Kovulanın kibri

Pazartesi, 22 Temmuz, 2019
İktidarın gücünün gözlerini kamaştırdığı günlerde reisin uçağında bir iskemle kapmak için çeşit çeşit taklalar atmaktan, primleri, komisyonları hesaplarına yattığı sürece otoriterleşmeyi teşvik ve tertip etmekten, meslektaşları hapse atılırken gardiyanları kenara itip süngüyü çekecek kadar hevesli olmaktan bir an olsun geri durmamış bu zevatın tüm yaptıkları yanlarına kâr kalacak.

Düne kadar iktidarın tüm suçlarının faili ve iştirakçisiyken kovulduktan sonra bile korkudan sessizliğini koruyan fakat iktidarın sendelediğine iyiden iyiye kani olunca da ortaya çıkıp iflah olmaz muhalif pozlarına giren sadece Ahmet Davutoğlu ve türevleri değil.

Aşağı yukarı aynı dönemde, kendileri ve patronları iktidara yaranacak diye türlü türlü manipülasyonlara, propagandalarına, hedef göstermelere alet olup, iyi, hakiki gazetecilik yaptığından değil, iyi yaranamadığından, performans testinden geçemediğinden dolayı kapının önüne konan bazı gazeteciler de şimdilerde Davutoğlu kadar masum pozları veriyor.

İnsan gerçekten hayret ediyor.

“Hain gazeteci avcılığında” başı çeken, iktidarın otoriterleşme merdivenine taş taşırken itiraz eden gazetecileri köşelerinden, stüdyolardan hedef gösteren, Twitter’da trollere ispiyonlayan, kim bilir perde arkasından daha neler neler yapan, “söz konusu iktidarın bekasıysa hukuk, adalet teferruattır” diyen bu zevatın şimdilerde hak, hukuk, adalet, sansür karşıtlığı temalı yazılar döşerken bile günah çıkarmaya tenezzül etmemesi, gelecekte yapacaklarının geçmişte yapacaklarıyla aynı olacağını bilmelerinden.

Ola ki devir değişirse, bir zamanlar AKP, öncesinde Fetullahçılar için yaptıklarını yeni iktidar için yapacaklar sonuçta.

Muhalif pozu vermekle kalsalar, bir iktidarın düşüş filminin artıkları veya figüranı olarak, sadece susarak izlenmeye değer görülebilirler.

Ama hayır, yaptıklarının yanlarına kâr kalmasıyla yetinmiyorlar.

İtildikleri “marjinal” alanın da sahibi, en çok faydalananı, hasılatı toplayanı olmak istiyorlar.

1990’lı yıllarda, Çillerci bir ağa, “Kürdistan kurulsa da bizler yine baş köşede, minderin üstünde oturanlar olacağız” demişti.

Bunlarınki de o hesap. AKP iktidardan düşse de yine baş köşede, minderin üstündekiler olacaklarından eminler.

Bu hesabı yapmakta haksız da değiller. Sahiden öyle olacak.

İktidarın gücünün gözlerini kamaştırdığı günlerde reisin uçağında bir iskemle kapmak için çeşit çeşit taklalar atmaktan, primleri, komisyonları hesaplarına yattığı sürece otoriterleşmeyi teşvik ve tertip etmekten, meslektaşları hapse atılırken gardiyanları kenara itip süngüyü çekecek kadar hevesli olmaktan bir an olsun geri durmamış bu zevatın tüm yaptıkları yanlarına kâr kalacak.

İktidar onları kullanırken onlar da iktidarı kullandılar. Sonuçta aralarındaki sözleşme, kullanışlı gazetecilerin sonradan imana gelip muhalif kesilmelerinden değil, performansları düşük bulunduğundan bitti. Yeni iktidarlar gelir, yeni sözleşmeler imzalanır ve bunların kapılarındaki ilan değişmez: İhtiyaca göre her türden mağduriyet hikâyesi, hedef gösterme, gazeteci-propagandist tasnifi yapılır, allama-pullama programları tertiplenir, dezenformasyon yazıları yazılır.

Bir de ana akım medyadan çıkarılana kadar “direnip” şimdilerde alternatif medyada çalışan arkadaşlar var tabii.

Ana akım medyadan çıkarılana kadar “direnenler”, sanki o direnişleri konforlu makamlarını, alternatif medya çalışanlarının on-yirmi katı yükseklikteki maaşlarını kaybetmemek değil de meslek adınaymış gibi yapmakta göz yaşartıcı bir performans sergiliyor doğrusu.

Ana akımdan gelirken kibirlerini de yanlarına almayı unutmamış olduklarından “kim var imiş biz burada yoğ iken” diye sorma gereği duymuyorlar.

Hatta aralarından kimi arkadaşlar var ki, her devrin ezileni, sansürleneni, hapsedileni, yoksulu, kıt kanaat geçineni olan alternatif, muhalif medyada çalışanlara “profesyonel gazetecilik” dersi de veriyor.

Plazada, iktidarın basın-yayın işlerini yürüten ana akımda çalışınca kendini yüksek mevkide, meslek erbabı zanneden ve muhalif olanı, reis çağırınca uçağına koşmayanı, insan kalmak için taraf tutanı gazeteci saymayan, onu profesyonellik kadrosundan çıkarmaya had bilen bile var.

İnsan kısım kısım tabii. Ama kim olursa olsun, nereden nereye savrulmuşsa savrulsun, insanın bir duruşu olsun. Hiçbir şartta terketmeyeceği ilkeleri olsun. Dün bulunduğu yerde neyse, bugün itildiği yerde de ya o olsun veya dünkü yerinde yaptığı hataların, suçların bedelini göze alabilecek bir özeleştiri kabiliyet ve cesarete sahip olsun.

HER KÜRT KÜRDİSTAN’I YANINDA TAŞIR

Trabzon’daki linççi güruhun, Kürdistanlı turistlere yönelik saldırılarıyla ilgili yazılması gereken yazıldı. Devlet ve yargı da kendisine yakışanı yaptı. Dolayısıyla bu konuda daha fazla yazılacak bir şey yok. Her şey herkesin gözleri önünde oluyor.

Ama linççi güruhun bilmesi gereken birkaç şey var: Kürtler sizden korkmayacak. Kürtler bulundukları her yerde yüksek sesle Kürtçe konuşacak. Kürdistan diyecek, Kürdistan yazacak.

Evet, ırkçı güruh sürüleşebildiği her an saldıracak. Evet, devlet, polis, mahkemeler, kaymakamlar, valiler, eşraf onları kollayacak. Ama onlara rağmen Kürtler, kimliklerini gizlemeleri istendiği sürece kimliklerini haykıracak. Irkçılara, ırkçı saldırganları kollayanlara, bir köşede durup onları seyre dalanlara, “biz onlardan değiliz” deme erdemi ve cesareti göstermeyenlere rağmen Kürtler kimliklerini gizlemeyecek. Kürtlere gidecek bir Kürdistan bırakılmamış olabilir ama her Kürt, Kürdistan’ını yanında taşır.


İrfan Aktan kimdir?

Gazeteciliğe 2000 yılında Bianet’te başladı. Sırasıyla Express, BirGün, Nokta, Yeni Aktüel, Newsweek Türkiye, Birikim, Radikal ve birdirbir.org ile zete.com web sitelerinde muhabirlik, editörlük veya yazarlık yaptı. Bir süre İMC TV Ankara Temsilciliği’ni yürüttü. "Nazê/Bir Göçüş Öyküsü" ile "Zehir ve Panzehir: Kürt Sorunu" isimli kitapların yazarı. Halen Express, Al Monitor ve Duvar'da yazıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI