Mazbatanın gölgesinde

Pazartesi, 8 Nisan, 2019
AKP-MHP blokunun önümüzdeki dönemde, 31 Mart’ta Kürtlerle Türkiye muhalefeti arasında oluşturulan gayrı resmi ortaklığı dağıtmak için çeşitli yöntemlere başvurması güçlü bir olasılık. Bu yöntemlerin başında, Kürt hareketini baskılayıp onunla dayanışmanın önünü tıkamak ve Kürt siyasetine yapılanları diğer muhalefete karşı caydırıcı bir derse dönüştürmek geliyor. O halde en az Kürt hareketi kadar Türkiye muhalefetinin de önemli bir sınavla karşı karşıya olacağı günlere yaklaşıyoruz. Bu sınavlardan biri aslında halihazırda veriliyor da: Açlık grevleri.

Bundan tam bir hafta önce yapılan seçimlerin özellikle İstanbul sonucunun AKP-MHP tarafından kabullenilmemesi sadece İstanbul’u ilgilendirmiyor. Özellikle iktidar yanlısı bazı kesimlerin, yandaş medyanın ortada bir “millet iradesi” varken devlet kuvvetine işaret etmesi, hakarete varan yayınlar yapması toplumsal kutuplaşmayı daha da derinleştiriyor. Bazı kişi veya gruplar tarafından zaman zaman aba altından sopa gösterilerek, hakkın teslim edilmemesi halinde gösterilecek olası tepkilerin hangi yöntemlerle bastırılacağına dair “eylem planları” bile dillendiriliyor.

Yakın zaman içinde derinleşmesi neredeyse kaçınılmaz görülen ekonomik buhran veya yoksul halk kitleleri açısından daha sarih tarif edeceksek derin açlık, iktidara yönelik hoşnutsuzluğu derinleştirebilir. Fakat iktidar bloku, açlığın çaresi olarak yapısal düzenlemelere, demokratikleşmeye, kutuplaşmayı azaltmaya yönelmek yerine sopa yöntemine başvuracaksa, artık ne verilmiş mazbatanın ne de yapılmış seçimlerin hükmü kalır.

Zaten kimi güçler, yaşanan yönetememe sorununa rağmen genel seçimlerin erkene alınmayıp dört buçuk yıl sonra gerçekleştirilmesi ve o zaman AKP-MHP koalisyonun sandıktan daha bariz bir yenilgi alması halinde yine “sandık darbesi” söylemini dillendirerek zor yöntemlerine başvurmasını insanların zihninde “olmaz” olmaktan çıkarmak istiyor.

Düşünün ki, muhalefet ağır baskılara rağmen dört buçuk yıl boyunca kitleleri kendi politikasına ikna etmek üzere siyaset yapacak, sonra 7-8 saatliğine sandıklar kurulacak ve o sandıktan çıkacak sonucun da iktidar tarafından kabul edilip edilmeyeceği meçhul olacak! Bu meçhul geleceğin nasıl bir toplumsal-siyasal sıkışmışlığa, çaresizliğe sebebiyet vereceği ayrı bir mesele olarak muhalefetin önünde duruyor. Özetle iktidarın, kendisini ellerinin üstünde tutması şartıyla “millet iradesine” saygı göstereceğinin işaretlerini veren İstanbul düğümü bugün çözülse bile, önümüzdeki dönemin temel sorunu halini alacağa benziyor.

KAZANIMLARIN ORTAĞI, BEDELİN SEYİRCİSİ POZİSYONU

Öte yandan HDP’nin Kars Belediye Eş Başkanı Ayhan Bilgen, iktidarın 31 Mart’ta, Kürtler eliyle aldığı mesaja yeni bir baskı dalgasıyla yanıt verebileceğini söylerken ortak bir soruna işaret ediyordu. 

Fakat öyle görünüyor ki bu ortak sorun, tüm muhalefet kesimlerinin ortak kaygısı olarak algılanmıyor. Kürtlerin maruz kaldığı veya kalacağı yeni bir “bedel” sürecine sırtını dönecek bir muhalefet, sadece dayanışmadan kaçmış olmayacak, aynı zamanda iktidarın baskısından sıyrılmak için Kürtlerin ezilmesine bir kez daha göz yummuş olacak. Bu, sadece kazanımların ortağı, kayıpların ise seyirciliği pozisyonuna işaret eder ki, bu pozisyon Kürtler dışındaki muhalefetin de, devletin zor aygıtları karşısında artan bir hızla erimesini veya kitlesel teslimiyetini beraberinde getirebilir.

AKP-MHP blokunun önümüzdeki dönemde, 31 Mart’ta Kürtlerle Türkiye muhalefeti arasında oluşturulan gayrı resmi ortaklığı dağıtmak için çeşitli yöntemlere başvurması güçlü bir olasılık.

Bu yöntemlerin başında, Kürt hareketini baskılayıp onunla dayanışmanın önünü tıkamak ve Kürt siyasetine yapılanları diğer muhalefete karşı caydırıcı bir derse dönüştürmek geliyor. O halde en az Kürt hareketi kadar Türkiye muhalefetinin de önemli bir sınavla karşı karşıya olacağı günlere yaklaşıyoruz.

MUHALEFETİN BÜYÜK SINAVI: AÇLIK GREVLERİ

Bu sınavlardan biri aslında halihazırda veriliyor da: Açlık grevleri.

Yüzlerce insanın neredeyse ölümün eşiğine geldiği açlık grevi, sanki sadece Kürtlerin meselesiymiş gibi algılanıyor ve insanların açlıkla duyurmak istedikleri sesin batıda neredeyse hiçbir yankısı olmuyor.

Cezaevlerinden gelen ölüm haberleri, Kürt hareketinin günlerdir yaptığı çağrılara, gösterdiği tepkilere rağmen devam ediyor. Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması için Zülküf Gezen, Ayten Beçet, Zehra Sağlam, Medya Çınar, Yonca Akici ve Siraç Yüksek, Almanya’da da Uğur Şakar ve son olarak Elazığ 1 No’lu Cezaevi’nde bulunan Mahsum Pamay ile birlikte sekiz kişi hayatına son verdi.

Tecridin kaldırılması için HDP Hakkâri Milletvekili ve DTK Eş Başkanı Leyla Güven’in 8 Kasım 2018’de başlattığı açlık grevi bugün (7 Nisan) itibariyle, 151. gününe girdi.

Dünyanın çeşitli yerlerinde açlık grevi sürdüren onlarca kişi, kritik aşama olan 70 günü çoktan aştı.

Hewler’de açlık grevine giren Nasır Yağız 139. gününde ve sağlık sorunları derinleşmiş durumda. Hapishanelerde ise açlık grevine başlayan ilk gruptakiler 114. gününe girerken 17 Aralık’ta aralarında Dilek Öcalan’ın da bulunduğu sürgündeki 14 Kürt siyasetçisinin Strazburg’da ve İmam Şiş’in Galler’de sürdürdüğü açlık grevi 112. gününe girdi. Yine cezaevindeki eski milletvekilleri Sebahat Tuncel ile Selma Irmak, bugün itibariyle açlık grevlerinin 82. gününe girdiler.

16 Aralık 2018’den bu yana 68 cezaevinde çeşitli tarihlerde açlık grevlerine başlayan tutuklu-hükümlü sayısı 335 iken, 1 Mart 2019 tarihinde itibaren, en az 92 cezaevinde binlerce tutuklu-hükümlü süresiz-dönüşümsüz açlık grevine başladığını duyurmuştu. Yani şu anda Türkiye’nin farklı cezaevlerinde binlerce kişi açlık grevinde. Ayrıca HDP milletvekilleri Dersim Dağ 3 Mart’ta, Tayip Temel ve Murat Sarısaç ise 8 Mart’ta başlattıkları açlık grevine devam ediyorlar.

KÜRTLERİN STRATEJİK OYU HEM İKTİDARA HEM DE MUHALEFETE BİR DERSTİ

Binlerce insanın tecridin kaldırılması talebiyle böylesi ağır bir yükün altına girmesini, Kürtlerin Öcalan tapınçlığıyla ilişkilendirmeye çalışmak, soğuk hakikati tersyüz etmenin ötesinde, bu büyük insanlık krizini de hiçleştirmek, görmezden gelmek değil midir?

Kürtler, bedelini tüm Türkiye’nin ödediği kendi kuşatılmışlıklarının silahlı çatışmalarla, ölümlerle, operasyonlarla çözülemeyeceğini defalarca haykırdılar. Demokratik Kürt siyasetine göre Öcalan’ın vereceği mesajlar yeni bir sayfayı mümkün kılabilir, her gün daha da derinleşen kör düğümün çözülmesine yol gösterebilir.

Bu beklentinin mevcut iktidar yapısı söz konusuyken ne kadar gerçekçi olup olmadığı ayrı bir hadise. Fakat sonuçta ortada buz gibi bir hakikat duruyor ve takvim insanların canı pahasına işliyor.

Kürtler 31 Mart’ta Türkiye’nin batısında kullandıkları “stratejik oylarla” sadece iktidara değil, iktidarın karşı propagandası yüzünden kendileriyle yan yana görünmekten bile korkan muhalefete de bir ders vermek istediler. Bu dersten iktidarın nasıl bir ders çıkaracağı aşağı-yukarı belli. Sekiz ölü ve açlık grevindeki binlerce insana rağmen iktidar kulağının üstüne yatmış durumda. Bu tutum, bu suskunluk bile, iktidarın kendi sorumluluğundaki insanların hayatıyla ne kadar ilgili olduğunu göstermeye yetiyor. Sonuçta herhangi bir iktidar, karşısında böyle bir tablo görmek istemez ve bunu sonlandırmak için belli bir çaba sarf eder. Fakat bizdeki iktidar asgari çabayı bile sarf etmeyerek krizin derinleşmesini izlemekle yetiniyor.

MAZBATA DÜĞÜMÜ, AÇLIK GREVİ DÜĞÜMÜ

Bununla beraber muhalefetin açlık grevlerine yüzünü dönüp dönmemesi, bu ağır bedelin daha da ağırlaşmaması için yasaların uygulanması talebine ortak olup olmaması, Kürtlerin 31 Mart desteğiyle verdiği mesajdan ders çıkarıp çıkarmadığını gösterecek. Kürtlerin şu aşamada öncelikli beklentisi İmamoğlu’nun mazbatayı alıp almaması değil, başta cezaevleri olmak üzere açlık grevindekilerin aleyhine işleyen günlerin de çetelesinin tutulması ve bu grevin sonlandırılmasının koşullarının yaratılması için çaba sarf edilmesi. Mazbata düğümü muhalefet için bir büyük sorunsa, açlık grevleri de tüm Türkiye’nin önündeki en can yakıcı düğüm olarak çözülmeyi bekliyor.


İrfan Aktan kimdir?

Gazeteciliğe 2000 yılında Bianet’te başladı. Sırasıyla Express, BirGün, Nokta, Yeni Aktüel, Newsweek Türkiye, Birikim, Radikal ve birdirbir.org ile zete.com web sitelerinde muhabirlik, editörlük veya yazarlık yaptı. Bir süre İMC TV Ankara Temsilciliği’ni yürüttü. "Nazê/Bir Göçüş Öyküsü" ile "Zehir ve Panzehir: Kürt Sorunu" isimli kitapların yazarı. Halen Express, Al Monitor ve Duvar'da yazıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI