Hop hop hop, temas yok!

Pazartesi, 29 Nisan, 2019
Devlet veya iktidar her türlü şiddeti uygulayacak, aç bırakacak, hukuksuzluk ve hatta kanunsuzluk yapacak ama yurttaş buna karşı sesini çıkardığı zaman “hop, temas yok!” Aç kalsan da, kolluk güçleri kafanı kırsa da, hukuksuzca kamu görevinden uzaklaştırılsan da, temel hakların gasp edilse de, işkence görsen de sesini çıkaramaz, devletle “temas” kuramaz, itiraz edemezsin! Aksi halde hapsi boylarsın. Çünkü “kanun var!”

Çocuklarıyla dayanışmak üzere Gebze Cezaevi önüne gelen annelerin bir polis şefi tarafından hakaretler eşliğinde, copla iteklenerek uzaklaştırıldığını gösteren görüntüler en azından sosyal medyada, farklı ideolojik, siyasi, etnik, inançsal aidiyetlerden on binlerce insanın tepkisini çekti. Bu tepki bir hayli ilginçti. Zira öncesinde defalarca çok daha korkunç görüntülere çok daha az tepki olduğunu biliyoruz. Fakat artık insanların, devletin keyfiliğine karşı tahammülü belli bir eşiğe dayanmış görünüyor.

İstanbul Havalimanı’nda bir kadının, bir personeli aşağılayan sözlü saldırısı da infial yarattı. Söz konusu saldırgan, karşısındakine her türlü hakareti sıralıyor ama karşıdaki ona yönelince, tepki gösterince “Hop hop hop, temas yok!” diyor. Yani “Ben sana istediğimi söylerim, seni tahrik ederim ama sen bana yanıt veremeyecek durumdasın. Ben senden üstünüm ve benimle ‘temas’ bile kuramazsın.” Tabii bu “temas yok” lafının altında başka bir aşağılama daha var: Karşısındakinin sözlü saldırıya sadece ve sadece “şiddet diliyle” yanıt verebilecek bir seviyede olduğu kabulü ve onun “kanuna”, “medeniyete” çağrılması. “Temas yok!” Zira “temas” suçtur!

YURTTAŞI DEVLET YARATMADI, DEVLETİ YURTTAŞLAR YARATTI

Bu iktidarın yurttaşlara yönelik tepkisinin billurlaşmış hâlini andırıyor aslında. Devlet veya iktidar her türlü şiddeti uygulayacak, aç bırakacak, hukuksuzluk ve hatta kanunsuzluk yapacak ama yurttaş buna karşı sesini çıkardığı zaman “hop, temas yok!” Aç kalsan da, kolluk güçleri kafanı kırsa da, hukuksuzca kamu görevinden uzaklaştırılsan da, temel hakların gasp edilse de, işkence görsen de sesini çıkaramaz, devletle “temas” kuramaz, itiraz edemezsin! Aksi halde hapsi boylarsın. Çünkü “kanun var!”

“Devlet kanunun dışına çıkabilir ama yurttaş çıkamaz!” Oysa yurttaşı devlet yaratmadı, devleti yurttaşlar yarattı. O yüzden sözde de kalsa “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” Devlet ve onun yöneticisi olan iktidar bu sözü meşruiyetinin kaynağı olarak tepe tepe kullanırken, fiiliyatta bu egemenlik haklarını talep eden “milletin” önemli bir kısmını iç düşman olarak damgalıyor. Fakat hak gaspıyla sonuçlanan uygulamaları derinleştikçe hak talebinde bulunan “millet” kalabalıklaşıyor. O zaman da iş giderek devletin milletle “mücadelesine” ve daha fazla baskıya dönüşüyor ama bu hukuksuzluğa ve kanunsuzluğa itiraz edenlere devletin sopası gösteriliyor: “Hop hop hop, temas yok!”

“Ne yazık ki önce ‘ahlak ve maneviyat’ diye iktidara gelen bu arkadaşlarımız, ne pozitif hukuk kuralları ne de ahlak bıraktılar.” Bu sözlerin sahibi olan eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, aslında temel bir hususa hiç temas etmiyor: Türkiye neredeyse hiçbir zaman hukuk devleti olmadı ama çoğunlukla kanun devletiydi. Fakat şu anda artık ortada bir kanun devleti bile kalmamışa benziyor.

Hukuk devletiyle kanun devleti arasında kaba bir ayrım yapılır. Buna göre hukuk devleti, yurttaşların temel hak ve hürriyetlerini dikkate alarak ödevleri de belirler ve bu perspektifi kanunlara büründürür. Kanun devleti ise, iktidarı elinde bulunduran siyasi yapının, yurttaşların hak ve hürriyetlerini değil, kendi selametini, “bakasını” gözeterek yasaları belirlediği ve buna uyarak kendisine meşruiyet elbisesi yakıştırdığı rejimler açısından söz konusudur.

Yani kanunlar demokratik, özgürlükçü olmayabilir ama neticede kanun kanundur ve devlet de kanuni olmak zorundadır. Teorik olarak devlet kendi kanununa uyar, yurttaş da bu kanunlara uymakla mükellef kılınır. Öyle ki, bir fiilin suç olup olmaması, yurttaşın buna dair bir bilgiye sahip olup olmamasından bağımsızdır. Yani kanunu bilmemek, yurttaşın fiilini suç olmaktan çıkarmaz.

YURTTAŞLARIN UYDUĞU KANUNA DEVLET UYMAZSA ONU KİM YARGILAR?

Dolayısıyla yurttaşlar, kat’i suretle kanunun, yasanın içinde kalmak durumundadır. Aksi halde yaptırımlarla karşılaşır.

Peki, yurttaşlar kanuna uyarken devlet kendi kanununa uymamaya, onu ihlal etmeye başlarsa, ona yönelik bir yaptırım var mı?

Kanuna uymayan herhangi bir devleti, yurttaşlar demokratik haklar çerçevesinde yürütecekleri mücadeleyle, örneğin yine kanunla belirlenmiş protesto hakkıyla kanuna çağırır. Bu durumda “Hop hop hop, temas yok” demek de kanun dışılık değil midir?

DEVLETTEN MERHAMET, VİCDAN DEĞİL, HUKUKA VE KANUNA UYMASI BEKLENİR

Devletle yurttaş arasındaki ilişki “duygusal” değil, profesyoneldir. Böyle olmak zorundadır. Çünkü devlet “duygusal”, keyfiyet ilişkisine bırakılmayacak, kanunun dışına çıktığında önüne çıkan her şeyi tarumar edebilecek kadar güçlü bir aygıttır. Bu aygıt, ancak aksine davranıldığında yaptırımların uygulanacağı kanunlarla dizginlenir.

Tıpkı yurttaşlar gibi devlet de profesyonelce hazırlanmış, toplumun rızası alınmış veya toplum o rızayı gösterene kadar bastırılmış olunarak belirlenmiş kanunların çerçevesi içine yerleştirilmek durumundadır.

Bu çerçevenin içinde keyfiyet olamayacağı için kimse devletten merhametli, vicdanlı, ahlaklı olmasını beklemez. Devletten beklenen şey, belirlenmiş kanunların dışına çıkmaması, yurttaşlarla veya devlet dışı ama yasal veya yasadışı aktörlerle o “profesyonel” ilişkiyi sürdürmesidir.

Yani eğer kanunda, yakalanan suçluların öldürülebileceği yazılmıyorsa, devlet kimseyi infaz edemez, öldüremez. Devletin bir mensubu bunu yaptığında, yasanın dışına çıkmış sayılır ve caydırıcı yaptırımlarla karşılaşır. Devlet için çalışan hiçbir kişi için cezasızlık uygulanamaz.

KANUNSUZ DEVLET DEVLET DEĞİLDİR

Eğer işkencenin uygulanabileceği yasayla belirlenmemişse, devlet veya onun personeli işkence yapamaz. Eğer bir kişi veya grubun hapishanede süresiz olarak tecrit edilebileceği kanunda yer almıyorsa, devlet bu tecriti uygulayamaz. Bunu uygulayanlar da yasadışı davranmış olur.

Tüm bunları, devlet iyi mi, kötü mü, olmalı mı, olmamalı tartışmalarının dışında tutarak tartışıyoruz.

Eğer ortada bir devlet varsa, bu devlet hukuk devleti değilse, en azından kanun devleti olmak durumundadır ki, meşruiyet iddiasında bulunabilsin. Devlet kanunlara uymak zorundadır ki, yurttaşları kanunlara uymaya davet edebilsin. Yani kanunsuz veya kanunlara uymayan devlet, devlet değildir. Ortada olsa olsa kontrolsüz bir güç vardır ki, meşhur reklamda söylendiği gibi “kontrolsüz güç, güç değildir.”

“BEKA SORUNU” DEVLETİ KANUNUN DIŞINDA HAREKET ETTİRİYORSA, DEVLET YOKTUR

Derin devletçiler bir zamanlar devletin “zorunlu hallerde” “rutinin dışına” çıkabileceğini söylerken, tabi olduğu yasaları ihlal edebileceğine işaret ediyordu. Bugün ise sadece derin devletçiler değil, devleti yönetenlerin tümü, bazı yasaları açıkça ihlal edip bunu siyasi bir zorunluluk olarak lanse ediyorlar. Oysa hukukun rafa kaldırıldığı olağanüstü haller bile kanunla belirlenmek durumundadır. Devlet, öngörülebildiği ölçüde devlettir. Belli bir hukukla, kanunla öngörülebilirliği teminat altına alınmamış aygıtlara devlet denmez.

Eğer “beka sorunu” devleti yasanın dışında hareket etmeye mecbur kılıyorsa, o zaman “siyasi zorunluluklar”, devletin varlığına mâl oluyor demektir. Yurttaşları uymaya zorladığınız kanuna siz uymuyorsanız devlet olma yetinizin de “hop, temas yok” uyarınızın da bir dayanağı kalmaz.


İrfan Aktan kimdir?

Gazeteciliğe 2000 yılında Bianet’te başladı. Sırasıyla Express, BirGün, Nokta, Yeni Aktüel, Newsweek Türkiye, Birikim, Radikal ve birdirbir.org ile zete.com web sitelerinde muhabirlik, editörlük veya yazarlık yaptı. Bir süre İMC TV Ankara Temsilciliği’ni yürüttü. "Nazê/Bir Göçüş Öyküsü" ile "Zehir ve Panzehir: Kürt Sorunu" isimli kitapların yazarı. Halen Express, Al Monitor ve Duvar'da yazıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI