Sevilay Çelenk
Sevilay Çelenk

Misansense mizansen, slogansa slogan, çalıntıysa çalıntı...

Perşembe, 16 Mayıs, 2019
AKP’li seçmenin zekası ve idrak kabiliyeti açıkça ve ağır biçimde aşağılanıyor maalesef. Hiçbir iktidar döneminde iktidara yakın kesimlerin bu denli aşağılandığı ve küçümsendiği görülmemişti. Öyle ya, bu akıldışı kampanyalar AKP karşıtı muhalefetin fikrini kolay kolay değiştiremeyeceğine göre, bu “gotik hücumu” AKP doğrudan “Cumhur” ittifakının üyelerine yönlendiriyor olmalı.

Bugünkü yazıda üzerinde ihtimamla durabileceğimiz en az üç gotik-politik olayımız var. Birinci konumuz yeni bir sınır ötesi müteahhitlik faaliyetiyle ilgili; Bişkek’e 35 milyon dolara cami yaptırmışız! İkinci konumuz ise işimizden aşımızdan ve seçimlerimizden sonra şimdi de el emeği göz nuru sloganımızın cebe indirilmiş olması. Fakat ne cepmiş bu yahu! Doldur doldur doymuyor. Üçüncü konu ise Ekrem İmamoğlu’nu yıpratma faaliyetlerinin artık açıkça gözü dönmüş bir saldırganlık biçiminde seyretmesi ve giderek el artırması. Öyle bir ifrat hâli yaratıldı ki bu konuda, el artırdıkça ahmaklaşan bir karalama faaliyeti ve kara propaganda ile baş başa kaldık.

AKP seçim kampanyasını yürütenler de sosyal medyada bu kampanyayı dalga dalga çeşitlendirenler de AKP’li seçmenin zekasını ve idrak kabiliyetini açıkça ve ağır biçimde aşağılıyor maalesef. Hiçbir iktidar döneminde iktidara yakın kesimlerin bu denli aşağılandığı ve küçümsendiği görülmemişti. Öyle ya, bu akıldışı kampanyalar CHP, HDP ya da genel olarak AKP karşıtı muhalefetin fikrini kolay kolay değiştiremeyeceğine göre, bu “gotik hücumu” AKP doğrudan “Cumhur” ittifakının kararlı ya da kararsız üyelerine yönlendiriyor olmalı.

Olayları neden gotik-politik diye değerlendirdiğimi de anlayatım size. Bu ifadenin ardında, erken Gotik mimarinin ve sanatın “dinsel” bir temelde, yücelik, büyüklük, sivrilik, yükseklikle karakterize ve uçuyormuş hissi veren yapılarının çağrıştırdığı bir şey var tabii. O yapıların başında da katedraller gelir. Bu konuya yer veren hemen her metinde dile getirildiği üzere, 12. yüzyılda Fransa’dan başlayarak tüm Avrupa’da bütün toplumsal enerji ve imkanlar gotik katedraller yapmaya ve o katedralleri büyük bir iştahla süslemeye hasredilmiştir.

Bu gotik çağrışımlar etrafında baktığımızda, AKP siyasetinin de Batılı tarzların ve kurumların karşısına, “dini” değerler üzerine temellenmiş tarzlar ve kurumlar retoriğiyle çıktığını görürüz. Nitekim Batı’nın bu retorik içinde sık sık “batıl”a eşitlendiği de vakidir. AKP’nin gündelik yaşamda, mimaride ya da sanatta benimsediği ve taltif ettiği tarzların, Gotik dönemin dantel inceliğindeki ayrıntılarla bezeli estetik ihtişamıyla hiçbir ilgisi olmasa da, bu estetiğin ardındaki büyüklük-yücelik-yükseklik takıntılı zihniyet örüntüsünü hatırlatan bir tarafı olduğunu söylemek mümkün. AKP döneminde her şeyden evvel, toplumsal maneviyatı ve milli bilinci güçlendirme, iri, diri ve bir olma iddiasıyla bütün enerji başta cami inşası olmak üzere, içeride ve dışarıda büyük büyük yapıların inşasına yöneldi. Camiler, köprüler, havalimanları… Yapılar hantal veya kaba saba ve camiler bomboş olsa ne gamdı? Çamlıca yolunda, maşuku kolunda, işleri yolundaydı…

Erken Gotik dönemin heykelciliği ve resim sanatı ile ilgili metinlerde, bu figürlerin yüzlerindeki ifade ve hislerin olduğu gibi figürlere bakan kişiye geçirilmesine verilen önemden de söz edilir. Öncelik buradadır. Perspektif önemli değildir. Buradan esinle devam edersek, Berat Albayrak’ın, Recep Tayyip Erdoğan’ın, Devlet Bahçeli’nin, Süleyman Soylu’nun ve Torba Cini Aliihsan gibi politik figürlerin yüzündeki ifadeyi, anlam dünyasını ve bakış açısını olduğu gibi benimsetmenin gotik bir politika için birincil gaye olduğunu da düşünebiliriz.

Olaylara biraz böyle spekülatif bir pencereden bakmak zihin açıcı olabilir yani. Başka türlü bu ölçüsüz derecelerdeki el artırmayı, aşırılığı, o vitraylı şaşaayı, “din” olgusuyla al takke ver külah istismarcı siyasi figürleri ve yüz ifadelerinde -Torba Cini Aliihsan’la Bahçeli’de olduğu gibi- o durmuş oturmuş mana sabitlenmelerini nasıl anlayacağız? Sanat tarihçileri ve Gotik uzmanları bunu da açıklasın.

Açıklasınlar ki ben de öyle “hemsiz” girdiğim bu alanı derhal terk edebileyim. Kaçarken, edebiyatta gotik tarzın en fazla korku türüne esin verdiğini de hatırlatmalıyım ama. Gotik edebiyat zaten “gotik” sözcüğünün daha çok, “akıldışılık” ve “barbarlık” gibi anlamlarını sahiplenir ve bu yönde bir kullanım baskındır. Bu türün en başarılı örneklerini kaleme almak da edebiyatta birçok edebi türün erken örneklerine hayat veren Edgar Allen Poe’ya kısmet olur.

Kısacası arkadaşlar, hayatlarımıza musallat olan bu ifratın ve saldırganlığın, sanatta, mimaride ve edebiyatta insanevladının çok eskiden rastlaşmış olduğu görünümleri var. Bir Morgue Sokağı Cinayeti’yle karşı karşıyayız… Evlerimizin bacalarından içeri sızılıyor, ruhen ve bedenen parça pinçik ediliyoruz. Durum kabaca bu.

Şimdi olayların üzerinden usulca gidebiliriz.

 

Bişkek Camii’nden başlayalım. Detayları sevgili Çiğdem Toker’den okuyun. Benim yeniden anlatmaya hulkum yok. Gördüğünüz gibi, Bişkek’e 35 milyon dolara cami yaptırmışız. Merkez Bankasının kefen parasını bile bohçasından çıkardığı şu günlerde hem de… “Fakiriz olum biz!” Ne Bişkek’i, ne camiisi, ne 35 milyon doları?

Şimdi tabii bu olayın AKP’nin kendi tabanını aşağılayıp durması ile ne ilişkisi var diyebilirsiniz. Öyleyse bu konudaki isyana, AKP siyasetinin asli aktörlerinden olduğu uzun zamandır konuşulan Ak trollerin verdiği cevaplara bir bakın. Neymiş efendim Bişkek’te de âlim ulema yetişsin, Müslüman alemi güçlensin istemişiz. “Gerçek” âlimül ulemayı –her nerede yaşıyor ve yaşatılıyorsa- bin kez tenzih ederim fakat, zamane âlim ve uleması hangi kelimize merhem oldu ki, biraz da Kırgız arkadaşların ve Müslüman dünyanın istifadesine sunulacak âlim yetiştirmeye kalkıyoruz? Ayrıca Bişkek’te âlim yetiştirmeye ne hacet, bizde zaten bol miktarda var. Bizdekilerden göndeririz. Şu Cübbeli Cinci’yle başlayabiliriz mesela. Artık export yoluyla mı olur, deport yoluyla mı olur, onu da kendileri karara bağlasın. Baktınız mı videoya? Daha da hurma murma yiyemeyiz biz…

Gelelim ikinci konumuza. Yine bir Aktrolleme faaliyeti ile karşı karşıyayız. Ekrem İmamoğlu, sözüm ona, iftar sofrasını ziyaret edebileceği Müslüman bir aile bulamamış da bir mizansen hazırlatmış; Müslüman aileyle iftar sofrası mizanseni. Güya bu sofrada da anne ya da abla görünümlü bir iki kadın olsun diye, erkek cemaati içinden birilerine eşarp takılmış ve kadın süsü verilmiş. Bu fabrikasyon haberi yayanlar ve inanıyor görünenler troll değilse, bayağı bir idrak sorunlu insanlar olmalı. Neyse ki teyit.org üzerine düşeni yine yaptı da durumun yalan ve iftira niteliğini gözler önüne serdi.

 

İbiş ölçüsüylen yüz okka çekecek bir şuursuzlukla karşı karşıyayız kısacası. Çok sesli politik mizah yazan biri olarak kendilerine taşra ağzıylan “Yeterin artık!” diyorum. Bu kadar soytarılık caiz mi? Milletin aklı bu kadar da küçümsenir mi? Bu mu yani sizin kitlenin anladığı propaganda düzeyi? AKP’li okur yazar taifesi ne diyor bu işe? İsyan eden bir Allah’ın kulu çıkmıyor mu? Birkaç yıl evvel bu Ak troller’i “vatan millet sevdalısı gençler” ilan etmiş bir iletişim bilimcimiz bile vardı. Şimdi kim bilir AKP saflarında ne yana düştü?

Bu sığ trollüğün erkeği kadına dönüştürerek aşağılama takıntısı üzerine öyle uzun boylu düşünmeye de gerek yok. Mizojini ile müsemma yoğun bir kadın nefreti ve kadın korkusu… Erkeği ancak başörtüsü taktığında ya da etek giydirdiğinde yeterince kallavi bir biçimde aşağıladığına ikna olan bu akla siyasi yelpazenin her kanadında rastlamak mümkün maalesef…

Üçüncü bir konu olarak da AKP’nin şimdi de güzelim sloganımızı çalma meselesi var. Eğer Özlem Akarsu’nun yazdığı gibi bu bir iletişim kazasıysa, kazadan da ferahfeza nasiplenilmiş demektir. Bir ellerini tutan da olmamış anlaşılan; ayıptır, günahtır, intihaldir diye. Allah’ın lütfudur, bırakınız (ça)lsınlar, bırakınız geçsinler denmiş…

Fakat bu slogan olayında, “mizansenci” bir trollükten türemiş bir sahneyle de karşı karşıya olabiliriz. İmamoğlu’nun bu sloganı nereden bulduğunu biliyoruz. Gencecik bir yurttaşla güzel bir karşılaşmadan doğmuştu sadece. Yasakladılar, Fetö sloganı diye ipe sapa gelmez iftiralar attılar ve en sonunda sloganı da çaldılar. Hem de mizanseniyle birlikte… Bir de ne görelim, yine bir kadın bağırıyor. Muhatabı bu kez Erdoğan: “Başkanım, her şey çok güzel olacak”. Cevap gecikmiyor. “Daha güzel olacak!” Alişan’dan başlayarak saray sanatçıları da derhal topa giriyor. Mizansense mizansen, slogansa slogan, sanatçıysa sanatçı, çalıntıysa çalıntı.

Çamlıca yolunda, maşuku kolunda, işleri yolundaaaaa.

Sloganımızı bari çalmasalardı iyiydi…


Sevilay Çelenk kimdir?

Sevilay Çelenk Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema bölümünde öğretim üyesi iken barış imzacısı olması nedeniyle 6 Ocak 2017 tarihinde 679 sayılı KHK ile görevinden ihraç edildi. Lisans eğitimini aynı üniversitenin Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler bölümünde 1990 yılında tamamladı. 1994 yılında kurulmuş olan ancak 2001 yılında kendini feshederek Eğitim Sen'e katılan Öğretim Elemanları Sendikası'nda (ÖES) iki dönem yönetim kurulu üyeliği yaptı. Türkiye'nin sivil toplum alanında tarihsel ağırlığa sahip kurumlarından biri olan Mülkiyeliler Birliği'nin 2012-2014 yılları arasında genel başkanı oldu. Birliğin uzun tarihindeki ikinci kadın başkandır. Eğitim çalışmaları kapsamında Japonya ve Almanya'da bulundu. Estonya Tallinn Üniversitesi'nde iki yıl süreyle dersler verdi. Televizyon-Temsil-Kültür, Başka Bir İletişim Mümkün, İletişim Çalışmalarında Kırılmalar ve Uzlaşmalar başlıklı telif ve derleme kitapların sahibidir. Türkiye'de Medya Politikaları adlı kitabın yazarlarındandır. Çok sayıda akademik dergi yanında, bilim, sanat ve siyaset dergilerinde makaleleri yayımlandı. Birçok gazetede ve başta Bianet olmak üzere internet haberciliği yapan mecralarda yazılar yazdı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI