Aydın Selcen
Aydın Selcen

23 Haziran üzerine üfürizmalar

Çarşamba, 26 Haziran, 2019
Kürtler bir seçeneğe değil, bir olanağa destek verdi. Üçüncü yol denilen işte o olanaktır: Ülkemizin yerinden ve katılımcı bir demokrasiyle, AB standartlarında etkin biçimde yönetilmesi olanağı. Üçüncü yol olanağını olur kılmanın biricik yolu, yeni anayasa. Yahut mini anayasa.

Masadaki “Kürt lokması(*)  boğazlarda kaldı, sahanın ortasındaki “Kürt kayası”(*) yerli yerinde duruyor.

Benden “adam yolcu mu üstat?” sorusunu yanıtlamamı isterseniz “evet muhterem” derim. “Ama’sı var mı” diye üstelerseniz, “ama hangi vadede ve koşullarda, bak onu bilemem” derim.

Ekrem İmamoğlu, 23 Haziran akşamı itibarıyla cumhurbaşkanı adayıdır. Bunu belirtmek de aymazlık değildir, saklanarak siyaset olmaz. İstanbul tekrar seçiminden çıkardığı olağanüstü skorla da, ta Beylikdüzü’nde (Beylikdüzü-Zincirlikuyu metrobüsle bir saat) seçim gecesi yaptığı mitinge katılım ve o meydandaki coşkuyla da, kucaklayıcı söylemiyle de gayet ciddi bir kazanma olasılığı olduğunu kanıtlamıştır.

Kürtler bir seçeneğe değil, bir olanağa destek verdi. Üçüncü yol denilen işte o olanaktır: Ülkemizin yerinden ve katılımcı bir demokrasiyle, AB standartlarında etkin biçimde yönetilmesi olanağı. Üçüncü yol olanağını olur kılmanın biricik yolu, yeni anayasa. Yahut mini anayasa.

AKP, “istikşafi görüşmeler” benzeri “Türkiye İttifakı” serabıyla, “bak su var, gel kana kana iç” diyerek MHP yerine on yıllardır çölden geçen CHP’yi iktidara ortak etmek ister gibi. Böylece, CHP yönetime ortak olduktan altı ay ila bir sene sonra, halka dönüp “işte gördünüz 17 küsur yıldır gül gibi idare ettiğimiz ekönüminin içine ettiler, memleketi yine bunlar batırdılar” demek isteyeceklerdir.

CHP de “kendiliğinden yıkılacak dama, ben neden payanda olayım; ekonomi batsın, halk bunları sandıkta zaten kovalar” kafasında. Kıs kıs gülerek kenarda bekliyor, zamanın ilk kez kendilerinden yana olduğuna kani. Yapmak zorunda olan bu defa AKP, boş durup bekleme lüksü CHP’de.

CHP’nin kendi “istikşafi görüşme” kaşıklı zokası da on maddelik mini anayasa değişikliği paketi olsa gerek. Pakette ne var, bilmem, metni görmedim. Geldiğimiz noktadan en geriye tam parlamenter sisteme ters takla atılabileceğini artık sanmam. Kendimce o yönde olası bir hamlenin yararı olacağına da inanmam. (Fransa tipi yarı-başkanlık benim kıt aklıma en çok yatan.) AKP yani Erdoğan pakete “he” diyecek de, CHP de iktidara o koşulla ortak olacak -derler.

Türkiye’nin içine girdiği, daha doğrusu mevcut iktidar tarafından hata üzerine hatayla sokulduğu diplomasi, ekonomi ve yönetim cenderelerinden çıkabilmesinin yolu bütüncül bir yenilenmeden geçiyor. HDP Eşbaşkanı Sezai Temelli de seçim gecesi yaptığı açıklamada “katılımcı yerel demokrasi vurgusu” yaptı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu, kendi ülkemizi komşu ülkelere benzetmeye çabalayanların yenildiğinden söz etti. Bence haklıydı.

Nitekim Selahattin Demirtaş da, seçime günler kala Yeni Yaşam’dan Ferhat Çelik’e verdiği mülakatta “Toplumsal zeminde, halklar arasında önemli bir empati ve yakınlaşma duygusunun giderek güçlendiği anlaşılıyor. Bana kalırsa seçim sonrasında demokrasiye inanan bütün siyasi ve sivil örgütlenmelerin, şahsiyetlerin, hareket ve grupların ‘yeni anayasa’ başlığında bir araya gelerek, tabandan başlayan bir anayasa hareketini örgütlemeleri, bu şekilde güçlü ve ilkeli bir demokrasi cephesinde buluşmaları elzemdir. Toplumun ekseriyeti de buna her zamankinden daha hazırdır diye düşünüyorum.” diyordu.

Ramin Matin’in “Kusursuzlar” filmindeki şarkının bir bölüm güftesi şöyle: “Yaz aşkları, yazda kalır bebeğim / günahları yaz da kitap olsun / bu geceyi en başa koy güzelim / hikâyemiz best-seller olsun.” Şimdi, CHP-İYİP ile HDP, bu minvalde karşılıklı birbirlerine 23 Haziran zaferini en başa koyacak bir yaz şarkısı söylerse, ardı çorap söküğü gibi gelecek gibi duruyor. Yok, bunun yerine günahlarımızı temize çekmeye kalkarsak ciltlerce ansiklopedi dolduracağı kuşkusuz.

Zaten biliyorsunuz Serdar Ortaç’ın da eski vokalisti, yeni pop-star Simge’ye meslek büyüğü olarak tavsiyesi “ya ağlatacaksın, ya oynatacaksın” imiş. 23 Haziran’da ağlatan kampanya kaybetti, oynatan kazandı. Hem de biz tam “oynatmaya az kaldı” derken. Dilerim şu zorlu yolculuğumuzu düşe kalka değil güle oynaya tamamlamayı becerebilelim. Yeni bir biz, hepimiz, ortak vatan, birlikte kurulan gelecek tasarlayalım. Paylaşmak, dayanışmak, ilerlemek üzerinde uzlaşalım.

Ne güzel olurdu oturduğum yerden üfürmeyi tam burada, mutlu sonla kesebileydim. Ancak pazartesi sabahı Silivri’deydim: Sayın Osman Kavala ve Gezi Davası’nda yargılanan arkadaşlarımıza kenardan destek olmak için. Seçimin baş mimarlarından 17 yıl istemiyle yargılanan Sayın Canan Kaftancıoğlu’nun ilk duruşması ise 29 Haziran’da. İktidarın, İstanbul’da yediği yüzde on ve sekiz yüz bini aşan farkın anlamını idrak edip edemediği bu ve benzeri alanlarda kendini belli edecek.

Üzerine S-400 alımı, Suriye, Doğu Akdeniz gibi dış politika belâları üzerimize gelmeye devam edecek. İşte buralarda da ana muhalefetin söz konusu yüzde on ve sekiz yüz bini aşan farkın anlamını idrak edip edemediğini göreceğiz. Ana muhalefet, alternatif akılcı politikalar üretmek ve iktidara “dur” demek yerine, “milli meselelerdir” şiarıyla yine gider Erdoğan’ın ardı sıra asker yazılırsa, onların da konuyu anlamadıkları belli olacak.

Neyin olduğunu görüyoruz, nelerin olacağını ise dürüst olalım pek kestiremiyoruz. İmralı’dan mektup getirtip, Bahçeli’ye HDP’yi Öcalan’ı dinlememekle eleştirtecek denli oportünizme yönelen Erdoğan’ın, bir o denli radikal ve pragmatist iç ve dış politika seçeneklerinde bulunması da olası. Buna karşılık Prof. Dr. Evren Balta ise “yönetim rasyonalitesinin omurgası olan bilgi akışının durmuş olduğunu” belirtiyor.

Elde veri yokken ve baş oyuncunun da rasyonalitesini yitirmiş olduğu varsayılırken, yapacağımız değerlendirmelerin nasıl anlamı olabilir? Geçen gün metro istasyonunda, çok uzun bir aradan ilk kez gittiğim bir yere çıkmak üzere, “güney” ve “kuzey” çıkışları arasında kararsız kaldım. Güneyi seçtim. Bir üst katta yine iki çıkışla karşılaştım. Yeryüzüne çıktığımda ikinci kere yine doğru seçenekte bulunmuş olduğumu anladım, sevindim.

İki kere üst üste, elimde hiç bir veri olmadan, yalnızca içgüdülerime dayanarak “doğru” seçenekte bulunmuş sayılırdım. Uzgörümden ötürü kendimi kutladım. Oysa belki temel anlatı başka yerdeydi. Belki, elimde akılcı karar almama olanak tanıyacak hiçbir veri olmayan o iki seçenek arasında duraklamasam, çıktığım yerde karşıdan karşıya geçerken bir aracın altında kalacaktım.

*Terimlerin fikri mülk sahibi Sayın Genel Yayın Yönetmeni Ali Duran Topuz Beyefendi.


Aydın Selcen kimdir?

1969 İstanbul doğumlu ve Saint Joseph Lisesi ile Marmara Üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. 1992-2013 arasında Dışişleri Bakanlığı'nda meslek memuru olarak çeşitli görevlerde bulundu. Son olarak 2010-13 tarihleri arasında Erbil Başkonsolosluğu görevinde bulundu. Merkeze döndüğü gün "memuriyetten istifa etti." Genel Energy petrol şirketinde bir buçuk yıl siyasi danışmanlık yaptı. 2015'den beri bağımsız olarak özellikle Irak ve Suriye konularında yazıyor. Galatasaray kongre üyesidir. Alaz adında bir kızı var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI