Neden kavram ataerki cinayeti olarak değişmeli? - 2

Perşembe, 4 Temmuz, 2019
Suçun tarifi, patriarkal erkeklik algısı olarak belirlendiği takdirde benzeri çoklu öldürmelerde sadece hedef kadın değil, sadece suç esnasında doğrudan hedef olmadığı halde öldürülen kadınlar değil, katilin eylemiyle hayatını kaybeden tüm bireyler, ataerki cinayetleri listesine eklenecek. Sadece kadınların ve çocukların eril şiddete uğratıldığı şeklindeki yanlış önyargı bu şekilde kırılabilir.

Akademisyenler Coşkun Taştan ve Aslıhan Küçüker Yıldız imzalı kitap, Türkiye’de Kadın Cinayetleri – 2016 verileri ve Analizleri, ismiyle basılıp, dağıtıldı. Tanıtımı ise Dünyada ve Türkiye’de Kadın Cinayetleri – 2016 2017 2018 Verileri ve Analizler başlığını taşıyan raporla gerçekleştirildi. Gerçi kitabın, tanıtımdan sonra bazı hatalar –kim bilir belki kitap ve tanıtım raporu isimleri arasındaki bariz farklar belki içerik sorunları- nedeniyle yeniden baskıya gönderildiği bilgisi geldi. Tabii basılı halleri ulaşmadığı için ben son yazımda olduğu gibi bugün de elimdeki PDF dosyalarından yararlanarak yorumluyorum bu yayınları. Kadın yazılır bu cinayetlerin başında ama artık biliyorsunuz ki ataerki okunur. Çalışma ataerki cinayetleri hakkında bizim devletin ilk kapsamlı veri paylaşımı olması açısından önemli. Ancak sorunlu da… Kitabın kendisi ve tanıtım mahiyetindeki raporu, daha çok tartışılacak. Belki kimileri de görmezden gelecek. Ancak dosyaları inceledikçe ulaştığım kanaat, uzun bir süre elimden ve dilimden düşürmeyeceğim yönünde. Barındırdığı hataları işaret ve bulabildiğim bazı iyi yönlerini de ifada etmek için.

Bu yazıda kadın cinayetleri isimlendirmesine itiraz ile ataerki cinayetleri ifadesini tercih edişimi gerekçelendirmeme katkı sunan bir örnek üzerinde durmak istiyorum. Uygulamada kadın cinayeti isimlendirmesiyle maktule odaklanan suç tarifinin yarattığı karmaşayı gösteren bir çoklu öldürme olayı. Sadece uygulamada karmaşa yarattığı söylemi de hayli eksik. Aynı zamanda bu suçun ve suça yol açan toplumsal sorunun boyutuyla mahiyetini kavramayı da güçleştirdiğini görünür kılan bir olay.

Yayında fail denmekle birlikte bu yazıda katil koca olarak anılacak suçlu, şiddetten kurtulmak için boşanma kararı alarak evi terk eden karısının peşine düşüyor. 2016 yılına ait bu vakada suçlunun öldürmek amacıyla hedef aldığı, boşanma aşamasındaki kadın yaralı kurtuluyor. Ancak kadının, sığındığı aile evinde 16, yazıyla on altı kişiyi katlediyor, suçlu. Kadının aile bireyleri ve yakın akrabaları olan 16 kişi tek bir olayda aynı katil koca tarafından öldürülüyor. Kadın, çocuk ve erkeklerden oluşan üç aileyi yok ediyor katil. Polis dilinde kasten öldürme yanı sıra bir de çoklu öldürme tanımıyla yer alan bu vakanın kayıtlara nasıl geçtiğini görmek için önce polisin çalışma yöntemi hakkında bilgilenmek yararlı olacaktır.

Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde toplumsal cinsiyet temelli cinayetler üzerine çalışan özel bir birim olduğunu biliyoruz. Bu birimin çalışma yöntemi, kayıtları inceleyerek ülke çapında karakol ve cinayet büro verilerini, toplumsal cinsiyet analizine tabi tutarak listelemek şeklinde. Kasten öldürme vakalarında maktulün cinsiyeti kadınsa, failin öldürme nedenlerine, cinayet sebebine dayalı bu listeleme için üç kriter var. Ülke çapında gerçekleşen bütün kasten öldürmelerde maktul kadın ise anılan birim kayıtlar üzerinden incelediği vakayı şu üç kritere göre kadın cinayetleri listesine ekliyor:

1. Aile ölçütü: Fail akrabaysa ve sorun ailevi ise;

2. İlişki ölçütü: Duygusal ya da cinsel yakın ilişki varsa (ısrarlı takip ve reddedilme sendromu dahil);

3. Toplumsal cinsiyet: Cinayet nedeni salt maktulün cinsiyeti ise kadın cinayeti listesine giriyor.

Yukarıda verdiğim çoklu öldürme örneğinde hedef olan boşanma aşamasındaki kadın yaralı kurtulduğu için bu olayın kadın cinayeti listesine girmesi tartışmalı bulunuyor, polis kayıtlarında. Belki sadece hedef kadının annesinin, fail ile maktul arasındaki yakın ilişki kriteri ve maktulün kadın olması ölçütü gereğince, bu listeye dahil edilebileceği, diğer maktullerin, kadın cinayetleri dışında kasten öldürme sayılacağı görüşü ağır basıyor. Katil koca 16 kişiyi öldürmüş olmasına rağmen kadın cinayeti sayılan sadece bir maktul var. Oysa katili harekete geçiren öldürme saiki aynı. Suçun motivasyonu, katili harekete geçiren zihniyet. Kadın, erkek, çocuk öldürülenlerin hepsi aynı katilin silahıyla can veriyor. Ancak içlerinden bir tanesi kadın cinayeti kategorisine alınıyor. Diğerleri farklı bir suç tarifi ile anılıyor. Eylem aynı, suçlu aynı, cinayet nedeni aynı ama suç kategorileri farklı, burada yanlış giden bir şeyler olduğu çok açık. O yanlış giden şey suçun tanımını maktul odaklı yapmayı alışkanlık edinmek. Oysa suçun tarifi ve tasnifi suçluya, suçluyu cinayet işlemeye sevk eden zihinsel arka plana göre yapılsa üç aileyi yok eden bu suç aynı isimle anılacaktı.

Diğer yandan kadın cinayetleri isimlendirmesini polisin tespit ettiği üç kriter, sivil toplumun ölçütü değil. Kadın örgütlerinin medya takibiyle gerçekleştirdiği kayıtlar da maktulün cinsiyetini ölçü alıyor. Ancak katilin motivasyonunu da gözden kaçırmadığı için bu olayda öldürülen bütün kadınlar, kadın cinayeti kabul ediliyor. Peki doğru olan hangisi? Hiçbiri. Doğrusu 16 kişinin de ataerki cinayetiyle öldürüldüğünü söylemek olurdu.

Suçun tarifi, patriarkal erkeklik algısı olarak belirlendiği takdirde benzeri çoklu öldürmelerde sadece hedef kadın değil, sadece suç esnasında doğrudan hedef olmadığı halde öldürülen kadınlar değil, katilin eylemiyle hayatını kaybeden tüm bireyler, ataerki cinayetleri listesine eklenecek. Sadece kadınların ve çocukların eril şiddete uğratıldığı şeklindeki yanlış önyargı bu şekilde kırılabilir. Erkekler de kadınlar ve çocuklar gibi ataerki cinayetlerinin ve eril şiddetin kurbanı olabiliyor. Çünkü bu suçun itici gücü failin, erkekliğine halel getirmeme çabası… Kimisi kendi iç hesaplaşmasıyla o meşum “erkekliğini” kurtarmaya yönelirken kimisi de aile ve sosyal çevre baskısıyla cinayet işleyerek “erkekliğini ispat yükümlülüğünü” yerine getiriyor. “Sürüne Sürüne Erkek Olmak” yetmiyor ataerkil düzende. Bazıları da öldüre öldüre o “erkeklik” belasını ispatlamaya itiliyor. Ataerki cinayetleri kavramı, mevcut toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin itirazı ve patriarkal düzenin kurguladığı bu erkeklik rolünün değişmesini işaret ederken, suçun niteliğiyle suçlunun motivasyonunu tek seferde anlatmak bakımından önemli. Tabii suç olan eylemin, tüm kurbanlarını da aynı listeye ekleyerek bu toplumsal sorunun gerçek boyutunu kamuoyunun dikkatine sunmak için de. Şiddetin kaynağı eşitsizlik… Ve eşitliği reddeden erkek egemen zihniyetin yol açtığı suçu en iyi tanımlayan kavram da ataerki cinayetleri oluyor.

 


Berrin Sönmez kimdir?

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunu. Aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak akademiye geçti. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na giriş süreci üzerine yüksek lisans tezi yazdı. Halkevi ve kültürel dönüşüm konulu doktora tezini yarıda bırakarak akademiden ayrılıp öğretmenlik yaptı. Daha sonra tekrar akademiye dönerek okutman ve öğretim görevlisi unvanlarıyla lisans ve ön lisans programlarında inkılap tarihi ve kültür tarihi dersleri verdi. 28 Şubat sürecindeki akademik tasfiye ile üniversiteden uzaklaştırıldı. Dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağımlı yargısı, akademik kadroları “rektörün takdir yetkisine” bırakarak tasfiyeleri gerçekleştirdiği ve hak arama yolları yargı kararıyla tıkandığı için açıktan emekli oldu. Sırasıyla Maliye Bakanlığı, Ankara Üniversitesi, Milli Eğitim Bakanlığı ve Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde ortalama dört-beş yıl demir atarak çalışma hayatını tamamladı. Kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunucusu, feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI