Aydın Selcen
Aydın Selcen

Diplomasinin elli tonu

Çarşamba, 17 Nisan, 2019
Beklenmedik Beyaz Ev ziyareti, bizatihi Oval Ofis’den fotoğraf verilmesine bakılarak, “başarı” olarak sunulacaktır muhtemelen. Bu bakımdan münhasıran Ortadoğu Barış Planı (yahut İsrail-Filistin Dosyası) ile ilgili damat Kushner ile Hazine Bakanı Mnuchin’in hazır bulunduğu bir ortamda Türkiye tarafından tek başına Albayrak’ın olması ilginç.

“Erotizm satar” ucuzculuğuyla seçtim başlığı. “Kamikaze diplomasisi” de olabilirdi. Bilgiçlik üzerine oynasam, Sayın Prof. Dr. Serhat Güvenç hocamdan öğrendiğim tabirle “inghimasi” diplomasisi de. Arada ıskarta hariciyeciliğime istinaden “üstad diplomasi kitabında yeri var mıdır?” diyerek bazı pozisyonları yorumlatıyorlar sadık amadenize, tüm bu arayışlarım ondan. Öyleyse gelin “diplomatik alet çantamız etkin biçimde kullanılıyor mu” sorusuna birlikte yanıt arayalım.

Sayın Çavuşoğlu, Fransız parlamenter Sonia Krimi’ye çıkıştı. Sayın Albayrak, küresel ölçekte fon yöneticilerden özetle “para bulmaya” ABD seferine çıktı, neredeyse eşzamanlı olarak saygın iktisatçı Mustafa Sönmez gözaltına alındı. Sayın Akar, (Sayın Kalın da) hakeza Vaşington’da ATC kürsüsünde söz aldılar, “Türkiye gözden çıkartmak için çok büyüktür” demeye getirdiler. İlginç bir tercihle, Akar oradayken, medyayla paylaşıldığı kadarıyla, onun yerine Albayrak S-400 sorununu ele almak üzere Başkan Trump tarafından kabul edildi.

Varsayalım İsmail Dışişleri’ne yeni intisap etmiş ter-ü taze bir meslek memurudur. Ve Ermeni Soykırımı’nı, olmadı Ermenilerin soykırım acısını paylaşıyor diyelim, ne etsin şimdi İsmail? Ahlaki çelişki yok, İsmail işini yapacak. Beğenmiyorsa, memur olmayacak. Buraya kadar tamam. Pekiyi, Çavuşoğlu’nun Tunus asıllı Fransız parlamenteri paylamasıyla amaç hasıl oldu mu? Ahmet Hakan’da vücut bulan yerli kalem erbabına bakarsanız “yüreğimizin yağları erimeliymiş”: Milli esas duruş.

Ya ne olaydı? Şu olabilirdi. Madem biz ev sahibiyiz ve Fransa böyle bir karar kabul etmiş, söz konusu asambleye üye Türkiyeli parlamenterlerle bir toplantı yapılıp eşgüdüm sağlanabilirdi. Hiç komplekse gerek yok, dileyenlere ilgili oturumlarda konu açıldığında yahut re’sen söz alınmak üzere yararlanmaları için özlü birkaç cümlelik İngilizce konuşma notları hazırlanıp dağıtılabilirdi. Basın toplantısında “soruya cevaben” diyerek benzer bir hazırlık bakan için yapılabilir, soru da sordurtulabilirdi.

Tüm bunlardan başka, Sayın Bakan neyi, nasıl ve hangi dilde (herhalde Türkçe değil), hangi ortamda söylediğine özen gösterebilirdi. Hiçbiri olmadı. Bodoslamadan postayı koydu, aklınca raconu kesti, beklendiği üzere çokça alkışlandı. Bence bu performans, her şeyden önce, Dışişleri’nde dünyanın çeşitli köşelerinde, sanıldığının aksine çok kısıtlı olanaklarla çalışan meslek memurlarımıza, Şikago filan bir iki istisna dışında, haksızlık oldu. Kamu diplomasisi bu değil, hariciye “ön büro” konumuna indirgenmemeli.

Albayrak’ın da yatırımcıları ikna edemediği anlaşıldı. Beklenmedik Beyaz Ev ziyareti, bizatihi Oval Ofis’den fotoğraf verilmesine bakılarak, “başarı” olarak sunulacaktır muhtemelen. Bu bakımdan münhasıran Ortadoğu Barış Planı (yahut İsrail-Filistin Dosyası) ile ilgili damat Kushner ile Hazine Bakanı Mnuchin’in hazır bulunduğu bir ortamda Türkiye tarafından tek başına Albayrak’ın olması ilginç. Bu görüşmenin S-400 alımına dair mesaj verilmesi için değerlendirilmesi ve Albayrak’ın aktardığı kadarıyla ABD tarafının verdiği mesajın Başkan Yardımcısı Pence’e varıncaya dek her düzeyden aktarılanlarla hiç uyumlu olmaması da o denli kafa karıştırıcı.

Akar’ın ve Kalın’ın ATC platformunu ABD tarafına S-400 alımında “dik durulacağını” anlatmak için değerlendirmeleri, herhalde MGK basın açıklaması ağzıyla “kararlılıkla sürdürüleceği bir kez daha vurgulanmıştır” diye yorumlanabilir. O konuya mantıktaki “üçüncü halin olmazlığı” kuralıyla yaklaştığımdan, bu tutumun ne işe yarayacağını doğrusu kestiremiyorum. Zira, ABD tarafının bize söylediği özetle: “S-400 alamazsınız demiyoruz, alırsanız NATO müttefikliğinizin sorgulanması dahil sonuçlarına katlanırsınız diyoruz.”

Akla gelen, ABD Suriye Özel Temsilcisi Büyükelçi Jeffrey’nin “güvenli bölgede YPG’nin olmayacağı” bir çözüm üzerinde çalışıldığını açıklamasının, S-400’lerin o pazarlıkta son ana dek masada tutulacak bir koz olarak kullanıldığı. O cenahtan bakıldığında keza ABD tarafının bürokratik açıdan Akar’ı işler kanal olarak değerlendirdiği, Başkan Trump’ın ise gerek Cumhurbaşkanı Erdoğan’la telefon görüşmelerinde “mesaja bağlı kalmadığı”, gerek Albayrak gibi sıra dışı bir kanalı içgüdülerine güvenerek “son çare” babında değerlendirdiği.

Sonuç olarak, bendeniz dahil pek çokları Türkiye-ABD ikili ilişkilerini içinde bulunduğu durumu “ağır çekim bir araba kazası” olarak görüyor. Tüm bu göstermelik diplomasi trafiği bu görünümü ortaya çıkaran somut sorunlarla ilgili ne gibi bir açılım sağladı henüz belli değil. Hem ekonomik kriz hem ikili ilişkilerde diplomatik kriz halleri sürüyor. Buradan hem S-400 alımında ısrar edilerek hem IMF’ye gidilmeden nasıl çıkılacak, ben siz değerli okura ikna edici bir çözüm öneremiyorum. Nasıl yeniden say, baştan yeniden sayılanları tekrar say, “seçim murdar oldu, kavurması yenmez” kafasıyla mazbata konusunda ümitvar değilsem, bu alanda da iyimser değilim.

Saygılarımla arz ederim.


Aydın Selcen kimdir?

1969 İstanbul doğumlu ve Saint Joseph Lisesi ile Marmara Üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. 1992-2013 arasında Dışişleri Bakanlığı'nda meslek memuru olarak çeşitli görevlerde bulundu. Son olarak 2010-13 tarihleri arasında Erbil Başkonsolosluğu görevinde bulundu. Merkeze döndüğü gün "memuriyetten istifa etti." Genel Energy petrol şirketinde bir buçuk yıl siyasi danışmanlık yaptı. 2015'den beri bağımsız olarak özellikle Irak ve Suriye konularında yazıyor. Galatasaray kongre üyesidir. Alaz adında bir kızı var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI