Ülkü Doğanay
Ülkü Doğanay

Resimli Türkiye güncesi

Pazartesi, 29 Nisan, 2019
Sayın Cumhurbaşkanı seçim kampanyası boyunca “beka söylemi” altında kimlerin zihinlerini ve gönüllerini dış mihraklara ve terör örgütlerine teslim ettiklerini apaçık tanımlamıştı: Cumhur İttifakı'nın dışında kalan herkes! Bu durumda ortak paydada buluşma çağrısı, seçimlerde Cumhur İttifakı'na oy vermemiş seçmen için bir tür son uyarı olarak da okunabilir: “Ya ortak paydada birleşerek bundan sonra Cumhur İttifakı'na oy vereceksiniz ya da dış güçlerin ve terör örgütlerinin emrinde olduğunuza kanaat getireceğiz”. Yeni ortak paydanız hayırlı olsun!

Anadolu Ajansına Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kızılcahamam’da düzenlenen AK Parti 28’inci İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nın açılışında söylediği sözler Türkçe ve artık literatüre Anadolu Ajansı İngilizcesi olarak geçmeyi hak eden İngilizce tercümesiyle düştüğünde geçtiğimiz haftanın art arda gelen ve görünüşte birbiriyle bağlantısız olaylarının bende bıraktığı kekremsi hissi bir gazete yazısında nasıl anlatabileceğimi düşünüyordum. Adını koymak zordu. Bir yanıyla başkalarının yaptığı işlerden utanma hali; hani o gelip de bir türlü gitmeyen “yok artık, o kadar da olmaz” isyanı üzerine düşünürken zihnimdeki imge şöyle bir şeydi: Sanki irili ufaklı taşların ve boncukların dizildiği bir kolyeyi bir arada tutan zincir parçalanmış, türlü renk ve çeşitteki boncuk sağa sola saçılıyordu. Her biri başka bir yöne dağılırken insan hangisinin ardından gideceğini, önce hangisine uzanacağını ya da hangisinin yitip gidişine dertleneceğini bilemiyordu. İşte Cumhurbaşkanı Erdoğan Anadolu Ajansı’nın İngilizce “breaking” başlığı ile verdiği bu konuşmasında herkesi Türkiye ortak paydasında buluşmaya davet edince, boncukların peşinden dört bir yana dağılan zihnimi geçtiğimiz haftanın gündeminde yer eden dört fotoğraf üzerinden böyle bir ortak paydanın söz konusu olup olamayacağı üzerine düşünmeye yönlendirdim.

1. Fotoğraf. Kirli sakallı karanlık tipler Osman amcalarının elini öpüyor. Kılıçdaroğlu’nun ve yanındakilerin yaşadığı linç girişiminin dehşet anında çekilen görüntülerinin bana ilk düşündürdüğü bundan 60 yıl önce 4 Mayıs 1959’da İsmet İnönü’nün aracının yolunu kesen kalabalık tarafından taşlanması ve yaşadığı linç girişimiydi. Ancak sözünü ettiğim bu fotoğraf Çubuk’taki o dehşet anına ait değil. Birkaç gün sonrasında çekilmiş. Kılıçdaroğlu’na yumrukla saldıran AKP üyesi Osman Sarıgün sırtı sıvazlanarak serbest bırakıldıktan sonra… Her ne kadar Sarıgün’ün partiden ihraç edileceği açıklansa da bir başka AKP’li siyasetçi (partisinin Etimesgut belediye başkan aday adayı Önder Gökçekaya) göğsünü gere gere “Osman Amca”sını “Türkiye’nin kahramanı” diye lanse ettiği videoyu ve elini öptüğü fotoğrafı sosyal medya hesabından paylaştı. “Osman amcalarının” yüzünde mağrur bir ifade var, bakışlarını kameradan kaçırmış. Ne yaptıysa vatan uğruna yapmış. Ya da ona öyle söylemişler. Sağ tarafında kendi yaşlarındaki başka bir “amca” ise bu gurur tablosundaki hissesini doğrudan yüzümüze bakarak ilan ediyor. Amcalarının iki eline sarılmış iki genç, bu büyük anı gözlerinin içi gülerek kutlarlarken “nasıl ama iyi yaptık di mi” sırıtışındalar. Zaten bu olanların en birinci mağduru Osman amcaları değil mi? Bahçeli’nin ardından daha iki gün önce Erdoğan da başına gelenlerden Kılıçdaroğlu’nu sorumlu tutmuş ve şehit cenazesine gitmekle siyasi istismar hedeflediğini ilan etmişken Osman amcanın attığı yumruğun lafı mı olur?

.

İkinci fotoğraf Diyarbakır’dan geliyor. Altın varaklı banyo. Önce Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nde kayyumun başkanlık ofisine yaptırdığı saray banyosunun görüntüleri gündeme düşmüştü; bu hafta ise Sur kayyumunun altın varaklı banyosu… Öyle ya da böyle, iktidarın bir ucundan tutmuş, bir makama atanmış kimselerin halka hizmet götürmek için harcaması beklenen paraları kendi lüks tutkusu için saçıp savurması bir norm haline gelmiş belli ki. Bir belediyenin başına halkın iradesi gasp edilerek ve devleti temsil etmek üzere “atanmış” bir kişi, fütursuzca sanki ilelebet o makamı işgal edecekmiş ya da bu durum kimsenin dikkatini çekmeyecekmiş gibi davranabiliyor. Ne var canım, banyoyu kendi evine yaptırmamış ya? Hem koskoca başkanlık makamında kimleri kimleri ağırlayacak; ya belediyenin devletlu konuklarının banyo ihtiyacı doğarsa, onları koridordaki umumi helaya mı yönlendirsin?

.

Üçüncü görüntü, bir havaalanında çekilmiş. Bodrum yolcusu. Yolcu, uçağı rötar yaptığı için havayolu personeline çok ağır sözlerle hakaret ediyor. Bu görüntüleri böylesine itici kılan, yolcunun öfkeyle hareket etmesi veya nefretini karşısında ilk gördüğü personele kusmasından başka bir şey. Kendisini havaalanı hizmet personeli karşısında öylesine üstün görüyor ki, çocuk kavgasında söylenmeyecek sözlerle personelin fiziksel özelliklerine saldırmaktan en ufak rahatsızlık duymuyor. Ardından kendisine yönelen personele “hop hop temas yok” diyerek bir de üste çıkıyor. Sonrasında sosyal medyada kendisine gösterilen tepkilerden dolayı çok mağdur olmuş. Hatta iyi niyetinden olsa gerek, hakaret ettiği genç kadına yardımcısı olarak işe almayı bile teklif etmiş.

.

.

4. Fotoğraf. Kına gecesi: Oyuncu İpek Tanrıyar kına gecesine at üzerinde gitmiş. Ardından da “muhteşem yüzyıl” kostümlerini kuşanarak Sülümanım diye hitap ettiği müstakbel eşinin eteğini öptüğü bir fotoğrafını paylaşmış. Buraya kadar diyecek bir şeyim yok. Sonuçta insanların türlü türlü fantezileri var. İki kişinin arasındaki olaya kim ne karışır? Ama Tanrıyar, bu fotoğraflarına gelen tepkilere öfkelenmiş ve tam bir Cumhuriyet kadını olduğunu söyleyerek “cahil toplumlarda demokrasi çok tehlikeli bir şeydir” buyurmuş. Fotoğrafa bakınca, korkarım bu cumhuriyet kadınının demokrasi yerine önerdiği muhteşem yüzyıl monarşisinden başka bir şey değil.

Gelelim, geçtiğimiz haftaya bakarken bu dört fotoğrafı bir arada düşünmeme yol açan ortaklığa. Her biri üzerine çok farklı şeyler söylenebilir, ancak tümünde ortak olan ve zihnimi meşgul ederken başkaları adına utanç duymama yol açan belki de bu fotoğraflardaki “kendini bilmezlik” ya da “haddini bilmeme” hali. Sanırım içinden geçtiğimiz şu günlere damgasını vuracak, bir gün geriye dönüp bakıldığında hatırlanacak başlıca duygu bu olacak.

Cumhurbaşkanının ortak paydada buluşma çağrısına dönecek olursak, haberin İngilizcesinden pek anlaşılmıyor ama Türkçesini okuyunca görüyoruz ki, Cumhurbaşkanının ortak paydada buluşmaya çağırdıkları, “gönlünü dış güçlerin ve terör örgütlerinin emrine vermemiş” olanlarmış. Aslına bakılırsa Sayın Cumhurbaşkanı seçim kampanyası boyunca “beka söylemi” altında kimlerin zihinlerini ve gönüllerini dış mihraklara ve terör örgütlerine teslim ettiklerini apaçık tanımlamıştı: Cumhur İttifakı’nın dışında kalan herkes! Bu durumda ortak paydada buluşma çağrısı, seçimlerde Cumhur İttifakı’na oy vermemiş seçmen için bir tür son uyarı olarak da okunabilir: “Ya ortak paydada birleşerek bundan sonra Cumhur İttifakı’na oy vereceksiniz ya da dış güçlerin ve terör örgütlerinin emrinde olduğunuza kanaat getireceğiz”. Yeni ortak paydanız hayırlı olsun!


Ülkü Doğanay kimdir?

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. ODTÜ’te siyaset bilimi alanında yüksek lisans ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yine aynı alanda doktora yaptı. Doktora çalışmaları sırasında bir yıl süreyle Paris II Üniversitesi Fransız Basın Enstitüsü’nde bulundu. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümü'nde öğretim üyesi iken kamuoyunda “barış bildirisi” olarak bilinen “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bildiriyi imzalaması nedeniyle 686 sayılı KHK ile ihraç edildi. 'Demokratik Usuller Üzerine Yeniden Düşünmek' isimli kitabının yanı sıra Eser Köker’le birlikte kaleme aldığı 'Irkçı Değilim Ama…Yazılı Basında Irkçı-Ayrımcı Söylemler' ve Halise Karaaslan Şanlı ve İnan Özdemir Taştan’la birlikte kaleme aldığı 'Seçimlik Demokrasi' isimli kitapları yayınlandı. Ayrıca siyasal iletişim, demokrasi kuramları, ırkçı ve ayrımcı söylemler konularında uluslararası ve ulusal dergi ve kitaplarda çok sayıda makalesi basıldı. İmge Kitabevi Yayınları’nda editörlük yaptığı beş yıl boyunca çok sayıda kitabın editörlüğünü üstlendi ve Türkçeye kazandırılmasına katkıda bulundu. Ülkü Çadırcı adıyla yayınladığı çocuk kitapları ve Gökhan Tok’la birlikte kaleme aldığı 'Teneke Kaplı İvan' isimli bir çocuk romanı da bulunmakta.

YAZARIN DİĞER YAZILARI