Yemek ve cennet üzerine

Pazar, 30 Haziran, 2019
Rio de Grande, sur bölgesinde 20 yıllık bir Topraksızlar yeriydi. Her şey o kadar düzgündü ki bir süre sonra filmi yapmaktan vazgeçiyordum neredeyse. Cennetler inandırıcı olmuyor çünkü. Yalan söylüyor gibi geliyor herkese.

MST’li kadınlardı. Birlikte yemek yapıyorduk. Sadece toprak işgal etmekle kalmıyorlardı. Evde yemek yapan da onlardı daha çok. Hemen dudak bükmeyin. Herkes sekiz saat çalışıp aynı ücreti alıyordu. Eşit işe eşit ücret. Ama kadınlar sadece dört saat çalışıp, aynı ücreti alıyorlardı. Evde yaptıkları iş dengeleniyordu en azından.

Belki tam değil ama daha iyisini yapabilirsiniz tabii ki.

-Pek tartışmıyorum artık bu konularda. Daha iyi ve güzel kelimeler değil, daha gerçek olanlar tercihim, küçüklü büyüklü, peynir gemisi yürütenlerden, gri olan pratik, ele avuca gelen, yoksa sanal alemlerin kraliçeleri ve kralları, iki yumurta kıramayanları, sözüm meclisten dışarı.-

Pişi gibi bir şeydi hazırladığımız fakat içine peynir de koyuyorduk. MST’nin ineklerinin sütündendi peynir. Tereyağı da öyle, un da, biraz sonra ekleyeceğimiz bir çeşit mantar da. Nasıl mı? Çok basit aslında; toprak işleyenin, su kullananın olunca her şey olabiliyordu. Toprağın üzerindeki zararlıları temizlemek gerekiyordu sadece. Büyük toprak sahiplerini, hayvan besici patronlarını ve fabrika sahiplerini, asalak ve tufeyli yani ve biz kapitalist diyoruz bunlara.

Kımıl zararlısı ne ki bunların yanında…

Rio de Grande, sur bölgesinde 20 yıllık bir Topraksızlar yeriydi. Her şey o kadar düzgündü ki bir süre sonra filmi yapmaktan vazgeçiyordum neredeyse. Cennetler inandırıcı olmuyor çünkü. Yalan söylüyor gibi geliyor herkese. Anlattıkların iyi güzel de pratikte pek olmuyor diyenlere “Al sana” diyorsun, zor inanıyorlar. Fakat piyasanın her şeyi yönetebileceğine inanıyorlar, bir gün zengin olabileceklerine, iktidar çirkin suratlarının kibirli ve boş kelimelerine, 65 yaşından sonra emekli olursan mutlu mutlu dünyayı dolaşabileceğine, okulların diplomalarının bir sürü şeyi öğrettiğine -insanın gülmesi geliyor burada.-

Ve oturduğumuz yerden seyredersek, her şeyin çok güzel olacağına…

Şimdi neredeyse 35 yıl oluyor. Her şey devam ediyor. Toplanıp kararlar alıyorlar hâlâ. Her konuda böyle. Seneye pirinç ekelim diyor 27 kişi, 14 kişi buğday, bir kişi mısır ve yine her sene tartışıyorlar mutlaka neden tütün yetiştirmiyoruz kendimiz için diye. Tütün zararlı diyordur bir kısmı, onun yerine inek alalım süt alırız, peynir olur ve tereyağ. -Cezaevi komünlerinin temel tartışmasıydı bu.- Tütün ihtiyaç değil mi diyor sigara içenler, kalın bir yaprağa sarıp içiyorlardı ben oradayken ve haftada üç gün komün barını açıyorlardı, sadece sigara içenler değil tabii sırayla. Sonra rom içiyorlardı. Kendi romlarını…

Devrimci Hıristiyanlar “Tanrı bize öbür dünyada zaten cenneti verecek, biz bu dünyayı cennete çevirmeliyiz” diyordu.

İnancınız ne olursa olsun fark etmez, siz bilirsiniz, bekleyin diğer tarafı isterseniz…

YAZARIN DİĞER YAZILARI