Aman! Dikkat! Yarıklardan demokrasi sızmasın!

Perşembe, 11 Nisan, 2019
Muş’ta, Balıkesir’de geçersiz oyların yeniden sayılması talepleri bile ret edilirken İstanbul’da hele Büyükçekmece’de kaçıncı defadır yeniden sayım yaşanıyor. Cimrinin paralarını sürekli sayması gibi… Saydıkça artar umudu da kaybolmaya başladı ki iktidar, yeniden seçimi gündeme taşıyor.

Suları bulandırmayı sever, Bahçeli. 2 Nisanda açıkladığı “sihirli seçim formülü”, dibini görmediği suya balıklama atlayacakları avlamayı hedefliyor. Tuhaf şekilde ilk atlayanlardan birisi de Adalet Bakanı olmuş. Gerçi asıl tuhaf olan şey, Adalet Bakanının bu akıllara seza öneriyi “değerli görüş” olarak isimlendirmesini, tuhaf bulabilmiş olmam.

Öyle ya bir yıl önce 12 Nisan 2018 tarihinde ölen Rabia Naz’ın, şüpheli ölümü hakkında yeniden soruşturma açılması için adalet arayışını sürdüren baba Şaban Vatan için mahkemenin, zorla psikiyatrik kontrol kararı verdiği bir ülke burası. Adalet arayan insana “çıldırmış olmalı” denilen yerdeyiz. On bir yaşındaki çocuğun şüpheli ölümü, alelacele intihar tespitiyle kapatılınca “normal” fakat ailesi, soruşturmanın derinleştirilmesini ve adli tıp raporlarının mahkemece dikkate alınmasını isteyince durum birden anormal oluveriyor.

Çünkü baba, kızının intihar etmeyip trafik kazasında yaralandıktan sonra evlerinin önüne bırakıldığını iddia ediyor. Yine babanın şüphelendiği kişi de o zamanki belediye başkanının oğlu. Siyaset, sanat, iş dünyasından nice ünlünün oğulları, benzer şekilde ölüme sebebiyet vermiş ve olayların üstü şu veya bu şekilde örtülmüşken yabana atılabilecek bir iddia değil bu. Emniyet, savcılık ve mahkeme ise kaza sonucu ölüm şüphesi ihtimalini ciddiye alıp hukuken gereğini yapmak, şüphe yaratan boşlukları yeniden değerlendirmek yerine babanın akıl sağlığından şüphe ediyor. Oysa hukukun işi annenin “susturmak için her şeyi yaptılar” sözünü dikkate alarak, nelerin ve kimler tarafından yapıldığını ortaya koymak değil miydi? Hukuksuzluk günlerini hiçbir analiz bu mahkeme kararı kadar açıkça ortaya koyamazdı, sanırım.

Hukuksuzluk günleri, hukukun esamesi adına bir nebze değerini hâlâ koruyan seçim hukukunu görmezden gelecek değildi. Muş’ta, Balıkesir’de geçersiz oyların yeniden sayılması talepleri bile ret edilirken İstanbul’da hele Büyükçekmece’de kaçıncı defadır yeniden sayım yaşanıyor. Cimrinin paralarını sürekli sayması gibi… Saydıkça artar umudu da kaybolmaya başladı ki iktidar, yeniden seçimi gündeme taşıyor. Sayıldıkça farkın, 30 binden 13 bine düştüğü bilgisi yayılırken, sandık kurullarının ve il, ilçe seçim kurullarının usulsüzlük yaptığı iddiasına sığınılarak, seçim hukuku iyice devreden çıkarılmak isteniyor. Ancak asıl yanlışın Anadolu Ajansı’nı, veri akışında tekel kılmakla kendileri tarafından gerçekleştirildiği dile getirilmiyor. Binali Yıldırım’ın oy sayısı öndeyken devam eden haber akışı, İmamoğlu’nun oyları yükselerek başa baş geldikleri an kesilmesi de usulsüzlük olarak anılmadı Cumhurbaşkanınca.

Binali Yıldırım tarafından oylar başa baş geldiği anda “biz kazandık” açıklaması yapılması: Aynı anda Cumhurbaşkanının balkon konuşması yapacağı haberinin duyurulması, Anadolu Ajansı’nın veri akışını kesmesi, usulsüzlüğün şahikası değilmiş gibi. Anadolu Ajansı’nın haber kaynağı ve akışın kesinti nedeni hakkında hukuki işlem başlatılmadı. Çünkü ortada hukuk yok, ajansın haber kaynağını açıklamaya kimsenin cesareti de yok. YSK “müşteri değil” açıklamasıyla yetinirken, Anadolu Ajansı verileri nereden alıyor, sorusu akıllara takılı halen. Tabi bilme hakkı sadece demokrasiler için geçerli, bize fazla. Sandık demokrasisi, bu soruların cevabını bulacak kadar geniş alan tanımaz seçmene. Görünen o ki bu kadarcık bir demokrasicilik oyunu bile fazla.

Neyse ki elde bir Bahçeli var. Sandık demokrasisi de onun teklifiyle rahatça kısıtlanabilir. Seçmenin, ya davulcuya ya zurnacıya kaçması ihtimali bertaraf edilir, onun teklifiyle. İlçelerde sandığa yansıyan şey milli irade ona göre ama büyükşehirde aynı sandıktan çıkan netice “demokrasi açığı” ve “sistem arızası”. Anlaşılan boşluklardan sisteme demokrasi sızdığını düşünüyor. Teklifini, “bu kadar oy pusulasıyla kafa karışıklığı” yaratıldığı peşin hükmüyle sundu. Hani bir vakitler göbeğini kaşıyan adam, makarnacılar, CV siz meslekler, yığınlar vb. aşağılamalarıyla dile getirilen AKP seçmeni şimdi Bahçeli’nin teklifinde “kafası karışık seçmen” oluverdi. Hangi pusulaya mühür basacağını bile anlamaktan aciz ona göre seçmen. Ve kafasındaki bu seçmen kitlesinin önüne tek pusulayla çıkmayı öneriyor.

Boşa zahmet Paşam! Gönlünce bir başkan seçtirdin zaten. Gönlünce kayyım ataması gerçekleştirdiği, dilediğini istifaya zorlayıp yerine atanmış başkan görevlendirdiğine göre ülkenin tüm belediyelerini de seçimsiz atasın. O, ülkeyi yönetsin, Pelikancılar onu.


Berrin Sönmez kimdir?

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunu. Aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak akademiye geçti. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na giriş süreci üzerine yüksek lisans tezi yazdı. Halkevi ve kültürel dönüşüm konulu doktora tezini yarıda bırakarak akademiden ayrılıp öğretmenlik yaptı. Daha sonra tekrar akademiye dönerek okutman ve öğretim görevlisi unvanlarıyla lisans ve ön lisans programlarında inkılap tarihi ve kültür tarihi dersleri verdi. 28 Şubat sürecindeki akademik tasfiye ile üniversiteden uzaklaştırıldı. Dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağımlı yargısı, akademik kadroları “rektörün takdir yetkisine” bırakarak tasfiyeleri gerçekleştirdiği ve hak arama yolları yargı kararıyla tıkandığı için açıktan emekli oldu. Sırasıyla Maliye Bakanlığı, Ankara Üniversitesi, Milli Eğitim Bakanlığı ve Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde ortalama dört-beş yıl demir atarak çalışma hayatını tamamladı. Kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunucusu, feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI