Musa Özuğurlu
Musa Özuğurlu

Neye seviniyoruz?

Salı, 2 Temmuz, 2019
Doğu Akdeniz, Libya, Yüzyılın Planı, İran-ABD gerginliği gibi konularda neden net açıklamalar yok? Bu konular G-20 toplantısında konuşuldu mu? Konuşuldu ise Erdoğan örneğin “Yüzyılın Planı'nın” kabul edilemez olduğunu Trump’ın yüzüne söyledi mi? Yoksa S-400 konuşulurken tatsızlık olmasın diye sessiz mi kaldı?

Cumhurbaşkanı Erdoğan Japonya yolculuğu öncesinde “Trump’tan yaptırım olacağı izlenimi almadığını” belirtmişti.

“Enkaz devraldık” edebiyatını sık sık kullanan Trump da Japonya’da “suç Patriot vermeyen Obama’da, Erdoğan’ı anlıyorum” minvalinde sözler sarf etti.

Erdoğan’ın Japonya sonrası açıklamalarından da ABD ile S 400-F 35 krizinin tatlı tatlı çözüleceğine olan inancının devam ettiği anlaşılıyor. Erdoğan Trump’tan “yaptırım sözünü duymadığını” belirtiyor. Peki olmayacağına dair söz duydu mu? Hatırlayalım Trump 17 Mayıs 2017’de Beyaz Saray’da yapılan görüşmede “Türkiye ile hiç olmadığı kadar yakınız” demiş ama Türkiye’nin tüm itirazlarına rağmen ABD YPG’ye silah sevkiyatına devam etmişti.

Trump’ın bugün “Suç Erdoğan’da değil” diyerek empati yapması da soğuk Amerikan ironisi olsa gerek. Daha düne kadar ABD çeşitli düzeylerde ekonomi, yatırım gibi kalemleri de sayarak yaptırım tehdidinde bulunuyordu.

Erdoğan ve Trump’tan gelen açıklamalar sonrası sevinmek için erken değil mi? ABD’de başkanlar keyfi kararlar alabiliyorsa evet. Ama ABD’de başkan tek kişilik yönetimden çok “müesseseler arası sinerjiyi yöneten ve bunu bu müesseselerin raporlarına göre yapan” bir pozisyonda. Alınacak bir kararın Kongre’si, bin bir komitesi, CIA’si, Dışişleri Bakanlığı, Ulusal Güvenlik Komitesi, Savunma Bakanlığı gibi ortakları var.

Eğer Erdoğan “S-400 meselesini parçalara ayırıp bölelim, yavaş yavaş eritelim, bu arada Partiot’ları, F 35’leri, Boeing’leri ve dahi bize satacak başka neyiniz varsa alalım, parasını ödeyelim, siz de kârlı çıkın biz de” demişse, Trump da daha önce Katar’a yaptığı gibi alışverişi kabul eder ve bu satışların ABD ulusal çıkarları için elzem olduğu konusunda müesseseleri ikna edebilirse ne ala. Bu durumda Erdoğan anılan kalemlerin hepsini kullanabilecek ama S 400’ler operasyonel olacak mı belli değil.

Ama ya ABD’nin Trump gibi empatiden anlamayan, babasını dahi tanımayan müesseseleri “zinhar olmaz” derse ne olacak? Erdoğan birçok iç ve dış meselede zaman zaman başvurduğu “zamanı gelince düşünürüz” politikasını mı devreye sokacak?

Aynı durum Suriye’de ısrarla istenen tampon bölge için de geçerli. Tampon bölge konusunda James Jeffrey’in yaptığı son açıklamalar da sevinçle karşılandı. Bu açıklamalarla eş zamanlı olarak ABD önderliğindeki Koalisyonu oluşturan bazı ülkelerin Suriye’ye asker gönderebileceği öne sürüldü.

Erdoğan ise tampon bölge isteği ile ilgili açıklamalarını daha da somutlaştırdı ve zaten önceden düşünülen “mültecileri tampon bölgeye yerleştirme ve bu bölgelere TOKİ tarafından toplu konut inşasını” yeniden gündeme getirdi.

Hesapta bir taş ile çok kuş vuracağız: Mültecilerden kurtulacağız. Bu bölgelere yerleştireceğimiz mülteciler sayesinde topraklarımızı Akdeniz’den Irak’a kadar Suriye topraklarına doğru fiili olarak genişleteceğiz, Suriye yönetimine her zaman alternatif olacak politik bir topluluğu hazır tutacağız, Suriye Kürtleri ile Türkiye Kürtlerinin coğrafi bağlarını koparacağız, TOKİ vasıtası ile konut satışından bütçeyi doğrultacağız.

Sanki Konya’dan bahsediyoruz. Bir başka ülkenin topraklarında bu ülkeden çıkmalarında büyük pay sahibi olduğumuz mültecilere mahalle beğeniyoruz. Bu arada Suriye’nin egemen bir ülke olduğunu, yönetimin de bu toprakların sahibi olan halkın da bu durumu kabul etmeyeceğini, oraya yerleştirilmek istenen mültecilerin kendi ülkelerindeki diğer yerlerde mülklerinin olduğunu, demografinin tamamen bozulacağını, halk arasında gerginliklerin, çatışmaların olabileceğini unutacağız.

Eğer bazı Koalisyon ortakları gerçekten o bölgelere asker yerleştirecekse bu ülkeler ile bundan sonra komşu olma olasılığı da cabası.

Bu iki meselede (S-400 ve tampon bölge) olasılıklar düşünülmeden atılan adımlar ya da yapılan memnuniyet açıklamaları yukarıda sıralamaya çalıştığımız nedenlerle gerçekçi görünmüyor.

Bu arada Doğu Akdeniz, Libya, Yüzyılın Planı, İran-ABD gerginliği gibi konularda neden net açıklamalar yok? Bu konular G-20 toplantısında konuşuldu mu? Konuşuldu ise Erdoğan örneğin “Yüzyılın Planı’nın” kabul edilemez olduğunu Trump’ın yüzüne söyledi mi? Yoksa S-400 konuşulurken tatsızlık olmasın diye sessiz mi kaldı? Ama hakkını yemeyelim Kuzey Suriye’ye yerleşmeye çalışan Macron’a “sen Doğu Akdeniz konusunda konuşamazsın” demiş.

Önümüzde yaklaşık bir aylık bir süre ve yüz yüze konuşurken başka, “gözden ırak olunca” başka konuşulduğuna dair çok sayıda örnek var. Eğer ABD yönetimi S-400 konusunda geri adım atarsa Erdoğan’ın Trump’a hangi tavizleri verdiği konusu üzerine yoğunlaşmak gerekecek. Babadan tüccar Trump’ın “empatisinin” ardında mutlaka bir hesap olmalı. Bu hesabın ne olduğu yakında ortaya çıkar.


Musa Özuğurlu kimdir?

Gazeteci. Mesleğe 1994 yılında başladı. Çok sayıda radyo ve TV kanalının haber merkezlerinde editörlük, muhabirlik, program sunuculuğu yaptı. 2010 yılında TRT Türk’ün Suriye temsilcisi olarak çalışmaya başladı. Suriye’de 2011’de başlayan süreci 2016 yılına kadar yerinde takip eden az sayıda yabancı gazeteciden biridir. Alanı Suriye başta olmak üzere Ortadoğu. Halen Artı TV’de hafta içi her gün iç ve dış gündeme medyanın yaklaşımını yorumladığı “Medya Kritik” ve iç ve dış gündemin tartışıldığı “Bu arada” haftalık programını sunmaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI