Bizi birleştiren festivaller

Pazartesi, 29 Nisan, 2019
30 yılda pek çok önemli sinemacının, oyuncunun kendini gösterdiği bir kurum olmuş Ankara Uluslararası Film Festivali. Bu nedenle sinemacılarla güçlü bir bağı var. Ama sadece sinemacılar değil, izleyiciler için de öyle. Mesela 90’larda gerçekleşen Yılmaz Güney toplu gösterisi, bugün yaşı 40’ı geçmiş pek çok kişinin anılarında yer etmiş bir olay…

Ankara Uluslararası Film Festivali 30. yılını kutladı. Bu yılki festival, önceki gece Cer Modern’de düzenlenen ödül töreniyle bitti. Ankara’da birkaç kuşağın hayatında iz bırakabilmiş bir sanat etkinliği film festivali. Mahmut Tali Öngören’in başlattığı, ardından Oğuz Onaran’ın, son yıllarda da sinemacı bir çift İnci-İrfan Demirkol’un çabalarıyla gerçekleştiriliyor. Sponsor kuruluşların, Çankaya Belediyesi ve Kültür Bakanlığı’nın katkıları önemli ama belli ki en önemlisi festivalin çevresinde oluşan gönüllülerin, festivalsever insanların katkısı. Neredeyse çeyrek asırdır aralıksız bu festival için çalışanlar var. Demirkolların sinema ve kültür dünyasıyla kurduğu sıcak ilişki, özverili yaklaşımları Ankara Film Festivali’nin şu zorlu zamanlarda coşkusunu yitirmeden ayakta kalmasını sağlıyor.

30 yılda pek çok önemli sinemacının, oyuncunun kendini gösterdiği, aldığı ödüllerle çıkış yaptığı bir kurum olmuş Ankara Film Festivali. Bu nedenle sinemacılarla güçlü bağlar kurulmuş. Ama sadece sinemacılar değil, izleyiciler için de öyle. Mesela 90’larda gerçekleşen Yılmaz Güney toplu gösterisini, bugün yaşı 40’ı geçmiş pek çok kişi heyecanla hatırlıyor. Herkesin hayatında iz bırakmış bir hikayeye dönüşmüş ‘Yol’ filminin Ankara’daki ilk ‘yasaksız’ gösterimi. Bilet bulamadığı halde saatlerce bekleyip bir şekilde içeri giren ve merdivenlerde filmi izleyen genç kadının, görevli olduğu sinemadan koşarak Kavaklıdere Sineması’na gelen ama giriş kartı olduğu halde kapının önündeki büyük kalabalığı aşıp filmi izleyemeyen sinema öğrencisinin, izdihamı engelleyemeyip camların kırılmasını çaresizlikle izleyen festival çalışanının anıları bambaşka hayatların kesiştiği unutulmaz bir günün hikayesini oluşturuyor. Festivalin kapanış gecesinde elektrikler kesilip de koca salon zifiri karanlığa gömüldüğünde şarkı söylemeyi kesmeyen Orfeon Oda Korosu’nun birden bire seyircilerin yaktığı yüzlerce cep telefonu ışığıyla sahnede görünür olması ve konseri bu şekilde sürdürmesi de festivalin birleştirici yanına, ortak hikayeler üretme potansiyeline dair hoş bir 30. yıl hatırası olarak akıllarda kaldı.
Ankara Uluslararası Film Festivali ilk düzenlendiği yıllar çok daha fazla sinemada çok daha fazla film gösterip çok daha fazla izleyiciye ulaşabiliyordu. Son yıllarda Demirkolların Büyülü Fener Sineması’nda iki salonda yapılıyor gösterimler. Yine olabildiğince taze, farklı ve önemli filmler yer alıyor; belgesel, kısa film, uzun metraj dallarında paralı ödüller dağıtılıyor. Bu da festivalin enerjisini diri tutuyor. Ama festivalin ikinci otuz yılında Ankaralılara daha görkemli ve kapsayıcı bir etkinlik sunması için de çalışılıyor; bu çalışmalara sponsorların ve Kültür Bakanlığı ve yerel yönetimlerin daha fazla destek olması, hele ki Büyükşehir Belediyesi’nin de festivale sahip çıkanlar arasında yer alması muhakkak ki fark yaratacaktır.
Film Festivali ile aynı günlerde Ankara’da caz festivali başladı, ODTÜ şenliği gerçekleşti… Hepsi de kendi yağında kavrulan sivil toplum ve özel kuruluşlar tarafından ayakta tutulan bir kültür sanat hayatı var başkentimizin. ODTÜ şenliği biraz da zorlukları aşarak gerçekleşti ve hakikaten Türkiye çapında ilgi çekti. Belli ki başka kentlerden çıkıp Devrim Stadı’ndaki unutulmaz Moğollar konserini izlemeye gelen pek çok kimse oldu; Murat Meriç bunu gazetemiz Duvar’da güzel anlattı.

Festivalin kapanış töreninin gerçekleştiği Cer Modern, Ankara’nın güncele açık yüzü olarak kurulmuştu. Ebru Özdemir Koleksiyonu sergisiyle yapılan görkemli açılışın üstünden 10 yıl geçmiş. Tanınmış yazarları ağırlayan edebiyat etkinlikleri, tiyatro gösterileri ve sergilerle yoluna devam ediyor. Haziran ayında ikincisini yapılacağını öğrendiğim dans festivali gerçekten heyecan verici, çünkü bu alanda sürekli bir etkinlik kalmadı Türkiye’de. Cer Modern, ikinci on yılında bu tür özel etkinliklerin sayısını artıracak belli ki, ama önemli çağdaş sanatçıları ve koleksiyonları ağırlamış sergi salonunun benzer nitelikte işlerle yola devam etmeyi hedefliyorsa Hande Fırat ve Arzum Onan gibi amatör sanatçıların sergileri konusunda bir kez daha düşünmesi gerektiği aşikar. Bu tür tercihler sanat izleyicisinin gözde mekanları arasında yer almayı kolaylaştırmıyor çünkü…

Adını Moliere’den alan bir kabare-bistro, L’avare da kentin sürprizlerinden biri. Mekanının bir kısmı eski usul kabare salonuna dönüştürülmüş ve burada her gece bazı yarı amatör topluluklar, oyuncular sahneye çıkıyor, herkse oyun öncesi ve sonrası birlikte vakit geçiriyor. O kadar ilgi görüyor ki L’avare, hemen yanda yeni bir yer daha açmaya hazırlanıyor… Tekrar seçilen Alper Taşdelen’in yönettiği Çankaya Belediyesi kentin kültür hayatına dört kültür merkezi ve destekledikleri etkinliklerle önemli katkıda bulunuyor. Çağdaş Sanatlar Merkezi’nin önünde hep bir kalabalık var, Venezüella Filmleri Toplu Gösterisi gibi akla gelmedik bir etkinlik sürüyor mesela şu sıralar. Yine Çankaya’nın açtığı Zülfü Livaneli Kültür Merkezi’nde de sanatçının daha önce Moskova’da açılan ‘Ara Güler’in objektifinden Zülfü Livaneli’yi Etkileyen Sanatçılar’ sergisi, Ankara Film Festivali etkinlikleri kapsamında açıldı. Livaneli’nin katıldığı ve tabii ki kalabalıkların izlediği etkinlikler gerçekleşti. Tiyatro demek hala DT demek. Neredeyse tüm oyunları bilet bulmanın imkansız olduğu bir doluluk içinde. Ama küçüklü büyüklü bazı özel tiyatrolar da yok değil. Devlet dışında en büyük tiyatro enerjisi ise Erdal Beşikçioğlu’nun kurduğu Tatbikat Sahnesi’nde. Bütün oyunlar ilgi görüyor, hatta burada 19 Mayıs’ta başlayacak ‘1. İstanbul Oyunları Festivali’ni Ankaralılar şimdiden iple çekiyor.

Bahar güneşinin altında Ankara’nın insanı ısıtan kendine has bir tarzı var. Büyük kitapçıları, güzel restoranları, kulüpleri ile hiç de asık yüzlü bir kent değil burası. Kentin tarihine damgasını vurmuş öğrenci kitlesiyle, genç ya da değil iyi eğitimli ve kültür sanata meraklı insanlarıyla kendi yolunu bulan bir enerjiye sahip. Birazcık destekle, sadece devlet daireleri için değil, sanat etkinlikleri sayesinde de Türkiyenin insanlarını kendine çekecek bir kent olabilir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI