Sevdadır / Arkadaş Z. Özger üzerine…

Pazar, 19 Mayıs, 2019
Arkadaş Z. Özger’in şiirleri Grup Ekin, Onur Akın, Sadık Gürbüz gibi isimlerce bestelendi. Grup Ekin’in ilk albümü “Kavgayı Seçtim”de karşımıza çıkan “Ferhat” –ki hemen hemen aynı dönemde Grup Yorum tarafından farklı bir besteyle “Gel ki Şafaklar Tutuşsun” albümüne alındı– en bilinen Özger bestelerinden.

Hayatımdaki en önemli kırılma noktalarından birinin 1988 yılında okumak için Ankara’ya gelişim olduğunu daha önce çok kez yazdım. Üniversite yıllarım, büyüdüğüm, anlamaya başladığım, öğrendiğim döneme tekabül eder: Kimya mühendisliği eğitimi alırken yan yollara sapmış, iki hattı bir potada eritmeyi başarmıştım. Buradaki asıl unsur, okuduğum kitaplar ve dinlediğim şarkılar… Ahmet Kaya, Zülfü Livaneli, Sadık Gürbüz, Grup Yorum gibi isimler bu noktada daha önemli zira iki türlü bir beslenme söz konusu: Bir yandan şarkıları dinlerken diğer yandan onlar sayesinde tanıştığım şairlerin peşine düşüyordum. Attilâ İlhan’dan Enver Gökçe’ye, şiirleri ders kitaplarında yer almayan nice şairi dinlediğim sanatçılar ve topluluklar aracılığıyla duydum, kitaplarını okudum, yolumu onlardan geçirirken yeni şairleri tanıdım.

O dönem, hem Ahmet Kaya hem de Grup Yorum repertuvarında karşılaştığım şiirlerden biri, beni Arkadaş Z. Özger’e götürdü. Mayıs Yayınları tarafından 1984’te basılan bordo kapaklı “Sevdadır”, erken dönemde başucuma koyduğum kitaplardan. Zaman zaman yan rafa geçti ama benden hiç uzaklaşmadı. Yıllar sonra, bu kitaba kaynaklık eden “Şiirler”i (Nadas, 1974) bulduğumda çok mutlu olmuştum. Sonrasında onların yanına derli toplu bir basım daha ilişti: “Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası” (Ve Yayınevi, 2014). Arkadaş Z. Özger külliyatını farklı zamanlarda derleyip toparlayan bu üç baskı bugün yan yana kitaplığımda duruyor ve ben, kendimi mutsuz, umutsuz hissettiğim zamanlarda yine o kitaplara uzanıyorum.

Bu yazıyı, Arkadaş Z. Özger’in ölümünün 46’ncı yılına denk gelen 5 Mayıs gününde yayımlanmak üzere yazmıştım ama benden kaynaklı “teknik bir arıza” yüzünden o gün okura ulaşamadı. Gönlüm kaybolmasına razı gelmediği için bu hafta, gecikmeli olarak yayımlamak istedim. Özger’in bestelenmiş şiirlerinden yola çıkarak onu ve “eser”ini kendimce anlatma denemesi bu: Erken dönemde buluştuğum, kopamadığım şairi tanıtma çabası olarak da algılanabilir.

Tanıdığım, tanıştığım ilk Arkadaş Z. Özger şiiri, “Aşkla Sana”. Girişindeki bölüm, Ahmet Kaya’nın 1987 tarihli albümü “Yorgun Demokrat”ta karşımıza çıkıyor: “alnını / dağ ateşiyle ısıtan / yüzünü / kanla yıkayan dostum / senin / uyurken dudağında gülümseyen bordo gül / benim kalbimi harmanlayan isyan olsun / şimdi dingin gövdende / uğultuyla büyüyen sessizlik / bir gün benim elimde / patlamaya sabırsız mavzer olsun // başını omzuma yasla / göğsümde taşıyayım seni / gövdem gövdene can olsun…”

Şiirin bu bölümü, farklı bir besteyle, iki yıl sonra bir Grup Yorum albümüyle yeniden gündeme geldi ve 1989 tarihli “Gün Gelir / Cemo”da “İsyan Olsun” adıyla yerini aldı. Uzun şiirin aynı bölümü bestelenmişti. Oysa sondaki iki dize hepsinden güzel, hepsinden etkileyici, hepsinden umutlu: “Şimdi senin uzanıp yattığın otlarda / yarın yeni bir yeşillik büyüyecek”

Zekâi Özger, 1948 yılının 8 Ocak günü doğmuş; lise yıllarına kadar doğduğu şehirde, Bursa’da yaşamış. Ankara Üniversitesi’nden mezun: Basın Yayın Yüksek Okulu’nun heyecanlı öğrencilerinden. 12 Mart döneminde [24 Ocak 1971’de] okul polisler tarafından basıldığında başına ağır darbeler alan Özger, okulu bitirir bitirmez TRT’ye girmiş, orada kurgucu olarak çalışmış, çeşitli programlara yapımcı olarak imza atmış. Ancak 1973 yılının 5 Mayıs günü bir anda gelen acı haber, sadece arkadaşlarını değil, sevenlerini de yasa boğmuş. 28 Nisan akşamı Meşrutiyet Caddesi’nde düşmüş hâlde bulunan, Numune Hastanesi’ne kaldırılan Zekâi Özger, kurtarılamamış. Ölüm sebebi, raporlara beyin kanaması olarak geçmiş. Ailesi ve arkadaşları, bu hasarın okulun basıldığı günden kalma olduğunu iddia ediyor. [Bu baskının, şairin “Adak” şiirinde anlatıldığı bilgisini buraya not düşeyim.]

Arkadaş, şiirlerinde kullandığı isim. O dönemde dergilerde yayımlanan şiirleri, ölümünden bir yıl sonra Tekin Sönmez tarafından kitaplaştırıldı. Yıllar sonra, 2014 yılında Ve Yayınevi tarafından yeniden basılan şiirler, okura nihayet doğru bir bakış açısıyla ulaştırılmış oldu. Ve Yayınevi’nin kurucusu Kenan Yücel, Kuzgun dergisinin Mayıs 2015 tarihli dördüncü sayısında M. Bülent Kılıç’ın sorularını cevaplarken “Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası”nı anlatıyor; bunu yaparken “toplu şiirler”in önceki baskılarını anmayı ihmal etmiyor: “(…) kendisinden önceki kadirşinas emeklere eklemlenen küçük birer katkı.” Yine de “yeni” kitabı diğerlerinden ayırıyor: “(…) eleştirel bir basım, onu önceki basımlardan ayıran ilk ve en önemli fark adıdır. ‘Ne zaman yayımlarsam yayımlayayım adı ‘Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası’ olacak’ demesine rağmen, ‘bu adı ona yakıştıramadıklarından’, istediği adla yayımlanmamıştı kitabı. (1974’te ilk basımını ‘Şiirler’ adıyla yapan Tekin Sönmez’in, Arkadaş’ın bu sözünden haberdar olmadığı biliniyor, bunu belirtmeliyim.) İyi niyetli çabaların ürünü olmalarına karşın Arkadaş’ın şiirlerinin önceki basımları yanlışlarla doluydu ve şiirleri ne yazık ki gereken özen gösterilmeden yayımlanmıştı. Her şiiri, noktasından virgülüne, tüm kaynakları (el yazısı halleri, Arkadaş’ın sağlığında dergilerde yayımlananlar, ‘Şiirler’ ve ‘Sevdadır’daki biçimleri) karşılaştırarak, süregelen çok sayıda yanlışı bertaraf ederek kitaba aldım. Şiirlere ilişkin notlar ile ayrıntılı bir kaynakçaya da yer verdim. Şairin vasiyeti kabul ettiğimiz isteği yerine geldi böylece, kitap adına kavuştu, Arkadaş Z. Özger’in şiirleri de ilk defa yanlışsız ve özenli bir biçimde okura ulaşmış oldu. Şimdiye dek hep Arkadaş adına armağanlar veriliyordu, biz tuttuk armağanı Arkadaş’a verdik. Arkadaş Z. Özger, o bizim hiç yaşlanmayan arkadaşımız, dostumuz, kardeşimiz, her türlü özveriyi, emeği, güzelliği hak ediyor.”

Kitabın adı, Soyut dergisinde yayımlanan ilk şiirinden. Sonrasında Forum’dan Papirüs’e, Yansıma’dan Yordam’a pek çok dergide imzasına rastlanıyor. İkinci yeniden toplumcu gerçekçiliğe uzanan bir çizgisi var. Şiirlerinde en çok göze çarpan tema, ölüm. Cinsellik, göz ardı edilmeyen bir başka tema –ki o dönem için cesur olduğunu söyleyebiliriz.

Ve Yayınevi tarafından basılan “Arkadaşım Zekâi / Çoklar Sokağında Bir Yalnız” (2017), İsmet Tokgöz’ün hazırladığı bir başka kitap. Tokgöz, üniversite döneminde yakın arkadaşı olan Özger’i anlatıyor. Kitabın güzelliği, şairin yazdığı mektupların özenli bir şekilde okura ulaştırılmış olması.

Arkadaş Z. Özger’in şiirleri Grup Ekin, Onur Akın, Sadık Gürbüz gibi isimlerce bestelendi. Grup Ekin’in ilk albümü “Kavgayı Seçtim”de karşımıza çıkan “Ferhat” –ki hemen hemen aynı dönemde Grup Yorum tarafından farklı bir besteyle “Gel ki Şafaklar Tutuşsun” albümüne alındı– en bilinen Özger bestelerinden: “al sesimi vur kanının gümbürtüsüne / zamanıdır dağları delmenin, Ferhat /…/ ateşi üfle Ferhat / körüğü iyi kullan / bu can bunca hasretine dayanır / soludukça içimde sevdan…” 1971 yılında yazılan, Arkadaş Z. Özger’in ölümünden sonra (1973 yılının Ağustos ayında) Yansıma dergisinde yayımlanan bu şiir, Sevinç Eratalay’ın sesinden de dinleyiciye ulaştı.

Bu kadar değil: Onur Akın, “Göğü kucaklayıp getirdim sana / kokla / açılırsın” dizeleriyle başlayan “Sevdadır”ı “Çam Kolonyası” adıyla besteledi; Sadık Gürbüz, aynı şiiri, “Sevdadır” adını verdiği albümün girişinde okudu ve onu Enver Gökçe’nin “Görüş Günü”ne bağladı. Gürbüz, “Pencere”yi de besteleyen müzisyen: “Pencereyi aç / Sesin sarsın dünyayı / Duyulur elbet ta ötelerden / Yürek kendini tanır…” O dönem dinlediğim şarkılar arasında aklımda kalan, bugüne ulaşanlar bunlar.

Arkadaş Z. Özger denince akla gelen, en azından benim aklıma gelen, “Merhaba Canım” şiiri. Daha doğrusu, şiirin son dizeleri: “bir gün elbette / zeki müreni seviceksiniz / (zeki müreni seviniz)”. Memleket şiirinin bu ayrıksı ismi, 25 yaşında aramızdan ayrılmasaydı kim bilir daha ne şahaneliklere imza atacaktı. Geçtiğimiz haftalarda, onu, ölümünün 46’ıncı yılında andık ama bir yanımız hâlâ eksik.

Dizeleri, yazının sonu olsun: “Kalbim! / sen varsın / sen tökezleyen bir şarkı değilsin / ne de uzun, yanık havalı türkü / sen kendinin ezgisisin.”

 


Murat Meriç kimdir?

1972’de doğdu. Çanakkale ve İzmit’te okudu. Ankara’da kimya mühendisliği eğitimi alırken, dinlediği müziğin tarihine merak saldı ve oradan ilerledi. Kendini bildi bileli plak topluyor; okuyor, dinliyor, dinlediklerini yazıyor, sevdiklerini çalıyor. Kedi gibi meraklı. Rakı, roka, bamya, erik seviyor. İstanbul’da yaşıyor ama Ankaracı. 1996’da Müzük adlı dergiyi çıkartan ekipten. Sonrasında Roll mürettebatına katıldı. Mürekkep, Birikim, Milliyet Sanat, Virgül, Bant gibi dergilerde yazıları yayınlandı. Yeni Binyıl, Radikal ve BirGün'ün yazarlarındandı. Ankara’da Radyo Arkadaş’ın kuruluşuna katıldı ve pek çok radyoda programlar yaptı. Şu anda Açık Radyo'da, hafta içi her sabah Şarkılarla Memleket Tarihi adlı programı hazırlıyor ve sunuyor. Pek çok televizyon programının danışmanlığını yaptı, metnini yazdı. 2002 - 2003 yıllarında hazırlayarak sunduğu Kırkbeşlik adlı televizyon programı TRT’de yayımlandı. Kalan Müzik için bir Tülay German albümü (Burçak Tarlası 64 – 87, 2001) derledi, pek çok albüme yazar ve danışman olarak katkıda bulundu. Pop Dedik / Türkçe Sözlü Hafif Batı Müziği (İletişim Yayınları, 2006) ve 100 Şarkıda Memleket Tarihi (Ağaçkakan Yayınları, 2016) adlı iki kitabı, üzerinde çalıştığı pek çok projesi var. Üniversitelerde ve kültür merkezlerinde müzik tarihi üzerine seminerler verdi, veriyor. Düzenli olarak Gazete Duvar, Vatan Kitap ve Kafa’da yazıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI