Adalet ya Hıdırellez!

Salı, 7 Mayıs, 2019
YSK’nın, hem hukuka hem de kendi içtihatlarına uygun bir şekilde, AKP’nin sandık kuruluna ilişkin itirazlarının seçmen iradesini etkilemediği yönünde detaylandıracağı bir gerekçe bildirerek vereceği karar, hukuka uygun olması bir yana ülkenin içine de su serpecektir. İnsanların demokrasiye ve hukuka olan inancını en azından bir miktar tazeleyecek, kendilerini daha güvende hissetmelerini sağlayacaktır.

Bir ayı aşkın süredir “bu yazı yayınlandığında durum değişmiş olabilir” diye giriyorum yazılarıma. Bitmeyen bir 31 Mart süreci. Çekilecek çile değildi. Ama çektirdiler.

Velhasıl umarım siz bu satırları okurken YSK haftalardır açıklamaya çalıştığımız hukuki kıstaslara uygun, hakkaniyetli bir karar vermiş olur.

Haftalardır;

-En çok oyu alan başkan adayı olarak Ekrem İmamoğlu’nun seçilmiş başkan olduğunu,
-YSK’nın geçersiz ve bazı ilçelerde tüm oyların sayılması kararının kanuna göre hatalı olduğunu, geçmiş içtihatlarına bakıldığında da hatalı olduğunu,
-Buna rağmen oyların sayıldığını ve sonucun değişmediğini,
-Sonuçlara itiraz hak ise de, AKP’nin olağanüstü itirazının dayanaksız olması sebebiyle zaman kazanmaya yönelik insanlara eziyet niteliğinde bir itiraz olduğunu,
-Sandık kurulu teşkiline ilişkin itirazların kabul edilemeyeceğini, 2 Mart’ta sandık kurulu listesinin kesinleştiğini, sandık kuruluna ilişkin hataların seçmen iradesinin yok sayılmasına sebep olamayacağını, YSK’nın daha önce verdiği tüm kararların bu yönde olduğunu,
-YSK’nın kendi içtihatlarıyla çeliştiği takdirde bu çelişkiyi açıklamakla yükümlü olduğunu,
-AKP’nin 41 bin civarı kısıtlının oy kullandığı yönündeki itirazının da somut ve gerçek delillere dayanmadığını,
-YSK’nın bu iddiaların araştırılması yönündeki ara kararına dayanak teşkil edecek derecede yeterli bir delil gösterilmediğini,

uzun uzun, kararlarla ve kanun hükümleriyle açıkladık.

AKP sayesinde halkımız 7’den 77’ye seçim hukuku uzmanı oldu.

Nitekim, 41 bin civarı oy kullanan kısıtlı itirazlarından da bir şey çıkmadı. YSK incelemesi bitti, sonuç çizelgesi hazırlandı. Buna göre; Türk Medeni Kanunu’nun 405’inci ve 406’ncı maddeleri uyarınca kesinleşen seçmen sayısı 378, ölü olup seçmen görünen sayısı sekiz, tutuklu ve taksirli suçlardan hükümlü sayısı 93, kasıtlı suçtan hükümlü sayısı 63, yerleşim yeri cezaevi olan seçmen sayısı bir, zihinsel engeli bulunan ve 18 yaş ve üstü seçmen sayısı 223 olarak tespit edildi.

Yani Sayın Ekrem İmamoğlu yine kazandı.

Konuyu AKP’lilerle tartışırken dikkati çeken, sandık kurulu teşkiline yoğunlaşmalarıydı. Belli ki kendileri de kısıtlı seçmenlerin oy kullandığı iddiasında bir şey çıkmayacağının farkındaydılar. Sandık kurulu üzerinden şaibe uyandırmaktan başka çareleri yoktu, oraya yüklendiler. Fakat dediğimiz gibi, sandık kurulu itirazı YSK içtihatlarına göre de, hukuka göre de en zayıf nokta.

Eğer YSK geçmişte vermiş olduğu kendi kararlarını ezip bambaşka bir karar verirse, bu ülkede artık demokrasiden bahsetmek mümkün olmayacak. YSK’nın üzerinde büyük bir baskı olduğunun herkes farkında. Her ne karar verirse versin YSK’nın canı bir miktar sıkılacak. Fakat olur da baskılara yenik düşüp hukuka ve kendine aykırı şekilde iptal kararı verirse, bu ülkede demokrasi adına neticeleri en ağır kararı vermiş olur. Seçimlerin bir anlamının kalmadığı yeni bir demokrasi görünümlü monarşi biçimine adım atmış oluruz. Bu da bir nevi Mustafa Kemal Atatürk’ün bu ülke için öngördüğü demokratik amacın ve düzenin tam aksi bir sisteme göz göre göre geçiş yaptığımız anlamına gelir ki, sanırım demokrasiye inanan hiç kimse bu kısmı aklına dahi getirmek istemez.

Oysa YSK’nın, hem hukuka hem de kendi içtihatlarına uygun bir şekilde, AKP’nin sandık kuruluna ilişkin itirazlarının seçmen iradesini etkilemediği yönünde detaylandıracağı bir gerekçe bildirerek vereceği karar, hukuka uygun olması bir yana ülkenin içine de su serpecektir. İnsanların demokrasiye ve hukuka olan inancını en azından bir miktar tazeleyecek, kendilerini daha güvende hissetmelerini sağlayacaktır. Bakın görün, ülkenin morali dahi yükselecektir. Hepimiz gülmeyi çoktan hak ettik. Artık iç rahatlığıyla günlük faaliyetlerimize dönmeyi ve “var sayılmayı” hak ettik. Gelen baharın, yazın tadını çıkarmayı, hazır aylardan da Ramazan iken birbirimize düşman gibi bakmamayı çokça hak ettik.

* * *

6 Mayıs Hıdırellez günüdür.

Bundan 47 yıl önce, 6 Mayıs 1972’de, bir Hıdırellez günü üç fidanı darağacına gönderdiler.

Adalet, tıpkı Deniz’in de duruşma esnasında bakıp güldüğü gibi, mahkeme duvarında yazılı bir kelimeden ibaretti.

Onat Kutlar, Denizler için bir şiir yazdı. Son dörtlüğü şöyleydi:

“Baba Hıdır İlyas kıssadan hisse söylerdi
Darağacına tahta veren çınar bir gün anlar
Bayrağı taşıyan düşerse onu taşırlar
Son yoksul çocuğun yüzü gülünceye kadar”

Bir kez daha saygıyla anıyoruz…

* * *

Umarız adil bir karar çıkar.

Biz gül ağacının dibine “hak, hukuk, adalet” yazılı dileğimizi koyduk. Çünkü en çok ona ihtiyacımız var.

 


Tuba Torun kimdir?

Tuba Torun, 1987 doğumludur. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İstanbul Barosu’na bağlı olarak serbest avukatlık yapmaktadır. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu avukatı, Sosyal Haklar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi-Çocuk Hakları Koordinatörü, Kadın Meclisleri ve Kadın Adayları Destekleme Derneği üyesidir. Ayrıca aktif olarak siyasi faaliyetlerine devam etmektedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI