İYİ Parti'nin sessizliği

Perşembe, 16 Mayıs, 2019
İYİ Parti, sesi yüksek çıkan, yaygaracı bir grup nafaka karşıtının çıkarına hizmet edecek yasa önerisi sundu. Yetmezmiş gibi şimdi de teklifine karşı çıkan kesimleri duymazdan, görmezden geliyor. Tepkileri dikkate alarak önerisini geri çekmesi gerekirken Medeni Kanun aleyhine gelişebilecek bazı karanlık emellere hizmet ediyor.

Feridun Bahşi tarafından TBMM Başkanlığı’na verilen 10 Mayıs tarihli yasa teklifi hakkında İYİ Parti’den bir açıklama yok. Başkanlık Divanı toplantısından sonra tüzük kurultayı kararı açıklandı. Yüzüncü yıldönümü vesilesiyle genel idare kurulunun 19 Mayıs tarihinde Samsun’da toplanacağı bildirildi. Ancak yoksulluk nafakasına süre sınırı öngören yasa teklifine ilişkin parti, sessizliğe gömülmüş halde. Neden? Bir siyasi parti sunduğu yasa teklifine karşı oluşan tepkiyi görmezden gelme lüksüne sahip olabilir mi? Başkanlık Divanı sonrası toplantıda ülke gündeminin değerlendirildiği açıklandı 15 Mayıs Çarşamba günü. Demokrasi vurgularıyla AKP iktidarının tutumu eleştirildi. İktidar partisinin çıkış noktasıyla o tarihlerde halkın demokrasi arayışı arasındaki ilişki vurgulandı. Ancak iktidarın yıllar içinde demokratik değerleri ayaklar altına alan tutumu nedeniyle şu an halkın demokrasi arayışının sürdüğü ve bu süreçte yargıya güvenin yara aldığı belirtildi.

İyi, güzel de iktidarın demokratik taleplerden otoriter yönetime bir günde savrulmadığı belli. Bu savruluşun yollarını adım adım döşeyen taşlar arasında toplum yararının değil belli bir toplumsal kesimin çıkarlarının gözetilmesi önemli yer tutuyordu, unutulmasın. Sosyal sorunlara oy hesabıyla yaklaşılması, partinin seçim kazanmasını sağlayacak popülist politikalar üretilmesi önemli etken oldu bu süreçte. Kuşkusuz en büyük etkiyi yapansa eleştirilere kulak tıkamaları olmuştu. Şimdi İYİ Parti Milletvekili Feridun Bahşi tarafından yoksulluk nafakasına süre sınırı getirilmesini öngören yasa teklifi de oy hesabıyla üretilen popülist politikalardan birisi. Üstelik hesap bile yanlış. Sesi yüksek çıkan dar bir kesimden yüksek oy beklenmiş gibi. Biraz siyasi basiretle düşünülse yaklaşık üç yıldır iktidar ve ortağı MHP, bu konuda yasa teklifi getirmediklerine göre burada çok büyük bir oy potansiyeli olamayacağını anlamaları mümkün.

Adalet Bakanlığı, somut veri sunmaktan uzun süredir kaçınıyor. UYAP sisteminden hiç değilse son yıllara ait verileri kolaylıkla çıkarabilir. Ama yapmadı, yapmıyor. Çünkü yoksulluk nafakasının yarattığı büyük bir toplumsal mağduriyet yok ortada. Şüphesiz tekil örneklerle kişilerin yaşadığı zorluklar var. Ama ileri sürülen tekil örneklerde yaşandığı iddia edilen zorluklar, yaşanın mevcut haliyle, yargı yoluna başvurularak aşılabilecek sorunlar. Yasal değişiklik değil ihtiyaç duyulan adaletin hızlı tecellisi. Yasanın her bir dava dosyasının kendine mahsus şartlarında adalet sağlayacak şekilde uygulanabilmesi için hakimin takdir hakkının rakamlarla kısıtlanmaması gerekiyor. Kanunun mevcut hali uygulamada somut olaya özel karar verilerek adaletin sağlanmasına hizmet eder nitelikte. İYİ Parti, sesi yüksek çıkan, yaygaracı bir grup nafaka karşıtının çıkarına hizmet edecek yasa önerisi sundu. Yetmezmiş gibi şimdi de teklifine karşı çıkan kesimleri duymazdan, görmezden geliyor. Tepkileri dikkate alarak önerisini geri çekmesi gerekirken Medeni Kanun aleyhine gelişebilecek bazı karanlık emellere hizmet ediyor.

Adalet Bakanlığınca sorunun boyutuna ilişkin somut veri sunulmayışının bir nedeni iddia edildiği kadar büyük bir sorun olmayışı. Bir diğeri ise medeni kanunda yapılması arzu edilen değişikliklerin sadece yoksulluk nafakasıyla sınırlanmak istenmeyişi olmalı. Sosyal medya kampanyalarıyla çıkarılan gürültü içinde duyulan tek ses yoksulluk nafakasına itiraz değil. İştirak nafakasına itiraz da yer alıyor bu gürültüde. Kendi çocuğunun bakımı için maddi destek yoluyla bile babalık sorumluluğunu üstlenmek istemeyenler yani. Üstelik sorumsuz babalıklarına dinden kılıf üreterek, kadının velayet hakkına karşı çıkıyorlar. Yani İYİ Parti önerisinin, komisyon ve genel kurul süreçlerinde, annenin velayet hakkını sınırlandıracak şekle dönüşebileceğini hesaplamak zorunda. Sadece bu kadar da değil mal rejiminin değişmesini de istiyorlar. Evlilik birliği içerisinde edinilmiş malların ortak paylaşımına karşılar. Mesele yoksulluk nafakasından ibaret değil. Medeni kanuna muhalif, pek de marjinal sayılamayacak, keskin bir damar var ülkemizin dindarları arasında. Kur’an ile kadına tanınmış hakları Peygamberimizin ölümünden sonra gasp edenlerin yolundan gidenlerin etkisi hiç az değil. İYİ Parti önerisi, yoksulluk nafakası bahanesiyle Medeni Kanunda değişikliklere girişmeye heveslenen bu kesime kolaylık sunuyor. İstedikleri gerçekten bu değilse önerilerini çekmeleri gerekir.

Diğer yandan nafaka düzenlemesinde değişiklik isterken niyetlerinin erkeğin ekonomik çıkarlarını değil kadının onurunu korumak olduğunu söyleyenlere de itibar etmemek gerekiyor. Yoksulluk nafakasına süre sınırı getirilecekse eğer 217 yıl sonra konuşulabilir  ülkemizde. Ekonomik eşitsizliğin giderilmesi için uygun tedbirler alınırsa tabi. Yasa teklifi gerçekleştiği takdirde asırlar sonra dahi eşitlik hayal olur. Dikkat edilmeli yoksul nafakasıyla sınırlı olmayan talepler şiddetle mücadele mekanizmalarına da itirazlar yüklü. Gerek yoksulluk nafakası gerek medeni kanunun diğer pek çok hükmü gibi şiddetle mücadele mekanizmaları da kadının güçlenmesine katkı sunduğu için kadın düşmanlarınca hedef tahtasına konmuştu. İYİ Parti tüm bu nedenlerle sunulan yasa teklifini geri çekmeli. Sessiz kalma lüksü yok.


Berrin Sönmez kimdir?

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunu. Aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak akademiye geçti. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na giriş süreci üzerine yüksek lisans tezi yazdı. Halkevi ve kültürel dönüşüm konulu doktora tezini yarıda bırakarak akademiden ayrılıp öğretmenlik yaptı. Daha sonra tekrar akademiye dönerek okutman ve öğretim görevlisi unvanlarıyla lisans ve ön lisans programlarında inkılap tarihi ve kültür tarihi dersleri verdi. 28 Şubat sürecindeki akademik tasfiye ile üniversiteden uzaklaştırıldı. Dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağımlı yargısı, akademik kadroları “rektörün takdir yetkisine” bırakarak tasfiyeleri gerçekleştirdiği ve hak arama yolları yargı kararıyla tıkandığı için açıktan emekli oldu. Sırasıyla Maliye Bakanlığı, Ankara Üniversitesi, Milli Eğitim Bakanlığı ve Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde ortalama dört-beş yıl demir atarak çalışma hayatını tamamladı. Kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunucusu, feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI