Organize işler 'hakem sarmalı'

Salı, 14 Mayıs, 2019
Çaykur Rizespor – Galatasaray maçı hakkında ne konuşacağız? İşte “Marcao ne güzel hücumu kesti” veya “Onyekuru ne güzel pas attı” mı diyeceğiz. Bu maçı hakem dışında neresinden okuyacağız? Maçta hakeme dair her şey var. Hakem hatası, yanlış penaltı, yanlış kırmızı kart ve yetmedi kural hatası.

Söyledim, söylüyorum, söylemeye devam edeceğim. Katıldığım yayınlarda konuşmaktan dilimde tüy bitti, yazmaktan klavyem eskidi. Sıkılmadım. Tekrar ediyorum; Ya-ban-cı ha-kem şart! Biz belli ki bu işi beceremeyeceğiz. Bu artık çok net. Ülke olarak adalet iklimimizde zaten çok ciddi problemler olduğunu düşünüyorum. Adalet sistemine güvensizlik ve adalet dağıtana güvensizlik. Düşünün ki türkülerimize, şarkılarımıza kadar girmiş; “Ankara’da dayın yoksa…” diye. O yüzden böyle bir ortamda hakem müessesesine güven olmaması çok da şaşırtıcı bir durum değildir. Tanıklık ettiğim, son 30 yılın derbi maçlarını bir düşünüyorum. Soruyorum insanlara, kimse maçlardaki golleri atanları hatırlamıyor bile. Ama herkes o maçların hakemlerini hatırlıyor. Sizce niye?

“Ben demiştim” sözünü sevmiyorum ama söylemek zorundayım; “Ben demiştim!” Bundan tam 44 gün önce bir Fenerbahçe – Galatasaray derbisinin ardından bir “Kaçınılmaz çözüm: Yabancı hakem” yazısı yazmıştım. Bu işin kötüye doğru gittiğini, sezon sonuna doğru tansiyonun iyice yükseleceğini ve anormal kaotik bir ortam oluşacağını belirtmiştim. Herhangi bir bilgim mi vardı? Veya aldığım bir istihbarat? Hayır, yok. Sadece bu kazanın gelişi belliydi. Tek şeritli yolda karşıdan son sürat ters yönde gelen bir kamyonu görmemek ve kazadan sağ çıkmak pek mümkün değildir. Bu işin biraz böyle olduğunu düşünüyorum.

Şu anda ülkede ‘hakem meselesi’, ekonomiden daha önemli bir konu haline geldi. Nedeni çok açık. Hakemler futbol maçının sadece sonucuna değil, seyrine de bir o kadar etki ediyor. Seyir zevki ve özelliği taşımayan bir ürün nasıl para üretecek? Nasıl bir ekonomi oluşturacak? Oluşturamaz. Hatta bu konunun fazlasıyla pas geçildiğini de düşünüyorum. Çünkü genel olarak sonuca etkisi açısından gündem oluşturuyor. Yoksa bu neyin kavgası? Kulüplerin de sonuçta ekonomik planları var. 50 milyon Euro söz konusu meblağ. Yoksa mesele şampiyonluk başarısı veya  müzeye konulacak iki kupa mı zannediyordunuz konuyu? O kupa ve kutlama işleri taraftar bazında “sosyal anestezi” özelliği taşıyor. O da işin başka boyutu.

Mesela yabancı ünlü bir marka, bir şirket Türkiye’ye geliyor ve seninle ortak iş yapmak istiyor. Ortak bir iş, şirket, proje… “Ama…” diyorlar, “Bir sorun olursa Türkiye’deki mahkemelerde değil, uluslararası mahkemelerde çözeriz” şartı koyuyorlar resmi, sözleşmeli olarak. Çünkü bu daha tarafsız ve daha bağımsız hukukun güvenirliliğini anlatıyor. Yani bu Türkiye’ye karşı bir durum da değil. Dünyada işler böyle yürür. Mesela siz de gidin Almanya’da bir şirketle ortak iş yapın, sorunlarınız olduğunda bu şekilde işte uluslararası mahkemelerle işinizi halletme şartı koyarsınız. Bu sadece ticari hayatta geçerli değil, sosyal işlerde de bu tip uluslararası kurumlar vardır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi neden var mesela? Öyle değil mi? Bu işte tamamen adalet kaygısı ve hatta daha doğrusu “adaletsizlik kaygısı” ikliminden dolayı.

Bana sosyal medya üzerinden soru soran gençler oluyor; “Abi neden hep hakem konuşuyoruz?” diye. Nasıl konuşmayalım, onu da anlamadım ki. Mesela Çaykur Rizespor-Galatasaray maçı hakkında ne konuşacağız? İşte “Marcao ne güzel hücumu kesti” veya “Onyekuru ne güzel pas attı” mı diyeceğiz. Bu maçı hakem dışında neresinden okuyacağız? Maçta hakeme dair her şey var. Hakem hatası, yanlış penaltı, yanlış kırmızı kart ve yetmedi kural hatası. Top oyunda değilken penaltı çaldı hakem Serkan Çınar. Konumuz zaten artık Serkan Çınar da değil.

Bir gözden geçirelim listeyi. Fenerbahçe-Galatasaray maçından sonra Ali Palabıyık tabiri caizse “aforoz” edildi. Geçen hafta Galatasaray-Beşiktaş maçından sonra Bülent Yıldırım’ın hakemliği sona erdi. Bu sezonun devamında önümüzdeki yıl görev yapmayacakmış. Şimdi Çaykur Rizespor-Galatasaray maçının ardından hakem Serkan Çınar’ın hakemliği sona ermiş, maçın VAR hakemi Alper Ulusoy’a sezonun kalan iki haftasında maç verilmeyecekmiş. Fırat Aydınus deseniz geçmiş olsun, önümüzdeki sezon olmayacağına dair söylentiler dolaşıyor. Beş kişi saydık, bir beş daha ekleyelim ve yabancı hakem getirelim madem. Bunu anlattık ama asıl hikaye burada yatıyor. Bülent Yıldırım ve Serkan Çınar muhtemelen bu sezonun sonunda zaten hakemliği bırakacaktı. Peki MHK neden kariyerini noktalamak üzere olan hakemleri böylesine şampiyonluğu etkileyecek maçlara atadı? Toplamda 50 milyon Euro’nun el değiştirebileceği kırılma noktasında bu hakemlere nasıl görev verilebiliyor? Bu maç oynanana kadar Serkan Çınar’ı yolda görseniz tanır mıydınız? Ama Fırat Aydınus’u veya Cüneyt Çakır’ı görseniz tanırsınız. Muhtemelen Fırat Aydınus ve Cüneyt Çakır önümüzdeki sezonlarda görev alacağı için bu maçlara verip yakmak istemediler. Eteğimdeki taşları döküyorum. Puzzle’ın parçalarını siz toplayıp birleştirin.

Çaykur Rizespor Kulübü, ‘kural hatası’ndan ötürü Galatasaray maçının tekrar için başvuracaklarını açıkladı. Tekrar edilmelidir de. Edilmezse, açık konuşuyorum Türk futbolunda hiçbir şeyin bir daha eskisi gibi olmamak üzere sonsuza kadar değişeceğini düşünüyorum.

Birçok kulüp başkanı, teknik direktör topa girdi, açıklamalar yaptı bu konuyla alakalı. Düşünün ki ligin alt sıralarında yer alan Fenerbahçe Kulübü Başkanı Ali Koç bile başarısız giden bir sezonda yine de bir şeyler söyleme gereği duyuyor. Ortamın ne kadar kaotik olduğunu fark etmeniz için bu örneği veriyorum. 14 Nisan’da açıklamalarıyla ortalığı yakıp yıkan Abdürrahim Albayrak’tan, halen kimin şampiyon yapılmak istendiği konusunda bir deklarasyon gelmedi. Beşiktaş maçından itibaren hiç hakemden bahsetmeyen Galatasaray yönetimi ve Fatih Terim, tutun ki, elbette temenni değil ama Başakşehir maçında aleyhlerine hakem hatası olsa ve şampiyonluğu son adımda kaybetseler, yine ortalığa çıkıp kaos yaratacak açıklamalar mı yapacaklar? Fatih Terim, aylar evvel “Ben federasyonu iyi bilirim, ligi nasıl dizayn edebileceklerini de çok iyi bilirim” türünde açıklamalar yapmamış mıydı?

Galatasaraylı futbolcu Emre Akbaba’nın ayağı kırıldı. Futbol hayatı bile bitebilir, konuşulmadı bile. Yani Serkan Çınar’ın “hakem sakatlığı” ve hakemlik hayatının sona ermesi, Emre Akbaba’nın futbol hayatının sona ermesinden daha önemli bir unsur gibi konuşuluyor. Medya deseniz, Emre Akbaba umurlarında bile değil. Buradan Emre Akbaba’ya geçmiş olsun dileklerimizi de gönderelim. Kendisine acil şifalar diliyoruz. Bu arada önümüzdeki haftalarda bir Emre Akbaba yazısı yazacağıma da söz veriyorum.

Şimdi gelelim yayıncı kuruluş meselesine. Şöyle bir takım komplo teorileri var ortada dolaşan ve çok klasiktir. İşte “Başakşehir’in şampiyon olması yayıncı kuruluşun işine gelmez” veya “Başakşehir şampiyon olursa yayıncı kuruluş önümüzdeki sezon kaç dekoder satacak?” Bu tip komplo teorileri ile birilerini ve kurumları töhmet altında bırakmanın yanlış ve tehlikeli olduğunu düşünüyorum. Ama her şeyin ekonomik temelle açıklanması gerektiği de bir gerçek. Dünyada savaşlar neden bitmez örneğin? Mesela dünyanın en gergin ülkeleri bir araya gelip el sıkışıp sulh ilan etseler ne olur? Edemezler, ettirmezler. Buna müsaade etmezler. Çünkü bu uluslararası silah baronlarının işine gelmez. Patronların para kazanmaları için kurşunların sıkılması ve kovanların yerlere saçılması gerekiyor. O yüzden futbolun baronları da sadece Türkiye’de değil, dünyada da böyledir bu, ekonomik bir denklem üzerine planlar yaparlar. Bizde ise çok acemice yapıldığı için aktörler kendilerini ele veriyorlar. Bir filmi izlerken yanlışlıklar ekranda kameramanın görünmesi gibi veya tarihi bir film çekerken havadan uçak geçmesi gibi. Film hataları, futbolda da hakem hataları olan adlandırılabiliyor. Sonra da işte size trajikomik “Organize İşler” bir film.

 


Ara Gözbek kimdir?

Yayın hayatına 2005'te üniversite radyosu CIU FM'de başlayan Ara Gözbek aralıksız üç sene İngilizce ve Türkçe yayınlarla canlı radyo programı hazırladı ve sundu. 2005'te CNN Türk'te Frekans programında yapım asistanı ve muhabir olarak görev aldı. Gazeteciliğe ilk olarak 2006'da BirGün gazetesinde adım attı. BirGün'de Pazar eki ve spor bölümlerinde 400'den fazla makale yayınladı, ardından Türkiye'nin en çok takip edilen spor haber sitesi sporx.com yazarlığa devam etti. 2007 yazında staj yaptığı TRT'de “NBA Europe Live” adı altında NBA'in uluslararası projesinde TRT'yi NBA muhabiri olarak temsil etti. SporX TV'de “NBA ARA'SI” programını yaptı. Bunların dışında Taraf gazetesi, tempo24.com.tr ve birçok sitede makaleleri ve haberleri yayınlandı. Döneminde çok popüler bir radyo olan Metro FM'de pek çok programa konuk ve yorumcu olarak katıldı. sokaksesi.com sitesinin ve Android ile Apple'larda uygulaması da olan Sokak Sesi Radyosu'nu kurup burada uzun bir süre “underground” radyo yayınları yaptı. Halen Gazete Duvar'da yazmaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI