Abdurrahman Aydın
Abdurrahman Aydın

Hiçbir şeyden haberimiz yok henüz

Çarşamba, 8 Mayıs, 2019
Her seferinde seferber edilen şey Kürtlere yönelik güvensizlik, kuşku… Üstelik Kürtler diye homojen bir özne varmışçasına bir tahayyül hali söz konusu. Düşünsenize, İslamcı-milliyetçi iktidar tam ‘take-off’ yapacak, bunu ‘dış güçlere’ aldanmış Kürtler engelliyor.

“Öcalan’ın açıklaması ile YSK’nın kararının duyurulması neden aynı güne denk getirildi?” Belki tam da bunu sor diye denk getirilmiştir. Üstelik soru, dikkat ediniz, bir yanıt aramıyor; çoktan yapılmış bir açıklamaya destek olsun diye soruluyor bu soru. Denk geldiyse bir bit yeniği vardır! Acar dedektif! Sadece şunu hatırlatmak istiyorum: Kürtler Başkanlık Sistemi konusunda AKP’yle anlaşmaya varmıştılar ya hani; işte o anlaşmadan sonrası Kürtler için yıkım oldu, malumdur. Gene de çok şükür anlaşmışlar; ya bir de anlaşmamış olsalardı?

Bu retoriğin önü de ardı da ırkçılık… Her seferinde seferber edilen şey Kürtlere yönelik güvensizlik, kuşku… Üstelik Kürtler diye homojen bir özne varmışçasına bir tahayyül hali söz konusu. Düşünsenize, İslamcı-milliyetçi iktidar tam ‘take-off’ yapacak, bunu ‘dış güçlere’ aldanmış Kürtler engelliyor. Yine yetmezmiş gibi, tam ülkede demokrasinin yeniden yeşermesi adına umutlar belirmiş; aman Tanrım, yine mi Kürtler? Ne garip halkmış bu Kürtler; kendileri yıkımdan yıkıma sürükleniyor, fakat yine de ne yapıp edip Türkiye’deki neredeyse bütün gruplarla bu grupların arzuları arasına girmeyi beceriyorlar. Demek Kürtlerin gücü, kendileri için bir şeyler yapmaya asla yetmiyor, ama başkalarının arzularını engellemek, bu başkaları ile bunların arzuları arasına bir set gibi, bir baraj gibi girmek hususunda da son derece mahirler! Ne tedirgin edici şeymiş meğer Kürt’ün arzusu! Ola ki gizli arzu nesnesidir ve tam da bu konumuyla, maskesi asla düşmemesi gereken, maskesi düştüğü takdirde işlemez hale gelecek arzu düzeneklerinin maskesini düşürmektedir! Ki zaten tam da bu maskedir belirli bir simgesel evrenin tutarsızlık uğraklarının üzerini örten şey. Fakat kendinin üzerine değil, ötekinin üzerine atılan bir örtü olarak işlev görür. Saklanmanın yolu örtünmek değil, ötekinin bakışının üzerini örtmektir; dolayısıyla ötekini örtmektir. Fantezi burada devreye girer; ötekinin üzerine atılmış bir simgesel yama olarak… Ötekinin üzerine atılan örtü entrikadır; kuşku ve güvensizliktir; komploculuktur vs.

Daima kuşku ve güvensizliğin taşıyıcısı durumundaysa bir figür; daima entrikacıysa, birtakım gizli gündemleri varsa onun ve en nihayetinde bu gizli gündemler benim arzularımı kesintiye uğratmak amacını taşıyorsa, o figürle ilişkim de dedektifçe bir ilişki olacaktır. Yani bütün bu varsayımlarımı doğrulayacak ipuçlarının peşine düşerim onunla ilgili olarak. Bu da benim narsistik kuruluşumu desteklemek üzere ötekinden ipuçları toplamam anlamına gelir. Yani bu ötekinin bütün gündeminin ‘ben’ olduğum zannına kapılmışımdır. Dolayısıyla ötekine atfettiğim bütün bu nitelikler, aslında kendi benliğime yapmış olduğum narsistik yatırımdan çıkıp gelmektedir. Ve tam da bu nedenle, fantezi daima öteki hakkındadır; yoksa çokça yanlış anlaşıldığı üzere, tatmin edilememiş arzulara ikame doyumlar sunan senaryolardan ibaret değildir fantezi denilen şey. Kendimizin üzerine örttüğümüz perde faş olmasın diye ötekinin üzerine atmaya çalıştığımız örtüdür. Buradaki strateji, kendi kafasını kuma gömerek görülmediğini zannetme stratejisi değil; ötekinin bakışının erişiminin dışında kalmaya dönük bir stratejidir. Yani başını kuma gömerek görünmez olmaya çabalamak değil de başkasının başının kuma gömülü olduğu zannıyla kendini görülmez hissetmek… Devekuşunun siyaseti de bir derece gelişmiş olmalı zaten en nihayetinde insan denilen varlıkta.

Ancak bir işlevi daha var fantezinin. Üzerini bir yamayla örttüğünüz figürü, başkalarının görüşüne tam da üzerine fırlatmış olduğunuz örtüyle açmak… Bundan daha alçakça bir şey yoktur; gösteri toplumunun, meta fetişizminin bütün öğeleri hazırdır burada; gladyatör dövüşü izlemeye gelmiş Romalı seçkinlerin hiçbiri eksik değildir bu sahnede. İşte o Romalı seyircilerden oluşan güruhu, bir bizlik durumunun dışında oldukları her seferinde şak diye tanıyoruz da bir bizlik halini inşa eden şeyin çoğu zaman bu türlü bir ortak kirli-zevk (jouissance) olabileceği pek de gelmiyor aklımıza.

Öteki hakkındaki bireysel fanteziden kolektif fanteziye geçiş de böyle gerçekleşiyor. Bir kolektif kimlik adına bir başka kimliğin gizli gündemlerini, entrikalarını dedektifçe bir hakikat arayışı içerisinde açığa çıkarmaya çabalamaktır zaten ırkçılığın fantezi boyutu. Aradığınızı bulursunuz bu düzlemde, kuşkunuz olmasın. Fakat bizim henüz bir şeyden haberimiz yok.

YAZARIN DİĞER YAZILARI