Hakkı Yırtıcı
Hakkı Yırtıcı
  • hyirtici@gazeteduvar.com.tr

Esenler Otogarı: Bir mega projenin sonu

Perşembe, 20 Haziran, 2019
Orada yaşayan birinin ağzından,“Esenler Otogar’ı ölü bir otogar; ruhsuz, cansız bir otogar; çöplüğün, pisliğin bol olduğu bir otogar; her tarafın kokuşmuş olduğu, herhangi bir bakımın olmadığı bir yer.” Demek bir mega projenin ömrü sadece 25 yıl olabiliyormuş.

140Journos’un “Esenler Otogarı: Alt Kat” isimli yeni videosu sosyal medyada hızla yayıldı. Görüntüler, anlatılanlar inanılmaz. Alkolikler, madde bağımlıları, tecavüz edilip öldürülen kadınlar, intiharlar, silahlı-sopalı ölümle sonuçlanan kavgalar, kullanılmayan virane dükkanlar, her yeri saran keskin sidik kokusu, korkutucu karanlık mekanları ile otogarın alt katı kendi kuralları olan distopik bir dünya.

.

Oysa otogar büyük beklentiler ile açılmıştı. Avrupa ve Asya otoyol sisteminin kalbi olması hedeflenmişti. Bir katı yolcu indirme peronu, bir katı yolcu bindirme peronu ve büyük bir çarşısı olacaktı (Bu şema havaalanları ile hemen hemen aynıdır). Artık ihtiyacı karşılayamayan Topkapı Otogarı, tek bir yapı, tek bir çatı altında burada toplanacak, çağdaş bir ulaşım merkezi olarak insanlar buraya akacak, memleketlerine bu noktadan gidecek ya da İstanbul’a ilk bu noktadan girecekler ve alışveriş yapacaklardı.

Ancak gerçek ile kağıt üzerinde olan ya da hayal edilen örtüşmedi. 140Journos’un bizlere anlattığı ürkütücü hikayeden önce de bu iddialı proje İstanbulluların aklında iyi bir yer edinmemişti. Büyük, karmakarışık, bakımsız, neyin nerede olduğu belli olmayan, sevimsiz, kullananların bir an evvel terk etmek istediği bir yerdi. Özellikle bayram tatili dönüşlerinde iki şeritli dar yollara saplanan otobüsler, otobanda inip, eşyalarıyla yürümek zorunda kalan insanlar, her sene tekrarlanan, kanıksanan görüntüler oldu.

.

1987’de Dalan döneminde inşaatına başlanan ve 1994’de dönemin belediye başkanı Erdoğan tarafından büyük bir törenle açılan otogar, yap-işlet-devret modeli ile yapılmıştı ve işletme süresi yakın zamanda bitti. Şimdi otogarın yıkılarak, Avrupa yakasında, havaalanına yakın iki, Asya yakasında ise Tuzla’da yeni bir otogarın inşasından bahsediliyor. İronik bir şekilde Erdoğan tarafından açılan otogarın sonunun geldiğini İBB adayı Binali Yıldırım’ın ağzından öğrendik.

KENT DENİLEN ORGANİZMA

Şehircilik ve mimarlık alanında kent, yaşayan bir organizmaya benzetilir. Bu anoloji çok da yanlış değildir. Kentin fiziksel varlığı ile insanı birbirlerinden ayrı düşünmek imkansızdır. Kent, demografik yapısı, toplumsal çatışmaları, gündelik hayat pratiklerindeki değişimler ile sürekli devinen, hareket eden bir canlı gibidir. Kente yapılan her müdahalenin kentte yaşayanlar tarafından bir sindirilme süresine ihtiyacı vardır. Eğer insan ölçeğini ve süresini yok sayar, kente yukarıdan bakarak sert müdahalelerde bulunursanız elde edeceğiniz tek şey, kontrol edilemez anomaliler olur. Hatırlayın Sulukule yıkımlarını ve şimdiki halini. İşte 140 Journos’un bizlere gösterdiği, böylesi bir durumun Esenler Otogar’ı üzerinden başka bir yüzü.

Orada yaşayan birinin ağzından,“Esenler Otogar’ı ölü bir otogar; ruhsuz, cansız bir otogar; çöplüğün, pisliğin bol olduğu bir otogar; her tarafın kokuşmuş olduğu, herhangi bir bakımın olmadığı bir yer.”

Demek bir mega projenin ömrü sadece 25 yıl olabiliyormuş.

17 yıllık AKP iktidarında hayatımıza giren sayısız mega ve çılgın projeler düşünüldüğünde, Esenler Otogar’ı Türkiye’nin mega projeler serisinin erken dönem ürünlerinden biri. Kendisinden sonrakilerle aynı temel özelliklere sahip.

  1. Mevcut otogarın, zamanla kent içinde kalan değerli arazisinden çıkartılarak, kentin dışına, yeni, tek, büyük bir yapı inşa edilmesi. Çifte rant; hem eski arazi imara açılıyor hem de yeni bir çekim merkezi yaratılıyor.
  2. Yap – işlet – devret modeli ile işletmesinin tümüyle yapan firmaya bırakılmasıyla, kente, kentliye hizmet etmesi yerine bir rant makinesine dönüşmesi; projenin kullanıcı odaklı değil, müşteri odaklı olması. Bu durumu belediyenin kendi yükümlülüğünde olan bir hizmeti satması olarak düşünün.
  3. Her rant projesinde olduğu gibi, yapının kenti kendine doğru çekmesi, etrafının konutlar, AVM’ler, oteller ile dolması ve nihayetinde kendisinin, kendi yarattığı bölgenin sorunu haline gelmesi.
  4. İnsanı ezen irilikler, yürünen uzun mesafeler, devasa bir yapının yönetilememesi, büyüklüğü ile yaratılan derinlikler, karanlık alanlar, işletme ve bakım giderlerinin, inşaat maliyetini aşması.

Öyleyse daha şimdiden uyarı sinyalleri veren diğer mega projelerin de bu yöne gitmeyeceğinden, sonlarının benzer olmayacağından nasıl emin olabiliriz?

Daha geçen hafta Önder Algedik, Bilkent Şehir Hastanesi ile ilgili izlenimlerini yazdığı “Şehir hastanesi değil, hasta ticaret merkezi” başlıklı yazısında, hastanenin sadece arabası olanın, trafikten sıyrılabilenin gidebileceği bir yer olduğundan bahsediyor, devasa otoparkın plastik şişeler, poşetler, izmaritler ile pislik içinde olduğuna değiniyordu. Hastanenin içinde ise çalışmayan yürüyen merdivenler, yolunu şaşıranlar, uzun yürüyüş mesafeleri, derin ve karanlık alanlar ile ne doktorlar ve hastalar memnun. Her şey, ne kadar çok Esenler Otogarı’nı hatırlatıyor…

.

Ya, yine açıldığından beri sorunları ile sürekli gündemde olan İstanbul Havalimanı ne olacak? İddia ne? Tıpkı Esenler Otogarı’nın Avrupa ve Asya otoyol sisteminin kalbi olması gibi, havaalanının da bölgesinin transfer noktası olması. Şu an havaalanının önünde büyük alışveriş mekanları, kongre merkezleri, oteller, konutlar ile “Airport City” adında yeni bir kent parçası inşa ediliyor. Belki de hayalet bir şehir inşa ediyoruz ama farkında değiliz.

MEGA PROJE İSTANBUL

İki yarımadanın birbirleri yaklaşıp, ortasından Boğaz’ın geçtiği İstanbul’un coğrafi özelliği hem şansı hem şansızlığı. Bir yandan İstanbul’u dünyada eşi bulunmaz bir coğrafi konuma sabitler. “Sabitler” derken iki şeyi kastediyorum. Birincisi ortasından nehir geçen bir Paris ya da Londra gibi, dairesel, sınırsız bir büyüme alanına sahip olmaması. Sadece Doğu – Batı ekseninde gelişebilir ki, belli bir eşikten sonra ulaşım imkansızlaşır ve bütünlüğünü yitirir. İkincisi ve daha önemlisi, İstanbul’un doğal sınırları kabaca 100 kilometreye 30 kilometre ve kent hassas bir ekolojik dengeye sahip. Şu an ortasından Kuzey Marmara Otoyolu geçen ormanlar kentin nefes almasını sağlıyor. Göletler diye geçiştirilen ve üstüne İstanbul Havalimanı inşa edilen bölge ise yeraltı su kaynakları ile kentin önemli bir su havzası.

.

İstanbul’u küresel bir marka haline getirmek amacıyla hızlanan bir ivmeyle mega projelerle donatıyoruz. Her tür doğal ve insani sınırların ötesine hesapsızca geçildi. Türkiye’nin vitrini ve dünyaya açılan kapısı olması beklenen kent, hantal bir mega kente dönüştü. Hesapsızlık halen devam ediyor. Daha önce kent içinde kaldı diye Topkapı’dan Esenler’e taşınan otogar, şimdi aynı nedenle daha uzağa taşınıyor. Tam bir çaresizlik, tam bir kısır döngü.

Bir adım daha ileri giderek yazıma son veriyorum. Aslında düşünmek bile istemediğim Kanal İstanbul’la beraber, doğal kaynakları tükenmiş, ekolojisi geri dönülmez bir şekilde tahrip edilmiş geleceğin hayalet kentini inşa ediyor olabiliriz.


Hakkı Yırtıcı kimdir?

İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi mezunu olan Hakkı Yırtıcı, yüksek lisans ve doktora eğitimini de aynı üniversitede tamamladı. Çağdaş Kapitalizmin Mekansal Örgütlenmesi isimli kitabı, 2005 yılında Bilgi Üniversitesi Yayınları tarafından basıldı. İktidar, mekan, dil ve psikanaliz alanlarına yoğunlaşan Yırtıcı; iktidar ve mekanın yeniden üretimi, modernleşme ve gündelik hayat pratikleri, sinema ve mekan analizi ve kent modernleşme tarihi üzerine dersler vermektedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI