Evrim Altuğ
Evrim Altuğ

Tuhaf zamanlar yaşayan, hep başka yerde bir ülke

Pazar, 12 Mayıs, 2019
58'inci Venedik Bienali bu yıl, Ralph Rugoff küratörlüğünde hazırlanmış. Bienale Türkiye resmî pavyonunda katılan sanatçı İnci Eviner, Fiat / TOFAŞ sponsorluğunda, 'Biz, Başka Yerde' isimli projesini sunuyor.

Malûm, Türkiye kendi bünyesinde ‘İstanbul’ adı verilen, küçük, pek çok şubeli ve ‘format’ atıla atıla hep birkaç senelik ama taptaze, ‘tarihi börekçi’ çok katmanlılığında, 15 milyon küsur kişilik bir ‘devletçik’ barındırıyor.

İstanbul’un Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinin usulsüzlük iddiası ile iptali, Türkiye’nin gündemini politik ve psikolojik bir fay hattı çekercesine sarsmışa, aynı zamanda da berraklaştırmışa benziyor. Türkiye, son Akkuyu Nükleer Santralı temel (ve vizyon) zayıflığı ‘krizi’nde de – hiç şaşırmayıp – gördüğümüz gibi, zaten, tarihi boyu jeolojik, ideolojik ve etnik kırılmalar, göçler, geçişler ve yok oluşlar tecrübe etmiş bir yer.

Ama kaderin bir cilvesi olarak da hep, tam da bu hareketin bereketiyle var olup, kendi kederinde zenginleşen, bir garip ülke. Sürekli sallanan, ağlayan, gözü bir türlü uyku, gönlü bir türlü huzur tutmayan bir tıngırdak Anadolu beşiği.

İşte bu ‘laik, demokratik, ifade özgürlüğü, adalet ve insan haklarına saygılı, yüzü çağdaş Batı’ya önyargısızca dönük’ memleket, bu yıl 58’incisi düzenlenen ve 11 Kasım’a dek yer alacak Uluslararası Venedik Bienali’nde bu kez, iki sanatçısıyla birden boy gösteriyor. Bu iki sanatçı da, az önce tarif etmeye çalıştığımız dünyayı, eserlerinde kendi üslûplarınca tartışmaya açıyor. Bu sanatçılardan biri, bienal atmosferinin – yine kendi küratörünün de emeği doğrultusunda – ‘Ulusal’ pavyonu, diğeri ise ‘Uluslararası’ (fiziksel) alanında, ‘Şef’ küratörün seçimi ile yer alıyor. Âmiyane tabirle Venedik’te bu sene, hem dışarıdan hem de içeriden, bir ses yükseliyor.

‘Giardini’ ve ‘Arsenale’ isimli iki ayrı geniş alanda, bir Çin bedduası olan “Tuhaf zamanlar yaşayasın,”a yaslanarak düzenlenen bienalde Türkiye bu yıl, (bienale kendi kariyerinde tekrar katılan) akademisyen ve sanatçı, (Ankara doğumlu) İnci Eviner ile, (Mardin doğumlu) Halil Altındere’nin imzalarıyla boy gösteriyor.

.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV), 2014’ten itibaren 20 yıl boyu Venedik Bienali Uluslararası Sanat Sergisi’nin yanı sıra, Mimarlık Sergisi’nde de yer alacak ‘Arsenale’ (Tophane) alanı Türkiye Pavyonu’nun koordinasyonunu yürütmeyi sürdürüyor. İKSV, Venedik Bienali Uluslararası Sanat Sergisi’nde 2007’den beri de, Türkiye Pavyonu’nun koordinasyonunu üstleniyor.

Hazır, ‘Beştepe’ TÜSİAD’a çıkışıp da ‘Herkes haddini bilecek’ demişken, hazır, ‘Her şey çok güzel olacak’ diyen sanatçılar fişlenmeye kalkışılmışken, bir şeyi de anımsatalım, yeridir:

Türkiye’nin, T.C. Dışişleri Bakanlığı ve T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı işbirliği ve öncülüğü ile, Venedik Bienalleri’nde kalıcı bir mekânda yer almasını sağlayan kişi ve kurumlar arasında Akbank, Mehveş – Dalınç Arıburnu, Nezih Barut, Ali Raif Dinçkök, Vuslat Doğan Sabancı, Füsun – Faruk Eczacıbaşı, Oya – Bülent Eczacıbaşı, Enka Vakfı, Nesrin Esirtgen, Eti Gıda San. ve Tic. AŞ, Kadir Has Üniversitesi, Öner Kocabeyoğlu, Maçakızı, Tansa Mermerci Ekşioğlu, Polimeks İnşaat, SAHA Derneği, Taha Tatlıcı, T. Garanti Bankası AŞ, Vehbi Koç Vakfı, Zafer Yıldırım, Yıldız Holding A.Ş. gibi imza ve tüzel kişilikler yer alıyor.

.

Bu anlamda Türkiye, ‘Arsenale’ özelinde konuşursak Ali Kazma’nın Emre Baykal küratörlüğünde sunduğu ‘Rezistans’ sergisinden beri, 2013’ten bu yana kendisi için ‘imece’ usulü ile toparlanan yüklü bir meblağ karşılığı kiralanmış bu hususî pavyonuyla, gerek sanat, gerekse mimarlık bienallerinde, adından söz ettirebiliyor.

Ama Türkiye zaten, (yakın) Venedik bienal tarihinde bundan önce de öteki küratörleri, Beral Madra, Vasıf Kortun, Fulya Erdemci, Başak Şenova, veya sanatçılar Ayşe Erkmen, Kutluğ Ataman, Meriç Algün Ringborg, Nuri Bilge Ceylan, Banu Cennetoğlu, Ahmet Öğüt ya da Hüseyin Bahri Alptekin ile, Hale Tenger ve Nevin Aladağ gibi bir çok isimle, farklı resmi, paralel veya özgün proje ve mekânlarda kendini göstermişti. Yine, bienalin 51’nci versiyonunda Hüseyin Çağlayan’a, Tilda Swinton’la sunduğu yapıtı için özel bir bölüm de ayırmıştı, Bienal tarihi.
Bienal’in son yarım asırlık yakın tarihine baktığımızda Türkiye görsel – plastik – çağdaş güncel sanatı, saydığımız isimler dışında, kendini şu sanatçılarla gösterebilme imkânı elde etmişti:
Abidin Dino, Altan Gürman, Sabri Berkel, Cemal Bingöl, Nuri İyem, Erdal Alantar, Ali Hadi Bara, Ahmet Öktem, Banu Cennetoğlu, Bülent Şangar, Devrim Erbil, Erdağ Aksel, Ergin Çavuşoğlu, Fikret Atay, Gül Ilgaz, Gülsün Karamustafa, İsmail Acar, Kemal Önsoy, Mithat Şen, Murat Morova, Nazif Topçuoğlu, Neriman Polat, Nezaket Ekici, Serhat Kiraz, Şükran Moral, Cevdet Erek ve xurban.net kolektifi. Bu sanatçılardan Sarkis (Zabunyan) üç kez, Karamustafa, Ataman, Nezaket Ekici iki ve diğer sanatçılar ise bir kez katılım göstermişti.

Buna istinaden Türkiye’den güncel sanatçılar Venedik Mimarlık Bienali’ne de katıldı. Ali Taptık, Alper Derinboğaz, Candaş Şişman, Metehan Özcan ve Serkan Taycan, 2015’te, Burak Arıkan da Venedik Mimarlık Bienali’ne 2006’da katılmıştı. (1)

Ancak söz gelimi, sanatçı Aydan Murtezaoğlu, merhum güncel sanatçı Hüseyin Bahri Alptekin ile bienalin bir diğer teşhir alanı olan Artigliere bölümünde 2007’de Vasıf Kortun küratörlüğünde katılacağı bienalden çekilme kararı vermişti. Murtezaoğlu böylece, o dönemde, bir ulusu temsil noktasında bireysel duruş sergileyerek, projeye adını yazdırmayarak bir biçimde yine yazdırmış oldu. Ancak Alptekin, projeyi kabul ederek ‘Don’t Complain’ adlı bir yerleştirmeye imzasını attı.

Keza, sanatçı Sarkis’in 2015’te Arsenale’de, 19 Ocak 2007’de katledilen Hrant Dink’in imgesini de içeren bir yerleştirme ile katıldığı ‘Respiro’ isimli eseri belgeleyen kitap – kataloğu da, o günlerde yüzüncü yılı ile anılan ‘Meds Yeghern’ / Büyük Felaket, yani 24 Nisan 1915 sürecine dair ‘soykırım’ kelimesinin, sergi açılışına da katılan Rakel Dink aracılığı ile geçtiği ifadelere yer verilmesinden ötürü, bienale ve yayımına resmen destek veren T.C. Dışişleri Bakanlığı ve T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı olmasına karşın, ‘dağıtıl(a)mamış’tı.

.

Sarkis de, sansür izlenimi yaratan bu vahim durum üzerine, dağıtılamayan yayımları, görebilen için sessiz bir ağıt gibi sergiye ahşap, uzun bir muhafaza içinde ‘mumya’ gibi dahil etmiş, hatta gökkuşağı ‘sırtı’ ciltli bu nadir yayın için hazırlanan şeffaf torbalar dahi, neredeyse boş kalmıştı. Hatta yayında, bakanlık logolarının varlığı bile, tartışma sebebi olmuştu.
Biz yine Venedik Bienali haritasına geri dönelim: ‘Giardini’ / ‘Bahçe’, en kaba tabiriyle ‘Birinci Dünya’nın entelektüel rekabete giriştiği, modernliği gerek karakteristik, gerekse geleneksel mimarî pavyon örnekleriyle soluduğunuz entelektüel bir ‘Gülhane Parkı’ duygusu uyandırırken, ‘Arsenale’ / ‘Silahhane’de ise dünyanın bir çok ülkesinin art arda yer aldığı irili ufaklı salon ve katlar, tıpkı bizim Topkapı Sarayı Müzesi’nin çeperinde vaktiyle yine İstanbul Bienali’ne hizmet etmiş ‘Tophane-i Âmire’ gibi, sizi bekliyor.

58’inci Venedik Bienali bu yıl, Ralph Rugoff küratörlüğünde hazırlanmış. Bienale Türkiye resmî pavyonunda katılan sanatçı İnci Eviner, Fiat / TOFAŞ sponsorluğunda, ‘Biz, Başka Yerde’ isimli projesini sunuyor. İKSV’nin verdiği resmî bilgilere göre, Biz, Başka Yerde için Türkiye Pavyonu’nu SAHA’nın yayın ve eser üretim desteği ile bir sahneye dönüştüren Eviner, sahne üzerinde, kendi çizdiği desenlerden yola çıkarak yeniden biçimlendirdiği mimarî öğelere, videolara, ses yerleştirmelerine ve objelere yer vererek duyusal ve görsel katmanlar oluşturuyor.
Yine İKSV’nin ifadeleriyle devam edelim:

Biz, Başka Yerde, toplu yer değiştirmelerin sonucunda ortaya çıkan mekânlara dair bir yapıt. Sergi, ziyaretçileri bu mekânlarda kişilerin birbiriyle ve anılarıyla nasıl ilişki kurdukları hakkında düşünmeye davet ediyor. Eviner’in, yeniden biçimlendirdiği nesneleri ve yarattığı hayali karakterleri çeşitli ses unsurlarıyla beslediği bu yapıt; kayıp, silinmiş ve başka yerde olma hisleri üzerine yoğunlaşıyor. Türkiye Pavyonu için yaratılan mekân, karakter ve objeler, siyaset kuramcısı Hannah Arendt’in 1943’te kaleme aldığı Biz Mülteciler adlı metindeki mücadele anlatılarına benzer bir hikâye anlatıyor.

.

Eviner, Biz, Başka Yerde isimli yapıtında küratör Zeynep Öz’ün yanı sıra farklı disiplinlerden isimlerle birlikte çalışıyor. Projenin mimarî tasarımı Birge Yıldırım Okta ve Gürkan Okta’ya, ses tasarımı Tolga Tüzün’e ait. Türkiye Pavyonu içerisinde yansıtılacak videolarda ise, karakterleri, performans sanatçısı ve dansçı Canan Yücel Pekiçten, Melih Kıraç ve Gülden Arsal canlandırıyor. Videoların görüntü yönetmenliğini Aydın Sarıoğlu, post prodüksiyonu ise Cem Gökçimen ve Cem Perin üstleniyor. Projenin görsel kimliğinin ve Türkiye Pavyonu’nun açılışıyla birlikte ziyaretçilerle buluşacak yeni yayının tasarımını ise, Okay Karadayılar ve Ali Taptık (ONAGÖRE) üstleniyor.

Sergi kapsamında Biz, Başka Yerde başlıklı bir de kitap hazırlanmış durumda. Kitapta İnci Eviner’in desenlerine ve yapıtı için oluşturduğu karakterlere Orhan Pamuk’un sergiye özel olarak kaleme aldığı metni eşlik ediyor. Küratör Zeynep Öz’ün önsözü ile İstanbul Bienali ve İKSV Güncel Sanat Projeleri Direktörü Bige Örer’in sanatçıyla gerçekleştirdiği mülakat, kitapta yer alan diğer bölümler. Dağıtımı Yapı Kredi Yayınları tarafından üstlenilen kitap, Türkiye Pavyonu’nun açılışıyla birlikte Venedik’te satışa sunulacak. Kitap, Türkiye’de Mayıs ortasından itibaren seçili kitabevlerinden edinilebilecek.

Eviner ile SAHA’nın konuk yazar programı kapsamında, geçen haftalarda yaptığımız uzun soluklu söyleşide, Kadir Has Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Öğretim Üyesi sanatçı, bize şunu vurguluyor:

“Bu bir sanat yapıtı, dolayısıyla bunları kendi ‘context’leri (bağlam) içinde görmeliyiz. O ‘bütün’ün içinde… Evet, hepsi birbirine bağlı çünkü: Ses, mekân, her şey birbirleriyle ilişki içinde… Ama hiçbir şey, orada gelişigüzel mevcut değil… Değil. Ama, benim bütün işlerimde bir ‘delilik’ var tabii, ne bileyim, delilik dediğim şey bilinç altından gelen rasyonel aklın sınırlarında dolaşan ve arzu dediğimiz bir şey var, Lacan’dan söz edebiliriz, bu bütün işlerimde var…

İKSV’deki basın toplantısında da söylediğim gibi, günlük hayat içindeki jestlerimiz ve ilişkilerimiz, davranışlarımızın politize olması beni çok ilgilendiriyor. Birey ve siyaset arasında bir ‘aralık’ arıyor ve bütün bunları, oraya yerleştiriyorum ve aralarında sık sık karşımıza çıkan Antigone, kitap okuyan kızlar, köpekler, kuzu, neşe vs. gibi figürler de var. Sanıyorum bunlar benim yıllar içinde oluşturduğum imge-‘vocabulary’ den çıkan kompozisyonlar.

Biz, Başka Yerde, figürlerin kendi gölgeleri içe dönerek üstlerine düşüyor ve onları mekânsız bırakıyor. Bu her yerde dolaşan hayalî karakterlerin eksik olduğunu görüyoruz. Belki de tamamlanmamış bir hikâyenin diğer yarısı, hepsi birlikte olası bir ‘tragedya’nın aktörleri gibi… Sanki, gerçekleşmek üzereyken iptal olan bir ‘tragedya’ var. Bu figürlere yakından baktığımızda, günlük hayat ve duygular, insan ilişkileri, aşk ve nefretten izler görebilirsiniz.”

Öte yandan Türkiye, temsil ve sorumluluk meselesiyle sanatçı Halil Altındere’nin yapıtları üzerinden de hemhal oluyor. Bienale yine SAHA desteği ile, üç farklı proje ekseninde çağrılan eleştirmen, editör, küratör (ve daha geçen hafta Kozmos’a yeni gelen sevgili Mir’in babası, eşi Azra’nın can yoldaşı) Altındere, SAHA’dan edindiğimiz biyografi notlarından da okuduğumuz gibi, “erken dönem çalışmalarında ulus – devleti, iktidarı simgeleyen kimlik kartı, banknot, pul gibi günlük yaşamdan sıradan nesnelerin anlamlarını küçük müdahalelerle ters yüz ederken, 2000 sonrası üretimlerinde daha çok, alt kültürleri, gündelik yaşam içindeki sıra dışı, ancak olağan görünen durumları mesele etmiş bir imza.”

Sanatçı, edindiğimiz resmi bilgilere göre, Giardini ve Arsenale’deki ülke pavyonlarının arasına, bienalin kurulduğu yıllarda inşa edilen diğer ülke pavyonlarını anıştıran, neredeyse aynı dönemde yapılmış gibi görünen 7 x 10 metre boyutlarında bir bina / pavyon cephesi ekliyor. Etkileyici Palladian stilindeki “Neverland”, uzaktan gerçek bir pavyon gibi görünürken, binaya yaklaşıldığında, sadece bir cepheden ibaret olduğu anlaşılıyor.

Öğrendiğimize göre Neverland, hiç kimseyi temsil etmeyen / veya temsil edilmeyenleri temsil edecek olan, temsil etme ve edilmenin kendisini tartışmaya açmayı hedefleyen bir yapı. Sanatçı, ulusal temsil fikriyle gelişen Venedik Bienali’ne, tüm temsil edilmeyenler, marjinaller, istenmeyenler, yersiz-yurtsuzlar, göçmenler, azınlıklar ve mülteciler adına bir katkı ve düşünme alanı sağlamayı hedefliyor.

Kendi harflerimle yazacak olursam, bu eser bu haliyle, bir geçici barınak, usulsüz, huzursuz bir konak, adeta bir kaçak tarih yapısı, bir sanat tarihine inatla bir gecekondu işgali olma özelliğini gösteriyor da denebilir. Hem Giardini, hem Arsenale arasında oluşu da, bitmemiş bir süreci, belki edinilememiş modernliği olanca ‘yarım yamalaklığı ile anıtsallaştıran’ bir duruma, pekalâ işaret edebilir.

Yine sanatçının daha önce Berlin, New York, Londra ve Sharjah’daki solo sergilerinde gösterilen “Space Refugee” serisinden özel bir seçki de, bienal için eklenen yeni eserler ile Giardini’deki ana sergi mekânında yer alıyor. Sanatçı ayrıca, bienal küratörü Rugoff tarafından, bienalin alternatif posterini tasarlaması için dünyadan davet edilen altı imza arasında yer alıyor. Altındere’nin tasarladığı poster çalışması, La Biennale’nin bugüne kadarki tüm posterleriyle, Giardini’de sergileniyor.

Bienal teması ve Türkiye Pavyonu sergisinin adını kullanarak attığım yazı başlığını tekrarlamak isterim. Tuhaf zamanlar yaşayan, Hep başka yerde bir ülke, Türkiye. Varoluşunu, elinden geleni ardına koysa da yok edemeyeceği çeşitliliğini, hep bu değişkenliği ve tutarsızlıklarına, tamamlanmamışlığının getirdiği irili ufaklı travmalara, sistemsel veya karşıt hareketlerin asla sindirilemeyecek, ketum sismik enerjisine borçlu. Bu yüzden Altındere ve Eviner, aynı anda hem Dünyaya, hem de Türkiye’ye sıra dışı bir armoni ile bakıyorlar bana göre. Tıpkı bir duvarın iki yakasında mektuplaşan insan gibiler. Ancak kimin içeride veya dışarıda daha özgür olduğu, bazen gerçekten anlaşılamıyor. Bu da pek tanıdık bir his Türkiye için, özellikle de tutsak gazeteci ve siyasetçilerin, duvarların ardından çıkardıkları inandırıcı sesle biz ‘özgür’ dünyadaki insanlara nasıl ibret verici bir duruşla seslenebildiklerini düşününce…

Altındere ve Eviner’in eserlerine baktığımda cezaevlerini, yerine gelmemiş kültür politikalarının içi boş, kof, popülist vaatlerini, Kafkaesk yargı koridorlarını, yıkıldıkça yapılan, yapıldıkça yıkılan hayaller ve meydanlarda kalıntıları bırakılan tarihsel gerçekleri, zombileşen bireyleri, geçmiş ve gelecek arasında biyopolitika mamulü birer ‘piç’ gibi ortada bırakılmış varlıkların ruhunu görüyorum. Bir ülkede “Hiç bir şey olmasa da, kesinlikle bir şeylerin nasıl olduğuna”, ancak böyle, bu iki sanatçının Dünyaya bakışı üzerinden, adeta ‘kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla’ derlercesine ikna olabiliyorum.

79 sanatçının katılıp, 90 ulusal temsilin yer aldığı ve 35 ülke pavyonuyla tasarlanan bu yılki Venedik Bienali ve içerdiği ile ilgili gözlemlerime, ilerideki yazılarımla devam etmek dileği ile.
(1) Işıl Aydemir, İBÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Kültür Yönetimi Yüksek Lisans Programı Öğrenci Tezi.

Bilgi:
labiennale.org
saha.org.tr
iksv.org
incieviner.net
pilotgaleri.com

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI