Hukuka aykırılığın psikopatolojisi

Salı, 16 Nisan, 2019
AKP “tam kanunsuzluk” olduğu iddiasıyla seçimin iptali talebinde bulundu. Fakat bu tam kanunsuzluk iddiasının da altını doldurabilmiş değiller. Dayanaksız, delilsiz bir ‘sahte seçmen’ iddiası. YSK, geçmişte bu tarz iddiaları defalarca reddetmiş. Bu defa da umarım aynısını yapar ve ‘hukuka uygun’ bir karar vermiş olur.

Kaç zaman oldu, yazılarımızı “siz bu satırları okuduğunuzda umalım ki şöyle olmuş olur” girişiyle yazıyoruz. Vaziyet o derece askıda, belirsiz; herkes o derece merakla beklemede.

‘Normal şartlarda’ artık pazartesi günü mazbatanın Sayın Ekrem İmamoğlu’na verilmesi gerekiyor. Esasında çoktan verilmiş olması gerekirdi. Zira, ‘hukuk’ bunu söylüyor. Aslında ‘kanun’ da bunu söylüyor. Şimdi soruyorsunuz haklı olarak “Hukuk ile kanun farklı şeyler mi ki?”

Evet, farklı şeyler. Bugün üstadımız Fikret İlkiz’in bir röportajına denk geldim, o kadar güzel bir cümle sarf etmiş ki, şöyle diyor: “Diktatörlüklere baktığınızda yapılan her şey kanuna uygundur, lakin hukuka aykırıdır”.

Hukuk çok daha geniş, çok daha felsefi bir kavram. Toplumu düzenleyen kurallar bütünü olmanın ötesinde; kuralları, kanunları ve hakları konu alan bir sosyal bilim dalı. Hukuk, somut olanın ötesinde; adaleti, barışı ve güvenliği içeren soyut bir alan.

Kanunlar insan eliyle yapılır ve bu ellerin kime ait olduğu kanunun ruhunu belirler. Oysa hukuk kanunların üzerindedir. Dolayısıyla kanunlar hukuka aykırı olabilir.

AKP yıllar yılı, yasaları kendine göre yontarak varlığını meşru bir zemine oturtmaya çalıştı. Örneğin, Anayasa’ya hareket alanlarını genişletecek ve ellerini rahatlatacak bir hüküm sıkıştırdı. Tuttu bu hükme dayanarak aslında ‘hukuka aykırı’ bir karar verdi. Sonra dedi ki, “Bakın bu yasada var!” Kısaca hukuka aykırı kararlarla yasal adımlar attı. Ne yazık ki, bir kısmı yasal bile değildi.

Mazbata konusunu bu bakımdan inceleyecek olursak; AKP’nin yapmış olduğu olağanüstü itiraz tam olarak işi kanununa uydurmaya çalışmaktır. Kendileri “tam kanunsuzluk” olduğu iddiasıyla seçimin iptali talebinde bulundular. Fakat bu tam kanunsuzluk iddiasının da altını doldurabilmiş değiller. Dayanaksız, delilsiz bir ‘sahte seçmen’ iddiası. YSK, geçmişte bu tarz iddiaları defalarca reddetmiş. Bu defa da umarım aynısını yapar ve ‘hukuka uygun’ bir karar vermiş olur.

Bununla birlikte, kanunlar, kişiye yahut duruma göre uygulanmaz. Tektir ve herkese eşit şekilde uygulanır. Demokrasi de tektir. Kişiye yahut duruma göre demokrasi olmaz. 14 bin oyla da olsa kazanmak kazanmaktır, bunu en iyi kendilerinin bilmesi gerekir oysa ki. Bu yazı yazılırken Maltepe’deki sayımlar tekrar durmuş durumda, 400 sandık üçüncü kez sayılacak. Bitmeyen bir sayım sürecine soktular insanları. Sandığa ve halkın iradesine saygısızlık konusunda ısrarcı bir tutum sergiliyorlar. Diğer yandan, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçmişte ‘sandığa’ ilişkin çok fazla açıklaması var. Örneğin, 22 Haziran 2014 tarihli bir söylemi var ki, şimdiki tutumuyla geçmişini resmen baştan aşağı yalanlıyor, şöyle demiş:

“Şunu unutmayın; demokrasi, sandıkta başlar ve sandıkta tecelli eder. Her zaman ifade ediyorum; sandık, namustur. Bir siyasi parti, sandıklara sahip çıkamıyorsa, sandıkları gözetim altında tutamıyorsa, vatandaşın verdiği oyun sandıkta kaybolmasına, çalınmasına göz yumuyorsa, o siyasi parti daha en baştan kaybetmiştir. Bizi diğer tüm siyasi hareketlerden farklı kılan, sandığa gösterdiğimiz özen ve ehemmiyettir”.

3 Haziran 2014 tarihli bir konuşmasında 17-25 Aralık operasyonunun ardından darbeci zihniyete karşı söyledikleri de favorilerimden:

“Kendi elit zümrelerinin tekrar iktidara gelebilmesi için kaybettikleri o vesayeti tekrar kazanabilmek için kan akıtmaktan dahi çekinmeyecek kadar insaflarını, vicdanlarını, akıl ve mantıklarını yitirmişlerdir. Hukuk, demokrasi, sandık, milli irade umurlarında dahi değildir. Mevcut hükümetin gitmesi, gitmiyorsa bile boyun eğmesi dışında hiçbir sonuç onları tatmin etmeyecek. Demokrasi sandık değildir veya demokrasi sadece sandık değildir mantığını değerli kardeşlerim ben kabul etmiyorum. Kim bu ifadeyi kullanırsa kullansın kabul etmiyorum. Demokrasi sandıktan geçer. Öyle veya böyle sandıktan geçer. Adama sorarlar, ‘Demokrasi sandık değilse nedir, bunu bana anlat’ derler. O zaman ne diyeceksin? Sandıktan gitmeyeceksin nereden gideceksin? Ha o zaman şuradan gidersin; dağda eli silahlı olanlarla mezrayı basarsın, gelir şehirdekileri tehdit edersin; ondan sonrada dersin ki, ‘Bak her ne kadar sandık önünü getiriliyorsa da bilesiniz ki sadece sandık değildir bak silahımız ensenizdedir.’ Buna mı evet diyeceğiz? Sadece sandık değildir diyenlerin cevabı budur. Sadece sandıktır, halkın iradesini birileri ipotek alma girişimine girmesin. Bırakın halk kendi iradesini rahat kullansın”.

24 Ocak 2019’da “Demokrasinin mücadelesini verenlerin, dünyada demokrasi mücadelesi verenlerin yanında ve sandıkta çıkanların yanında olması gerekir” demiş.

22 Haziran 2014’te; “Demokrasi, sandıkta başlar ve sandıkta tecelli eder. Her zaman ifade ediyorum; sandık, namustur” demiş.

Demiş de demiş. Güzel söylemiş. Peki şimdi niçin bu dedikleriyle çelişiyor? Sandıktan çıkanı kabul etmiyor? Genel seçimlerde seçmen sayısı 172 bin olan Büyükçekmece’nin yerel seçimlerde seçmen sayısı 174 bin olmuş ve bunların yaklaşık üçte biri ilk kez oy kullanıyor. Artış son derece doğal bir artışken, AKP’nin 21 bin sahte seçmen iddiası neye dayanıyor? Dayanaksız, delilsiz iddialarla koskoca bir seçimin, sırf sandıkta kaybettiler diye, iptalini istemek ne kadar demokrasi?

Neyse ki, tüm bunların cevabını halk da biliyor artık. Bu kez her şey halkın gözünün önünde cereyan etti, tüm görüntüler daha bir netleşti. Artık halk, ‘Duyduğuma değil, gördüğüme inanırım’ diyebilecek durumda.

Umarım YSK tüm bu curcunaya, ‘kanuna uydurulmasının dahi mümkün olmayacağı tüm bu hukuksuzluğa’ bir an evvel son verir de insanlar artık normalleşir.

Madem öyle, yazıyı yine Erdoğan’ın kendi sözüyle bitirerek bir ricada bulunalım: “Sandık demokrasinin namusudur. Başka yollara başvurup milletin huzurunu kaçırmayın”.


Tuba Torun kimdir?

Tuba Torun, 1987 doğumludur. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İstanbul Barosu’na bağlı olarak serbest avukatlık yapmaktadır. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu avukatı, Sosyal Haklar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi-Çocuk Hakları Koordinatörü, Kadın Meclisleri ve Kadın Adayları Destekleme Derneği üyesidir. Ayrıca aktif olarak siyasi faaliyetlerine devam etmektedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI