Denizkızının katliamı

Salı, 16 Temmuz, 2019
Okluk Koyu’ndaki Denizkızı adlı yerde Sadun Boro’nun el yazısıyla baş köşede asılı duran o yazı var ya, işte onu ilk okuduğumda Sadun Boro’nun kendini denizkızıyla özdeşleştirdiğini düşündüm. Denizkızı dünyayı gezmiş, dolaşmış ve kendine hep bir cennet aramış. Sadun Boro gibi birinin vefatından sonra da o cennete gittiğini düşünüyorum; ama diğer denizkızları için artık cennet Gökova olmayacak, biliyorum. Özür dileriz Sadun Abi, kendi cennetimizi kendimizden koruyamadık…

Bu hafta sonu bir yelkenliyle Gökova’da gezinme şansına nail oldum. Meşhur bir cennet köşesi olan Okluk Koyu’na doğru seyir halindeyken kaptanımız Sadun Boro’yu andı, anlattı. Okluk Koyu, Değirmenbükü’nün içinde yer alan koylardan biri ve koya girerken sizi boynunda çiçekli kolyesiyle bir “Denizkızı” karşılıyor. Bu denizkızı heykelinin yapılmasını da Sadun Boro istemiş, Tankut Öktem de emek etmiş ve ölümsüz bir eser yaratmış.

Yeşilin ve mavinin; insana insanlığını, kusurluluğunu, faniliğini, doğanın yalnızca küçük bir parçası olduğunu hatırlatıp terbiye edecek kadar ihtişamlı ve bir o kadar da ruhunu şifalandıracak kadar şefkatli ve huzurlu ortalığa serildiği Gökova’da nereye gitseniz Sadun Boro’nun şu “hoşgeldin mesajı”yla karşılaşıyorsunuz:

“Ey dost, hoş geldin Gökova denen cennete,

Bugün dünyanın en güzel yeri Gökova’nın ayrı bir köşesinde, Değirmenbükü’nde, sana bağrını açan bu eşsiz kıyıları gezerken, DOĞA’nın haşmetine, cömertliğine karşılık, nankör insanoğlunun buraları kirlettiğini, ormanları yaktığını gördün, üzüldün, utandın.

İşte bu rezilliği senden evvel buraları gezen, doğa sevgisinden saygısından yoksun kimseler yaptı.

Sen de aynı hatayı YAPMA!

SAKIN ÇÖPÜNÜ, artığını, boş şişeni, sana her şeyini veren bu emsalsiz GÖKOVA’nın masmavi denizine, yemyeşil kıyılarına ATMA… Hele sakın ATEŞ YAKMA!

Bizden sonra geleceklere bu temiz, yeşil cenneti aynen bırakalım.

Rüzgarın kolayına gelsin, denizin sakin, neşen daim olsun.

SADUN BORO ‘Kısmet’

Haziran 1986”

Sadun Boro, Türk amatör denizciliğinin pîri ve ilham kaynağı. 10,5 metrelik “Kısmet” adlı yelkenli teknesiyle, yanında eşi Oda ve kedileri Miço ile dünyayı dolaşan ilk Türk denizci. Bu macerayı “Pupa Yelken” isimli kitabıyla tarihe armağan etmiş bir yüz akı. Başkaca çok kıymetli eserleri de var. Kendisini birazcık araştırsanız, hafızanızda anında derin yer edecek kadar hayran olur, denizciliğe heves edersiniz. Varlığı, yalnızca bir insan yaşamı olmanın çok çok ötesinde anlam ifade eden insanlardan. Aslında yaşamının gençlik yılları diyebileceğimiz erken bir döneminde insanlar bunu fark etmiş. Dünya seyahatinden döndüğünde İstanbul’da onu on binlerce insan karşılamış. Ne mutlu Sadun Boro’ya.

Sadun Bey, 5 Haziran 2015’te 87 yaşındayken, son yıllarını geçirdiği “Son Bahar” adlı teknesiyle Marmaris’te bu dünyadan sonsuzluğa seyretmek üzere demir aldı.

“Çok büyük insandı Sadun Abi” derken gözleri doluyor Alptekin’in. “Onu öyle kolayca anlatmak mümkün değil, tanımak lazımdı” diyor. Alptekin, Okluk Koyu’nda yer alan teknelerin yanaştığı iskelenin başında bulunan “Denizkızı” adlı ahşap yapısıyla doğanın içinde kamufle olmuş ufak restoran ve konaklama yerinin çalışanı. Restoranın en güzel yerinde ahşap bir pano üzerinde Sadun Boro’nun kendi el yazısı ile yazılmış bir mesaj yer alıyor zaten (büyük-küçük harfleri aynen metindeki gibi aktarıyorum):

“Şu karşı burundaki kayanın üzerine oturmuş, etrafını çevreleyen DOĞAnın ihtişamını hayranlıkla seyreden bu DENİZKIZI, düşlerini süsleyen CENNET’e erişebilmek için nice engin denizler, ufuklar aştı.

Kıtalar, adalar, koylar dolaştı.

Ta ki GÖKOVA’ya ulaşana kadar!

Ey dost, Allah’ın bizlere bu eşsiz CENNET GÖKOVA’nın SEN de KIYMETİNİ BİL!

ONU KORU, BOZMA, YAKMA, KİRLETME!

DENİZKIZI’nı tekrar yollara düşürme!

Sadun Boro 1995-2004”

İşte Sadun Boro, birlikte dünyayı gezdiği yelkenlisi Kısmet’i Okluk Koyu’ndaki “8 no’lu çam”a bağlarmış ve yılın sakin zamanlarını da Okluk’ta teknesinde geçirirmiş. Vasiyeti de 8 no’lu çamın dibine gömülmekmiş fakat izin vermemişler, Bakanlar Kurulu kararı istemişler. O da olmamış tabi. Birileri, yıllarca bu bölgeye ve ülke denizciliğine emek veren bu güzel insanın bedenini, gömülmek istediği yere fazla görmüş; fakat gelin görün ki ilerde anlatacağım üzere buralara kimler neler yapmış…

Bu koylar doğanın en görkemli parçaları olmanın yanı sıra, ülke turizmine de en çok katkı sağlayan köşeler. Denize, denizciliğe gönül vermiş kişiler bu koylarda konaklıyorlar. Aklınıza öyle lüks yatlar geliyor olabilir; fakat değil. Sadun Boro gibi, denize gönül vermiş, yaşadıkları mutluluğun kaynağının deniz ve doğa olduğunu gayet iyi bilen ve onu kendinden daha çok koruyan kişilerden bahsediyoruz. Bu konuda bakın Mustafa Kemal Atatürk ne demiş:

“Denizcilik, sadece ulaştırma işi değil, iktisadi iş olarak anlaşılacak ve tersaneler, gemiler, limanlar ve iskeleler inşa edilecek, deniz sporları kulüpleri kurulacak ve korunup geliştirilecektir. Çünkü: toprakların üç bir yanı deniz olan bir ulusun sınırını, halkının kudret ve yeteneğinin hududu çizer. En uygun coğrafi konumda ve üç tarafı denizlerle çevrili olan Türkiye; endüstrisi, ticareti ve sporu ile en ileri bir denizci ulus yetiştirmek yeteneğindedir. Bu yetenekten yararlanmasını bilmeliyiz. Denizciliği, Türk’ün büyük ulusal ülküsü olarak düşünmeli ve onu az zamanda başarmalıyız.”

Sadun Boro, son yıllarında verdiği bir röportajda konuyu nasıl açıklamış:

“Buralar koruma altında değilken bir holding sahibi ile burada karşılaşmıştım. Ormanda dolaşmaya çıktık. “Buraya şöyle güzel otel olur, buraya böyle güzel fabrika kurulur” diye anlatmaya başlayınca dehşete düştüm ve hemen kampanyaya başladım. 1984 yılının başı idi. Cumhuriyet gazetesine uzun bir yazı yazdım. Kenan Evren döneminde burası 1. Derece Doğal SİT alanı oldu. Burada devam eden inşaatlar durduruldu. Ardından Turgut Özal Göcek’te tekne ile denize çıktı. Buraları dolaştı, turistlerle konuştu. Bu denizin kıymetini anladı. Can Pulak’la birlikte rahmetli Özal’a buraları gezdirdik, durumu anlattık. 1988 yılında da Gökova, Hisarönü ve Göcek Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edildi. Ancak bazı koyları turizme açalım diyerek bu bölgede inşaat yapmak istiyorlar. Buraları turizme kapalı değil ki… Yat turizmine açık ve Türkiye’ye otel turizminden çok daha fazla para kazandırıyor. Çevre kirlenir, üç-beş kuruş harcar temizlersin. Ama ormanı kesip de beton diktin mi buranın sonu gelir. Bütün dünyayı gezdim gördüm. Yat turizminde elimizdeki en büyük avantaj bu bakir koylar. Ben 30 yıldır bunun için mücadele ettim. Bu koyların, denizlerin ve ormanların korunması için artık size çok iş düşüyor.”

Ve röportajın sonunda da şunu söylüyor:

“Her fırsatta Allah’a şükreder, stresten uzak kalmaya çalışırım. En büyük stres kaynağım, bu güzel kıyılarımız ve ormanlarımızın tahrip edileceği korkusudur.”

Adamcağız geleceği görmüş gibi ve korktuğu/korktuğumuz başımıza gelir gibi, Mustafa Kemal Atatürk sanki o sözleri hiç söylememiş gibi, bu koyda ve hatta Karacasöğüt, Longöz, Yediadalar, Kandilli ve Küfre koyları olmak üzere Gökova Körfezi imara açıldı, kamulaştırma başladı. Yörenin köylüleri tepki gösterdiler, bu katliamdan vazgeçilmesi için isyan ettiler; fakat nafile. Köylüler mecburen hukuki yola başvurdular; fakat yürütme durdurulmadı. Bölgede on binlerce ağaç kesildi ve halen kesilmekte. Fakat Okluk Koyu özelindeki aslında bilinen fakat hiçbir şey yapılamayan, şu konuyu tekrar gündeme getirmek isterim:

İnsanların gözü gibi bakıp koruduğu bu koyda Cumhurbaşkanı Erdoğan kendine 300 odalı bir ‘yazlık saray’ yaptırdı. Önündeki 10 bin 966 metrekarelik alanı da özel kum ve çakıllarla doldurup plaj haline getirdi. Bu sarayın maliyeti 330 milyon TL. CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, birkaç hafta önce bu saraya 30 milyon TL’lik bir tadilat bütçesi daha ayrıldığını öğrenmiş ve bir soru önergesi vermiş. Bilindiği kadarıyla 113 bin 443 metrekarelik bir alan için hazırlanan projenin inşaatı da devam ediyor. Bu inşaat alanı için 50 bin ağaç kesilmiş; fakat bölge halkı gerçek rakamın çok daha fazla olduğunu, bunun fotoğraflardan bile anlaşılabileceğini söylüyor. Erdoğan ise 330 milyon liralık bu saraya bilindiği kadarıyla hiç uğramıyor. Uğruna on binlerce ağacın kesildiği, doğanın katledildiği, bölge turizminin baltalandığı bu sarayı nasıl kullanacağı halk tarafından bir türlü anlamlandırılamıyor.

Nitekim, 13 Temmuz Cumartesi günü saat 15.00’te Okluk Koyu Cumhurbaşkanı’nın yazlık sarayının orada bulunmasında kaynaklı “güvenlik” sebebiyle turizme kapatıldı.

Denizkızı’nın sahibi Mustafa Bey’in ağzını bıçak açmıyordu. Yüzünün halini sizlere tarif etmem imkansız. Kahır ne demek o insanın yüzünde o gün gördüm. Ve bendeki de iyi şans mı kötü şans mı bilmiyorum, kapatıldığı günün önceki akşamı oraya yolum düşmüştü. Orayı öylece son görenlerdenim yani. Yıllardır orada konaklayanlarla köylüler dost olmuşlar. Gelen ağlıyor, giden ağlıyor. En yakınını kaybetmek gibi bir duygu. Gerçi oralara sahip çıkmak için ahbaplığa, müdavimliğe gerek de yok. Doğanın üzerine beton dökmek bir yana, insanların anılarını da biçiyorlar. Yalnızca Denizkızı’nı değil, bir tarihi katlediyorlar.

Güvenlik sebebiyle…

Cumhurundan korkan bir Cumhur başı…

Bakın Alptekin şunları da anlattı: “Rahmetli Turgut Özal burayı pek sever, sürekli gelirdi. Halkla haşır neşir olur, sessiz sedasız dinlenirdi. Bizim ne zararımız olur ki Cumhurbaşkanına, buraya gelen insanların nasıl zararı olur ki? Sadun Boro buraya aşıktı. Hatta vefatından önceki akşam yine buradaydı, şu masaya oturdu. ‘Koruyun buraları’ dedi. O gece rahatsızlanmış. Burada hepimizin anıları var. Bize birkaç yıl önce ünlü bir iş insanının kardeşi bu yer karşılığında 25 milyon teklif etti, reddettik. Çünkü biz burada yaşamak istiyoruz. Biz burayı seviyoruz. Buraya gözümüz gibi bakıyoruz. Bizim köyün (Karacasöğüt) denize kıyısı olan tek yeri bu koy. Ayrıca, bu koy Gökova’nın tatlı su kaynağı. Yani tekneler, guletler buradan tatlı su ihtiyacını giderir. Gökova’daki her yere gün içinde onlarca gulet uğrar. Burayı kapattıklarında tekne turizmi bitecek. İnsanlar kalan birkaç yere yüklenecekler ve oralar da kalabalıklaşınca tahrip olacak ya da insanlar çok kalabalık olduğu için gitmekten vazgeçecek. Söz konusu biz değiliz, insanlar ilerde anlayacak. Şimdi devlet buraya el koydu ve 2,5 milyon değer biçiyor. Para olsaydı derdimiz çoktan satardık o paralara. Bunu göremiyorlar mı?”

Bunları dinlerken göğsüme bir kaya oturdu. Boğazım düğümlendi. Böyle anlarda konuşamam. Zar zor dava ile ilgili bir iki soru sordum. Yerel mahkeme açtıkları davayı reddetmiş, dava şimdi Bölge Adliye Mahkemesi’nde istinaftaymış. “Çok hızlı karar verdiler” diyor, “Davayı açmamızla kararın çıkması bir oldu”. Yargı bazen çok hızlı olabiliyor yani. Adalet kimilerine tez geliyor(!)

Bir Cumhurbaşkanı (Turgut Özal) bölgeyi korumuş, kollamış SİT alanı ilan etmiş, 230 metrekarelik 4 odalı bir devlet konukevi inşa etmiş ve dünyanın her yerinden birçok ülke liderini burada ağırlamış, halkla kaynaşmış, onlardan biri gibi tatilini yapmış, dinlenmiş. Bir Cumhurbaşkanı da (Recep Tayyip Erdoğan) toplam 330 milyon TL’ye 113 bin 443 metrekarelik bir alana 300 odalı bir şey (ne olduğunu tanımlayamıyorum artık çünkü böyle yazlık ev vs. olmaz) yaptırmış, halkla muhatap olmamış, hatta neredeyse hiç uğramamış, köylülerin söylediğine göre darbe girişiminden 1 hafta önce yani 8 Temmuz’da koya giriş çıkışı kapatmış, darbeden hemen sonra tekrar açmış ve neticede “güvenlik” sebebiyle Okluk Koyu turizme tamamen kapatılmış.

Bundan sonra ne olacağı, ağaç kesilen bölgenin ne derece genişleyeceği, bölgeye oteller mi yapılacağı, neler yapılacağı, hiçbir şey belli değil. Fakat değerli okuyanlar zaten az çok gidişattan tahmin eder, daha fazla söze gerek yok.

Son olarak; Okluk Koyu’ndaki Denizkızı adlı yerde Sadun Boro’nun el yazısıyla baş köşede asılı duran o yazı var ya, işte onu ilk okuduğumda Sadun Boro’nun kendini denizkızıyla özdeşleştirdiğini düşündüm. Denizkızı dünyayı gezmiş, dolaşmış ve kendine hep bir cennet aramış. Sadun Boro gibi birinin vefatından sonra da o cennete gittiğini düşünüyorum; ama diğer denizkızları için artık cennet Gökova olmayacak, biliyorum. Denizkızı tekrar yollara düşecek. Kim bilir, hangi ülkelere gidecek; çünkü, biz kendi cennetimize sahip çıkamadık…

Özür dileriz Sadun Abi, kendi cennetimizi kendimizden koruyamadık…


Tuba Torun kimdir?

Tuba Torun, 1987 doğumludur. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İstanbul Barosu’na bağlı olarak serbest avukatlık yapmaktadır. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu avukatı, Sosyal Haklar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi-Çocuk Hakları Koordinatörü, Kadın Meclisleri ve Kadın Adayları Destekleme Derneği üyesidir. Ayrıca aktif olarak siyasi faaliyetlerine devam etmektedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI