Kurgu yazınla çocuk pornografisi

Perşembe, 30 Mayıs, 2019
Küresel ölçekte en büyük sektörlerden birisi kabul edilen pornografi içinde çocuk pornosu hayli kazançlı yer tutuyor maalesef. Pornografi dediğimizde sadece görüntülü materyaller akla gelir. Ancak Zümrüt Apartmanı, yazın yoluyla uzun uzun betimleyerek gerçekleştirmiş pornografiyi. Dolayısıyla müstehcenlik suçuyla davanın kabulü ve tutuklama eyleme uygun değil. Çocuk pornosu suçu kapsamında açılması gerekir bu davanın.

Zümrüt Apartmanı yazarı Abdullah Şevki’nin açılan soruşturma sonucu gözaltına alınması, sosyal medya tepkisiyle mümkün oldu diyebiliriz. Tabii öncelikle çocuk hakları savunucusu avukat Umur Yıldırım’ın hızlıca suç duyurusunda bulunması etkendi. Ancak Ankara Cumhuriyet Savcılığı’nın suç duyurusunu bekletmeden kabulü, toplumsal tepkinin eseri. Sosyal medya aracılığıyla ortaya konan toplumsal tepkinin, yargıyı harekete geçiren itici gücünü en belirgin şekilde gördüğümüz olaylardan birisi oldu hiç şüphesiz. Bir gün içinde atılan ilk tweet, çığ gibi büyüyerek gündemin başına oturdu ve hemen suç duyurusu kabul edilerek yazar gözaltına alında. Darısı kitabın toplatılmasına, yasaklanmasına diyelim.

Çocuğun cinsel istismarı suçunu teşvik niteliği taşıyan satırların yazarının gözaltına alınıp ardından yayıncısı Alaattin Topçu’nun da teslim olmasını sağlayan haklı ve oldukça etkili sosyal tepkinin vahim hatalar içerdiğini de belirtmek gerekiyor. Sosyal medya mecraları toplum hayatımızda bu denli etkinleşmişken bir de hatalı ifadelerden kaçınılsa suçla mücadeleye katkısı inanılmaz artar sanırım. Yayıncı, kitabı ve yazarı “Sizin o karga beyniniz Abdullah Şevki’yi Alaattin Topçu’yu ve kurguyu kaldıramaz” sözleriyle savunmuş olsa da kurgu yoluyla işlenen o suç, şükür kimsenin dikkatinden kaçmadı. Fakat sorun o suça verilen isimdeydi. Hem sosyal medya paylaşımlarında kullanılan “pedofili satırlar” ifadesi sorunlu hem de savcılığın soruşturmayı “müstehcenlik” suçundan açması.

Önce pedofili sözcüğünden başlayalım. Bu bir hastalık ismi, bir tıbbî terim yani uzman tanısı gerektiriyor. Tıbbın psikiyatri alanına giren bu terimi, ceza kanununda sabit bir suç tanımı yerine kullanmak, yaygın yanlışlardan. Yaygınlığı, etkin bir çabayla bu yanlışı düzeltmekte ısrarcı olmamızı gerektirir. Susmadan, üşenmeden görüldüğü her yerde itirazı hak eden önemli bir yanlışlıktan söz ediyorum. Çünkü cinsel istismar suçtur hastalık değil. Bu suçu hastalık ismiyle anmanın bedeli ise suçun görünmez kılınması. Suçu, suç olmaktan çıkarıp hastalık kılığına sokmanın bedeli suçla mücadelenin zorlaşması oluyor. Esasen uzman psikiyatristler de çocuğun cinsel istismarı suçunu işleyen kişilerin çok çok azında pedofili bulgusuna rastlandığını belirtir. İnternette yapılacak kısa bir aramayla onlarca makaleye ulaşılabilir, bu konuda. Twitter alemindeki paylaşımlarsa herkesin kendisini psikiyatrist zannettiğini düşündürüyor. Kimse, uzun incelemelerden sonra ulaşılabilen bu tanıyı ezbere kullanmamalı. İki ayrı uzmanlık alanı olan tıp ve hukuk birbirinin yerine ikame edilmeye kalkışılmış gibi garip bir durum ortaya çıkıyor ceza hukuku alanına giren bir suç, tıbbî terimle isimlendirildiğinde.

Dahası suç olan bu eylemin nedenlerini anlamayı zorlaştırıyor, hastalık isminin kullanılması. Ahmet Ümit gibi bir yazar bile “adam hasta” teşhisi(!) üzerine inşa edebiliyor romanını. Hastalık, sapıklık, canavarlık anormal ve ender birilerini düşündüren isimler. Toplum içinde sık görülmeyen ve sanki görülünce hemen alnında yazılıymış gibi tanınıverecek birilerini ima ediyor. Oysa sadece haberleri takip etmek bile cinsel istismar suçunu işleyenlerin gayet de normal bilinen, komşu, akraba, tanıdık kişiler olduğunu anlamamıza yeter. Bu da bize bu şiddet biçiminin kökeninde hastalıktan öte bir şeyler olduğunu düşündürmeli. Ki suçu önlemek için doğru ve yerinde adımlar atmamız mümkün olsun. Bu suçun toplumsal cinsiyete dayalı şiddet biçimlerinden birisi olduğunu kabul etmeliyiz. Ataerkil erkeklik kurgusuyla “göster oğlum amcalara” diyerek yetiştirilen oğlan çocuklarının kimisi, cinsel haz dürtüsünü kontrol etme ihtiyacı duymuyor büyüdüğünde de. Bu hegemonik erkeklik, kadınları, kız ve oğlan çocuklarını, hayvanları ve hatta kurgulanmış modele kıyasla zayıf sayılan erkekleri de kendisi için haz nesnesi kabul eder.

Konumuz itibariyle diğer eril şiddet biçimlerini bir yana bırakıp sadece cinsel suçlar bağlamında düşünsek bile suçun kaynağının toplumsal cinsiyet eşitsizliği olduğunu görürüz. Zaten bu nedenledir ki kadını güçlendirip, çocukları koruyan yasalara yaygın bir saldırı var şu anda. Hegemonik erkeklik algısını korumak, aşınmasını önlemek isteyenler yoksulluk nafakasına, İstanbul Sözleşmesine, 6284 sayılı şiddet yasasına, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamayı hedefleyen çalışmalara olduğu gibi uzun süredir parlamentoda bekletilmekte olan hayvan hakları yasa tasarısına da karşı çıkmaktalar. Gene sırf bu nedenle bir çocuk istismarı vakası olduğunda hemen sapık yaftasıyla suçluyu kendilerinden uzaklaştırıp, toplumu galeyana getirerek linç kültürünü beslemeyi seçerler. Cinsel suçları kendilerinden olabildiğince uzağa fırlatıp temiz alanda kalırlar akıllarınca ve suçun asıl kaynağını da perdeleme başarısına(?) ulaşırlar. Bu çerçevede hegemonik erkeklik algısından uzak olan kadınların ve erkeklerin sapık, hasta, pedofili yerine suçlu demeleri önemle rica olunur. Toplumsal cinsiyet dil ile inşa ediliyor çünkü.

Küresel ölçekte en büyük sektörlerden birisi kabul edilen pornografi içinde çocuk pornosu hayli kazançlı yer tutuyor maalesef. Pornografi dediğimizde sadece görüntülü materyaller akla gelir. Ancak Zümrüt Apartmanı, yazın yoluyla uzun uzun betimleyerek gerçekleştirmiş pornografiyi. Dolayısıyla müstehcenlik suçuyla davanın kabulü ve tutuklama eyleme uygun değil. Çocuk pornosu suçu kapsamında açılması gerekir bu davanın. Çünkü pornografik betimleme yoluyla suç, sıradanlaştırılıyor ve teşvik ediliyor. Edebi kurguymuş gibi sunularak yayın yoluyla sabit olan suçlardan birisi de cinsel istismar ile çocuk cinayeti işlenmesini da normalleştirmesi. Cinayet ve cinsel istismara teşvik eden çocuk pornografisi kapsamında ele alınmalı dava ki hak ettikleri cezaları alabilsinler. Müstehcenlik çok zayıf iddia ve cezası da yüksek değil. Porno sektöründen yazın yoluyla kazanç sağlamak isteyenlere hak ettikleri cezalar ancak dava bu küresel suç bağlamında ele alındığı takdirde verilebilir…


Berrin Sönmez kimdir?

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunu. Aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak akademiye geçti. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na giriş süreci üzerine yüksek lisans tezi yazdı. Halkevi ve kültürel dönüşüm konulu doktora tezini yarıda bırakarak akademiden ayrılıp öğretmenlik yaptı. Daha sonra tekrar akademiye dönerek okutman ve öğretim görevlisi unvanlarıyla lisans ve ön lisans programlarında inkılap tarihi ve kültür tarihi dersleri verdi. 28 Şubat sürecindeki akademik tasfiye ile üniversiteden uzaklaştırıldı. Dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağımlı yargısı, akademik kadroları “rektörün takdir yetkisine” bırakarak tasfiyeleri gerçekleştirdiği ve hak arama yolları yargı kararıyla tıkandığı için açıktan emekli oldu. Sırasıyla Maliye Bakanlığı, Ankara Üniversitesi, Milli Eğitim Bakanlığı ve Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde ortalama dört-beş yıl demir atarak çalışma hayatını tamamladı. Kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunucusu, feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI