Mehmet Said Aydın
Mehmet Said Aydın

Her şey güzel olacak mı? İmamoğlu adıyla çağrılacak mı?

Salı, 28 Mayıs, 2019
Mehmet Metiner’in lapsus’undan anladığımız kadarıyla, AK Partililer artık Ekrem İmamoğlu’nu adıyla çağıramayacakmış. AK Parti’nin adayı Binali Yıldırım’ın tweet’inden öğrendiğimiz kadarıyla da, İmamoğlu’nun yeni kod adı “CHP adayı”. Burada çok tuhaf bir kabul var.

Evvela kendi kendini yenileyen sloganın aslını, yani genç arkadaşımızın seslendiği halini hatırlatmak isterim. “Her şey çok güzel olacak” değil, “her şey güzel olacak” idi o nida. Ekrem İmamoğlu’nun otobüs içi tepkisi bunun irticalen gelişmiş bir şey olduğunu kanıtlıyordu ve dahi hadiseyi sevimli yapan da buydu. Ama nedense, zaman içinde (filmin etkisinden olsa gerek) “Her şey çok güzel olacak”a evrildi.

İkincisi, sanıyorum #herşeyçokgüzelolacak heşteg’inin etkisiyle, normal yazarken de “Herşey” diye bitiştirmeye başladı insanlar. Gramer polisliği yapmak istemem ama Türkçede istisnası olmayan ender kurallardandır – dolayısıyla akılda kalması da kolaydır. “Şey” kelimesi herhangi bir biçimde, başka bir kelimeyle bitişmez. Heşteg kullanıldığında da bu majüskül-miniskül ayrımı kolay çözülmüş durumda ama pek kimse hürmet etmiyor. #HerŞeyÇokGüzelOlacak gerçekten de şeklen kötü görünüyor, kabul.

Bu organik sloganın çok “tutması”, iletişimin çok basit bir kuralına dayanıyor – ki, Erdoğan yıllarca bunu çok iyi icra etti. Akılda kalıcı bir söz dizimi ve toplamdan bir adet mesaj. Bunu tersinden gürültü koparmış yakın zaman örneğiyle de hatırlamak mümkün: “Seni başkan yaptırmayacağız.” Bu sloganın öteki gücü de malum, organik olması, o esnada çıkması, sözü sarf edenin genç bir delikanlı olması ve herhangi bir kısmında “hesap” olmaması. Küskün, var ettiğini farz ettiği devletten bir süredir uzak kalmış, uzak kaldıkça ajite olmuş seküler seçmenin yakın zamanda heyecanlandığı Muharrem İnce vardı. İnce de en az İmamoğlu kadar hızlı başlamıştı, heyecanlara sebep olmuştu velakin slogan bağlamında düşünürsek, buradaki gibi “bir adet” mesajı verecek ve akılda kalacak bir cümle kuramamıştı. CHP’nin son yıllarda akılda kalan belki de tek sloganı, mizahın konusu olacak kadar absürt olanıydı. Evet, “Ekmek için Ekmeleddin” olanı. Ekmeleddin Bey, sanıyorum şimdilerde MHP kürsüsünden milletvekilliği ile iştigal ediyor. Slogan kısmını bir kenara bırakırsak, kıt güncel siyaset bilgimle bir soruyu gene de sormak isterim: Peki, İstanbul’un belediye başkanlığı hakikaten bunca “büyük” mü? Doğrusu emin değilim bundan. Bunun bir “dalgalanma”ya yol açacağı kabulünden de pek emin değilim.

Mehmet Metiner’in lapsus’undan anladığımız kadarıyla, AK Partililer artık Ekrem İmamoğlu’nu adıyla çağıramayacakmış. AK Parti’nin adayı Binali Yıldırım’ın tweet’inden öğrendiğimiz kadarıyla da, İmamoğlu’nun yeni kod adı “CHP adayı”. Burada çok tuhaf bir kabul var. AK Partililere göre kendi seçmeni, birinin sırf isminden etkilenebilir ve buna göre vereceği oyu değiştirebilir. Yani “Binali” adı ve “Yıldırım” soyadını tatmin edici bulmayabilir; gidip “cömert, lütuf sahibi, kerem sahibi” anlamına gelen adıyla Ekrem İmamoğlu’nun (soyad kısmının üstüne konuşmaya gerek yok bu bağlamda) adını soyadını etkileyici bulur, kim olduğuna, partisine, müktesebatına bakmaz, oyu basar geçer. Çok tuhaf.

Adı bile anılamayan Ekrem İmamoğlu’nun adını ben de birçok insan gibi, bu seçim döneminde duydum. İstanbul Kitap Fuarı’nın Beylikdüzü’nde olması hasebiyle, yakın çevremde daha önce duyan, yaptığı şeyleri takdir edenler varmış. Sonradan öğrendim. Benim aklımda kalan, son birkaç fuardır Beylikdüzü Belediyesi’nin adını daha sık duymam oldu. Sanırım kitap yayını da yapmaya başlamışlardı; yahut stantları yıllar içinde büyüdü, gözle görünür oldu. Televizyon kuruldu ve de, onu anımsıyorum. Bir senesinde Pelin Batu sundu, fuardan haberler aktardı, yazarları konuk etti. Bunları, haliyle olumlu izlenimler olarak yazmış zihin. Sonra bir gün aday olduğu haberini gördük hep beraber. Kimmiş neyin nesiymiş diye bakacakken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyaretine gittiği ve görüştükleri haberi “tanınmak” kısmını hallediverdi. Artık herkes tanıyordu. Hepimiz biliyorduk.

Şöyle düşünüyorum: Ortalama bir AK Parti seçmeniyim, işte okul falan okumuşum, gönülden “Reis”çiyim, parayla pulla çok işim yok, kalbî sebeplerle partim için çalışıyorum. Bunu, “Artık Ekrem İmamoğlu demeyin, CHP adayı deyin,” diye bir uyarı alsam tam olarak ne düşünürüm? En hafifiyle, hakarete uğramış hissederim.

Son yıllarda seçim öyle bir şey oldu ki, Fight Club’daki meşhur “Damağındaki o küçük çizik, dilinle oynamazsan hemen geçer ama duramıyorsun, oynuyorsun” mecazını hatırlıyor insan. Orada heyula olarak seçim duruyorken, sen de gidip onun üzerine düşünmek zorunda kalıyorsun. Hatta gün geliyor, bir adayı adıyla çağırmanın bile zımnen yasaklandığını duyuyorsun.

 


Mehmet Said Aydın kimdir?

1983 Diyarbakır. Kızıltepeli. Türk Dili ve Edebiyatı okudu. Üç şiir kitabı var: “Kusurlu Bahçe” (2011), “Sokağın Zoru” (2013), “Lokman Kasidesi” (2019). “Kusurlu Bahçe” Fransızcaya tercüme edildi (2017). “Dedemin Definesi” (2018) isimli otobiyografik anlatısı üç dilli yayımlandı (Türkçe, Kürtçe, Ermenice). Türkçeden Kürtçeye iki kitap çevirdi. BirGün ve Evrensel Pazar’da “Pervaz” köşesini yazdı, Nor Radyo’da “Hênik”, Açık Radyo’da “Zîn”, Hayat TV’de “Keçiyolu” programlarını yaptı. Editörlük yapıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI