Özlem Akarsu Çelik
Özlem Akarsu Çelik

'Erdoğan iyi çevresi kötü' söylemi bu kez yetmez

Salı, 9 Nisan, 2019
Her şeye rağmen Erdoğan hâlâ “hata yapmayan” ama en yakınları tarafından “aldatılabilen” pozisyonunda tutulmak isteniyor. Erdoğan’ın, “yenilmez siyasetçi” imajının aldığı derin yarayı, son yıllarda sıkça tanık olduğumuz, “kendisi iyi ama çevresi kötü” çalışmasıyla atlatması bu kez pek mümkün görünmüyor.

Cumhurbaşkanı ve aynı zamanda Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Genel Başkanı Erdoğan, “gönüllerin huzur bulabilmesi”nin kriterlerini şu cümlelerle açıkladı: “Şimdi 10 milyonu aşkın seçmenin olduğu İstanbul’da, kalkıp da 13-14 bin oy farkla bir seçimi kazandım havasına kimsenin girmeye de hakkı ve salahiyeti yoktur. Çünkü İstanbul’da bu işin çok daha huzurlu olabilmesi için gönüllerin huzur bulabilmesi için burada hakikaten bütün yasal olarak müracaat edilmesi gerekli itiraz mercileri neresidir? İlçe ve il seçim kurulları. Neresidir bir üstü? YSK’dır. Bu itirazlar biter, çıkan netice de başımız gözümüz üstünedir. Olay bu kadar basit!”

Aynı konuşmasında 2014 Yerel Seçiminde itirazlar üzerine tekrar seçim yapılan Yalova ve Ağrı örneklerini veren Erdoğan’ın, “Olay bu kadar basit!” diyerek anlatmak istediği ihtimal, İstanbul Büyükşehir seçiminin tekrarlanması.

Yüksek Seçim Kurulu (YSK), Adalet ve Kalkınma Partisi’nin, İstanbul’da oyların tamamının yeniden sayılması talebini dün akşamki toplantısında reddetti. Şimdi AK Parti’nin İstanbul’u vermemek için elinde kalan son hamle, seçimi tekrarlatmak amacıyla yapacağı başvuru… İstanbul’u kaybetmemenin yanı sıra bir hedefi daha var bu mücadelenin: Kendi kitlesini konsolide etmek ve bugüne kadar sandıktan aldığını söylediği meşruiyetini korumaya çalışmak…

SEÇİM TEKRARLANIR VE YİNE İMAMOĞLU KAZANIRSA…

Peki ya İstanbul Büyükşehir seçimi tekrarlanırsa ve Binali Yıldırım, Ekrem İmamoğlu’na ciddi bir farkla yenilirse? Böyle bir ihtimal de var.

Seçmen, devletin tüm imkânlarını seferber etmesine ve medyanın yüzde 90’ını kontrol altında bulundurmasına rağmen AK Parti’nin yenilebileceğini 31 Mart’ta gördü. Muhalefetin sandıklara sahip çıkabildiğine ve süreci yönetebildiğine de ikna oldu. Bu nedenle tekrarlanacak bir seçime daha ciddi asılabilir muhalefet partileri ve onların seçmenleri.

31 Mart yaklaşırken kimileri, sonuçtan umutsuz olduğunu, şu karamsar sözlerle anlatıyordu, “Erdoğan kazanamayacağı seçime girmez!; İstanbul’u ve Ankara’yı asla muhalefete bırakmaz; AK Parti, İstanbul ve Ankara’da yenilirse Türkiye karışır…” Benzer yorumları hatta daha kötümserlerini, sandıklar kurulana kadar duyduk. Ancak sandıktan bambaşka sözler çıktı. Gelinen noktada moral üstünlüğü muhalefette…

GERİLİMİ DAHA DA TIRMANDIRABİLİR

İktidarının 17’nci yılında, seçmenin karşısına yeni bir hikâye ile çıkamayan Erdoğan, siyaset kurumuna kendisinin dayattığı “İttifaklar ve 50 artı 1”in, bizzat mağduru olabileceğini düşünemedi. Karşısındaki ittifakı, beka söylemiyle ve PKK ile işbirliği gibi suçlamalarla alt edebileceğini sandı. Her gün üç dört yerde konuştu, tüm televizyonlar konuşmalarını canlı yayınladı ama yine de ekonomik krizle mutfağı yanan seçmeni ikna edemedi. Gördük ki, özellikle İstanbul ve Ankara’yı kaybetmesi, iktidar için kötü bir sürpriz oldu. Ancak Erdoğan, ani ve keskin manevra kabiliyetine sahip bir siyasetçi.

İktidarın, İstanbul’daki seçim sonuçlarına itirazlarını değerlendiren CHP Sözcüsü Faik Öztrak “mızıkçılık” benzetmesini yaptı, “Seçimlerde mızıkçılık yapan iktidar, demokrasi ve hukuk devleti konusunda ciddi tereddüt yaratır” dedi.

İktidar, bir yandan mızıkçılık yapıp diğer yandan gerilimi tırmandırırken Cumhuriyet Halk Partisi sakin tonda devam ediyor mücadelesine. Muhalefet adına izlenebilecek en doğru yol bu. Ancak iktidar muhalefete daha sert hamlelerle yüklenebilir. Muhalefetin buna nasıl cevap vereceğini, bu hamlelere hazırlıklı olup olmadığını bilmiyoruz. ‘Sandık kurullarında FETÖ’cüler vardı’ iddiasıyla biraz daha yükseltilen bu gerilim, bir süre buradan yürütülebilir. ÖSYM’nin eski Başkanı Ali Demir’in FETÖ’den tam da bu süreçte gözaltına alınması tesadüf bile olmayabilir. Bütün bunlar yetmezse yerine ‘İkinci bir Gezi’yi zorluyorlar’ gibi daha sert argümanlar da kullanabilir Erdoğan ve partisi.

İKTİDARDAYKEN MUHALEFET ETME TAKTİĞİ SÜRECEK

Muhalefetin, sandıklar açıldıktan sonra elde ettiği moral üstünlüğü, iktidarın art arda yaptığı hamleler ve açıklamalarla eşitlenir gibi olmuştu. YSK’nın son kararıyla moral üstünlüğü tekrar muhalefete geçmiş görünüyor.

Gezi’den, 17-25 Aralık’tan ve daha pek çok krizden güçlenerek çıkan Erdoğan, 15 Temmuz Darbe Girişimini de iktidarını tahkim ederken yoluna çıkması muhtemel herkesi etkisizleştirmek için sonuna kadar kullanmıştı. Bu kez ise işler o kadar kolay olmayacak Erdoğan için.

Erdoğan, İstanbul mücadelesini yürütürken de sürdürdüğü “iktidardayken muhalefet” etme taktiğini, İstanbul’u kaybetse de devam ettirmek zorunda. Seçimin hemen ardından 2 Nisan 2019 tarihli yazısında şöyle demişti Bahadır Özgür, “Şimdi tuhaf biçimde merkezde mutlak iktidar olsa da, yerelde muhalefet rolüne hazırlanıyor. Bunu da seçim öncesi muhalefetin dili olan krizi, iki kente muhalefet etmenin silahı haline getirerek yapmayı planlıyor.”

‘YENİLMEZ SİYASETÇİ İMAJI’ BU KEZ SARSILDI

Bu yöntem tutar mı göreceğiz ama ona gelene kadar çözmesi gereken başka acil sorunları var Erdoğan’ın. Bu tip uzayan krizler, dedikoduların en fazla üretildiği dönemlerdir. İşte onlardan biri de AK Parti içinde Erdoğan’a komplo kurulduğu iddiası… Siyasi kulislerde, AK Parti’nin Ankara Büyükşehir’e aday ararken yaptırdığı kamuoyu anketlerinin sonucuna dair Erdoğan’ın yanıltıldığı iddiası dolaşıyor. Ankara adayı Mehmet Özhaseki’nin aslında ilk iki sırada bile yer almamasına rağmen Erdoğan’a birinci sıradaymış gibi sunulduğu iddiası çok gerçekçi görünmese de bu dedikodu iki açıdan ilgi çekici. Bir, AK Parti içinde güven ilişkilerinin ne boyutta olduğunu göstermesi açısından önemli. İki, her şeye rağmen Erdoğan hâlâ “hata yapmayan” ama en yakınları tarafından “aldatılabilen” pozisyonunda tutulmak isteniyor. Erdoğan’ın, “yenilmez siyasetçi” imajının aldığı derin yarayı, son yıllarda sıkça tanık olduğumuz, “kendisi iyi ama çevresi kötü” çalışmasıyla atlatması bu kez pek mümkün görünmüyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI