Yıllara meydan okuyan isim: Ömür Göksel

Pazar, 30 Haziran, 2019
Ömür Göksel için “bugünlerde ikinci baharını yaşayan bir ihtiyar delikanlı” diyebiliriz. Yanlış olmaz, eksik kalır: Memlekette filizlenen pop müziğin ilk yıllarından itibaren hayatımızda var olan sanatçı, bugün hâlâ aktif. Arada gözlerden uzaklaştığı, kaybolduğu bir dönem var ama onda da dünyayı dolaşarak şarkılarını söylemiş.

İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen 26. İstanbul Caz Festivali, şehre şehrin göbeğinden selam çakan “Parklarda Caz” konserleriyle başladı. İlki dün Beylikdüzü Yaşam Vadisi’nde yapılan konser, bugün 17.30 itibariyle Kadıköy yakasında… Festival, bu yıl yine iddialı programıyla dikkat çekiyor. Joss Stone’dan Kamasi Washington’a, Aydın Esen’den Mozaik’e uzanan pek çok isim, 18 Temmuz’a kadar İstanbul’un farklı mekânlarında verecekleri konserlerde dinleyici karşısına çıkacak.

Festival, bu yıl, iki isme Yaşam Boyu Başarı Ödülü veriyor. 2 Temmuz’da yapılacak törende caz davulcusu Hasan Hürsever ve yılların eskitemediği sanatçı Ömür Göksel, bu ödülü alacak. Ben ikili arasından Ömür Göksel’i ayırmak, bugünkü yazıda onun hakkında iki kelam etmek istiyorum. Geçtiğimiz günlerde, YouTube kanalı Allianz Motto Müzik’te yayımlanan programım Plak Dolabı için bir araya geldik ve geçmişten bugüne imza attığı işleri konuştuk. İlk karşılaşmamız değildi bu: Yıllar önce, Alanya Caz Festivali vesilesiyle yine bir araya gelmiştik. Ona, merak ettiklerimi sormuştum. Arada alıntılayacağım cümleler, bu yan yana gelişlerde dile getirdikleri…

Ömür Göksel için “bugünlerde ikinci baharını yaşayan bir ihtiyar delikanlı” diyebiliriz. Yanlış olmaz, eksik kalır: Memlekette filizlenen pop müziğin ilk yıllarından itibaren hayatımızda var olan sanatçı, bugün hâlâ aktif. Arada gözlerden uzaklaştığı, kaybolduğu bir dönem var ama onda da dünyayı dolaşarak şarkılarını söylemiş. Memlekete döndüğü andan itibaren, yine gözler onun üzerine çevrilmiş. Tam da bu yüzden, ‘60’lı yılların başlarından bu yana sürdürdüğü kariyeri için bir “zirve” tespit etmek mümkün değil.

Bir dönem yaptığı 45’lik plaklar ve albümler bir yana, klasikleri seslendirdiği “A Touch of Quality” adlı toplama, muhteşem dönüşünün habercisi. Bu albüm, 2006 yılının Ocak ayında yayımlandı ve büyük ilgi gördü. Aynı yılın Ekim ayında yayımlanan ikili albüm “A Touch of Love” ve 14 Şubat 2007’de dinleyici önüne çıkarttığı dörtlü “Music for Lovers”, sadece kendini hatırlattığı “iş”ler olmadı, onun genç kuşakla buluşmasını sağladı. Sonrası da var: “A Touch of Latin” (Mayıs 2007), “A Touch of Disco” (Mayıs 2010), “A Touch of Amore” (Kasım 2011) ve “A Touch of Class” (Şubat 2014), art arda patlattığı bombalar. Arada Türkçeler de var: Kasım 1998 tarihli “Bir Ömür…”, yıllar sonra atılan ilk adım. Altı yıl sonra yaptığı albüm, bir anlamda mottosu: “Meydan Okuyorum Yıllara”. “Kaybolan Yıllar”dan “Son Mektup”a, “Ben Böyleyim”den “Hey Yıllar”a sevdiği şarkıları yorumladığı “Ömürlük Şarkılar” ve şimdilik son Türkçe albümü olan “Aramızda Kalsın”, son yirmi yılda adını duymamıza sebep albümler.

Ömür Göksel’i çağdaşlarından ayıran, sadece çalışma aşkı değil. Temiz Türkçesi, en büyük avantajı. Annelerimizin “kadife sesli” diyerek el üstünde tuttuğu sanatçı, dili en iyi kullanan isimlerden. Bu yüzden şarkıları hâlâ dillerde, bu yüzden albümleri büyük ilgi görüyor. Son dönemde İngilizce şarkılar yorumlamasına takılanlar olabilir ama bu da bir anlamda aslına rücû: “Müziğe başladığım yıllarda Türkçe şarkılar yoktu,” diyor ve anlatıyor: “Büyük repertuvarlar hazırlamak zorundaydık. 300 şarkı bilmiyorsak sahneye çıkamazdık. Türkçe sözlü şarkıları 1968’e kadar kabullenemedim. O zaman bu işi yapan arkadaşlarımı kötülemek istemem ama akıllarına geldikleri gibi yazıyorlardı ve arada ipe sapa gelmez şeyler oluyordu. Onun için şarkı sözlerimi kendim yazdım.”

İlk plağı, 1968 tarihli. Ertesi yıl, “Mutluluk” adlı şarkıyı söylemiş, ilk altın plağını almış. Lakabı o dönemden: “Bay Mutluluk”. 1972 yılında yayımlanan “Sevemem Artık”, en büyük “hit”i: “Bu, ‘Samanyolu’ndan sonra en çok satmış Türkçe sözlü 45’liktir. Hâlâ statlarda slogan olarak söylenir.” Birbiri ardına söylediği şarkılar “hit” olmuş, döneminin en önemli isimlerinden biri olarak tarihe yazılmış. Ancak korsan kasetçilik plak piyasasını vurunca, 1980 yıllında Hilton’dan gelen teklifi tereddütsüz kabul etmiş: “Dünyanın bütün Hilton’larını dolaşarak şarkı söylememi istediler. Benim için bulunmaz fırsattı…” New York’ta başlayan macera Milano, Düsseldorf derken tam on yedi yıl sürmüş!

 

Sonrası yeni bir başarı hikâyesi. Yukarıda saydığım albümlerin her biri ayı ayrı çok sattı ve sanatçı yıllar sonra yeniden listelere adını yazdırdı: “Giderken bütün genç kızlar arkamdan ağlaşıyordu. Şimdi Tarkan, Kenan Doğulu neyse Ömür Göksel de oydu. Hatta o zamanlar Kenan Doğulu’yu babası elime verdi, elma gibiydi; kucağımda salladığımı hatırlıyorum. Şimdi düşünün Ömür Göksel Kenan Doğulu’yla aynı listelerde! Bu benim için çok büyük bir gurur vesilesi…”

Peki işin sırrı ne? Ömür Göksel, bunca yıl sonra nasıl bir anda popüler oldu ve ününü nasıl korudu? Soruyoruz, uzun uzun anlatıyor: “Döndüğümde Cenk Koray karşıladı beni ve ‘sana âşık o genç kızların hepsi anne oldu şimdi,’ dedi. Büyük bir boşluğa düştüm. Omuzlarda uğurlanan bir sanatçı, tanınmayan bir sanatçı olarak geri dönmüştü. Önce Bir Ömür adlı programı hazırladım; on üç hafta diye başladık, yetmiş üç haftada bitti! Sonra, güneydeki otellerde üç yıl şarkı söyledim. Yurtdışında on yedi yıl şarkıcılık yapmış biri, onlar için inanılmaz fırsattı. Mutluydum ama İstanbul’dan uzaktım. Dönmek için bir proje geliştirdim ve ‘dünyada en sevilen şarkıları söylemeliyim’ diyerek kırk beş yıllık birikimimi bir albüme döktüm. ‘Eşe dosta hediye ederim’ diye düşünürken albümün tirajı 72 bine ulaştı! Bir şaşkınlık yaşadım ama kaliteyi alkışlamaya hazır ellerin varlığını hissederek sevindim. Eski dinleyicime yeni dinleyiciler katıldı ve ben bir anda en aranan şarkıcı oldum.”

Kendine örnek aldığı, peşinden gittiği isimler, Frank Sinatra ve Dean Martin: “Bana göre bütün şarkıcılar bir yana, Frank Sinatra bir yana, ben ondan yana! Sinatra’ya benzetirler beni ama asıl göz ağrım Dean Martin’dir. Onun baygın sesinden daha fazla etkilenmişimdir. Sinatra basa basa, ne dediğini karşısındakine hissettirerek söyler. Bu, bir şarkıcının geldiği son nokta bence. Şarkıcı dinleyiciyi de beraberinde götürür; söylerken karşısındakiler de duygulanıyorsa, seninle eğleniyorsa o zaman ‘olmuşsunuz’ demektir.”

Aslında biraz kırgın, Ömür Göksel: “Bakıyorum, memlekete gelen üçüncü sınıf Amerikalı şarkıların konserleri saatlerce televizyonlarda yayınlanıyor. Ömür Göksel ise bir kere olsun o kanallara çıkamıyor. Şarkıcı Amerikalıysa onu dünyanın en iyisi sanıyoruz. Ömür Göksel benim gözümde olması gerektiği yerde değil. Amerikan şarkıları söylüyorum ve bunu en iyi şekilde yaptığıma inanıyorum. Mübalağa etmiyorum, dünyada on tane çok iyi şarkıcı varsa birisi benim.” Hilton’dan gelen teklifi kabul ederken aklından geçenler, sonrasında yolunu çizmiş: “Batıya açılan pencere olmak istiyorum,” demiş ve ilerlemiş. Tam da onun çıktığı yıllarda yeşeren Anadolu-pop’a neden meyletmediğini sorduğumda aldığım cevap şöyle: “Ben kent çocuğuyum, köy çocuğu değilim. Türküleri çok seviyorum ama onları benden daha iyi yorumlayanlar var. Bir iddiam olmadığı için onlarla yarışmak gibi bir kaygım da yoktu. Dolayısıyla o kulvara hiç sapmadım.”

Ömür Göksel’i canlı dinlemek, heyecanına tanık olmak isterseniz, 16 Temmuz günü festival bünyesinde UNIQ Açık Hava Sahnesi’nde vereceği konseri izleyebilirsiniz. Uraz Kıvaner (piyano), Engin Recepoğulları (saksofon), Ozan Musluoğlu (bas) ve Ferit Odman (davul) eşliğinde vereceği bu konser, onun dinleyicisine sunacağı küçük bir armağan.

Yıllar önce, Alanca Caz Festivali kapsamında buluştuğum Ömür Göksel, söyleşimizi tamamlamadan hemen önce “asıl” soruyu neden hâlâ sormadığıma şaşmış, son soruyu kendi kendine sormuştu: “Gençlere öğütleriniz ne olacak?” Cevabı, yaptıklarının özeti: “Ben onlara öğüt vermek istemiyorum. Çünkü sanatçı öğüt vermez, örnek olur. Eğer gençler arasında beni örnek almak isteyenler olursa onların başarı yolu zaten açık.”

26. İstanbul Caz Festivali’nde Yaşam Boyu Başarı Ödülü’yle onurlandırılan iki isimden biri, Ömür Göksel. Hakkında anlatılacak çok şey var ama ben yazıyı bitireyim. Sanatçıyı dinlemek istiyorsanız, tarih ve adres yazının içinde. Dinleyin, pişman olmayacaksınız.


Murat Meriç kimdir?

1972’de doğdu. Çanakkale ve İzmit’te okudu. Ankara’da kimya mühendisliği eğitimi alırken, dinlediği müziğin tarihine merak saldı ve oradan ilerledi. Kendini bildi bileli plak topluyor; okuyor, dinliyor, dinlediklerini yazıyor, sevdiklerini çalıyor. Kedi gibi meraklı. Rakı, roka, bamya, erik seviyor. İstanbul’da yaşıyor ama Ankaracı. 1996’da Müzük adlı dergiyi çıkartan ekipten. Sonrasında Roll mürettebatına katıldı. Mürekkep, Birikim, Milliyet Sanat, Virgül, Bant gibi dergilerde yazıları yayınlandı. Yeni Binyıl, Radikal ve BirGün'ün yazarlarındandı. Ankara’da Radyo Arkadaş’ın kuruluşuna katıldı ve pek çok radyoda programlar yaptı. Şu anda Açık Radyo'da, hafta içi her sabah Şarkılarla Memleket Tarihi adlı programı hazırlıyor ve sunuyor. Pek çok televizyon programının danışmanlığını yaptı, metnini yazdı. 2002 - 2003 yıllarında hazırlayarak sunduğu Kırkbeşlik adlı televizyon programı TRT’de yayımlandı. Kalan Müzik için bir Tülay German albümü (Burçak Tarlası 64 – 87, 2001) derledi, pek çok albüme yazar ve danışman olarak katkıda bulundu. Pop Dedik / Türkçe Sözlü Hafif Batı Müziği (İletişim Yayınları, 2006) ve 100 Şarkıda Memleket Tarihi (Ağaçkakan Yayınları, 2016) adlı iki kitabı, üzerinde çalıştığı pek çok projesi var. Üniversitelerde ve kültür merkezlerinde müzik tarihi üzerine seminerler verdi, veriyor. Düzenli olarak Gazete Duvar, Vatan Kitap ve Kafa’da yazıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI