylerken, mahkemeye veryansın eden medya ve akademiler, “Ateş edilecek tabii ki” diyor.

HAİN, İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ VE ÖLÜM

Muhalefet şerhindeki “devlete sadakat” lafının anlamı da bu: Devlet sayar, toplar, dağıtır, vurur, kırar, ateş eder, buna ses çıkarmak ihanet, ses çıkarmamak sadakattir. “Ateş edilmesin” diyen hain, “ateş edilmesin demek ifade özgürlüğü” diyen hain, ikisinin dayanak yaptığı hukuk da ihanet hukukudur. Öyle sessiz durmak da olmaz, vur vur inlesin diyen sadık tebadır, özde yurttaştır, asıl hukuk da ateş etmeyi (ve doğal sonucu olan ölümleri) kabul etmekten ibarettir.
“Ateş edilmesin, barış olsun” lafı terör, “ateş serbest” lafı olağan hukuki ifade ise “savaş hukuku” ve “barış hukuku” meselesine bakmamız gerekir. Anayasa Mahkemesi kararını ilk değerlendiren hukukçulardan Demokrat Yargı Eş Başkanı Orhan Gazi Ertekin, “barış hukuku” ifadesini kullanarak, bu yönde bir tartışma daveti çıkarmış oldu. İcabet etmeye gayret edelim.
Buradan devam edeceğim.

NOTLAR
1)
Hakkari Valisi’nin ilk açıklaması, “öldürme yetkisi”ni kıskançlıkla koruyan bildik bürokratik ezberdi. Açıklama, vakaya inanan değil inanmayan bir hava taşıyordu aslında, “angajman kuralları gereği” ateş açılmış, ama ölüm “kurşunun sekmesiyle” olmuştu, buna göre. Valilik, ateş edenlerin hedefi tutturma becerisi olduğuna inanmamızı istemiyordu sanki. Bu yönüyle açıklama, “ateş edilmemesi gerektiği”ni aslında gayet iyi biliyor.
“01.08.2019 günü Kuzey Irak sınırından İlimiz Derecik İlçesi sınırına 2 kilometre mesafede sınırlarımız dışında ülkemiz sınırına terör örgütü tarafından yoğun olarak kullanılan bölgeye kaçak yollarla girmeye çalışan şahıslara sınır birliklerimiz tarafından dur ihtarında bulunulmuştur. Ancak dur ihtarına uymayarak sınırımıza doğru Kuzey Irak tarafından ilerleyen şahıslara angajman kuralları gereği uyarı ateşi yapılmıştır. Bölgenin engebeli ve kayalık olması sebebiyle seken mermi çekirdeği 1 vatandaşımızın yaralanmasına sebebiyet vermiştir. Yaralı vatandaşımız olay yerinde bulanan Hudut Birliklerimize ait araçlar ile Derecik Sahra Hastanesine kaldırılmış, yapılan tüm müdahalelere rağmen maalesef hayatını kaybetmiştir. Kamuoyuna saygı ile duyurulur.”
https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2019/08/02/valilik-ekincinin-olumunu-seken-kursuna-bagladi/

2)
Valinin sözü, büyük düşünür İbni Haldun’a atfen yorumlandı genel olarak; oradan ilham aldığı doğru muhtemelen. Fakat sözün bir başka kader ortaklığı var: “Bu işin fıtratında var.”
https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2019/08/03/hakkari-valisi-vurularak-olen-vedat-ekincinin-ailesini-ziyaret-etti-cografi-kader/

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Soma’daki maden katliamından sonra, tarihteki maden facialarını sayarak, “Bunlar sürekli olan şeyler. Bu işin fıtratında bu var” demişti.
O halde valilik, İbni Haldun’dan mülhem düşünsel bir atıfla konuşmuyor, iktidarın ölümü ve yaşamı pay etme yetkisinin haklılaştırma stratejilerinden konuşuyor: Kürt’ün coğrafyasında, madencinin fıtratında “ölüm” var. Doğal yani. Çok da şey etmemek lazım. Ulusal egemenlik ile sınıfsal egemenlik kim yaşar kim ölür belirleme işidir biraz da.

3)
Valinin taziye ziyaretindeki ilginç bir sözü de “sadakat” oldu. “Siz devletinize ve milletine sadık Gerdi aşireti mensupları ve Derecik halkının devletimizde, valiliğimizde ve kurum ve kuruluşlarımızda özel bir yeri var.”
Yani, “devlete millet sadık olmak”, ölmemenin garantisi değil. Coğrafya, kaderdir. Ama öyle bir genciniz öldü diye fazla üzülmek de yok. Coğrafya, savaştır. Pardon, kaderdir. AYM kararına ateş püsküren akademik unvan sahipleri de “sadakat”i hukuksuzluklara katlanma mecburiyeti olarak anlamıyor mu? Dahası, hukuku sadakat lehine imha etmeyi içermiyor mu? Akademisi bu olanın valisi de bu olur.

4)
“Seken kurşun” başka bir işe de yarıyor. Siyaseti tıkamaya. “Kurşun” denilince, ne aldığı can ne ateş etme yetkisinin hukuki çerçevesini konuşmak mümkün oluyor. Hatta ülkenin ekonomik halini konuşmak bile yasak hale gelebiliyor. Son örneği devlet MHP Genel Başkanı ve iktidarın gölgesi boyundan çok büyük ortağı Devlet Bahçeli verdi: “… yüzde 40 zammı söyledin de, bombaya, mermiye, askeri operasyonlara harcanan parayı hiç hesap ettiniz mi?

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI