Önder Algedik
Önder Algedik
  • oalgedik@gazeteduvar.com.tr

Topal ördek ve Son Başkan

Cuma, 5 Nisan, 2019
İktidar belediye meclislerini, seçim sayımlarını, belediye ihalelerini kilitlemekle tehdit ediyor. Ama iktidar bazı şeyleri bilmediğimizi zannediyor. Artık 2002’deki gibi oyların üçte biri ile meclisin üçte ikisini aldıkları ya da 2014’teki gibi oyların yüzde 43'ü ile belediyelerin yüzde 59’unu yönettikleri o günlerin geride kaldığını şimdi görüyoruz.

Seçimden iki gün sonra Erdoğan Çamlıca Camisi’nde vatandaşlarla politika konuşurken İmamoğlu için “topal ördek” dedi. Diğer yandan AK Parti sandıkların tekrar sayılması ile zaman kazanmaya çalışırken yöneticileri “belediye meclislerinde azınlıksınız” diyerek özellikle Ankara ve İstanbul büyükşehir başkanlarını bir anlamda tehdit etti.

Sandıklara itiraz ederek belediyelerde zaman kazanıyorlar. Bu çok açık. Ama diğer tehditlere geldiğimizde, resmi doğru okursak, iktidarın blöf yaptığını görebiliriz. Zaman kazanma dışında başka şeyler de var. İktidarın yenildiğini, iktidar avantajlarının çözülmeye başladığını ve bunun bizzat partiler tarafından değil, halk tarafından yapıldığını görüyoruz.

ÇANLAR İKTİDAR İÇİN ÇALIYOR!

İktidar bu blöfle aslında “Son Başkan” filminin sezon finalini yazıyor. Şunu çok iyi biliyoruz ki AK Parti 24 Haziran’da devletin bütün imkânlarını kullandığı ve seçim kanunlarını her şekilde suistimal ettiği hâlde düşüşünü saklayamadı. O seçimde bizim görmediğimiz ve AK Parti’nin çok iyi gördüğü bir şey vardı. AK baraj sisteminin getirdiği bir avantaja sahipti. 2002 seçimlerinde yüzde 34 oy ile mecliste vekillerin yüzde 66’sına sahipti. İşte bu 32 puanlık “avanta” 24 Haziran seçimlerden altı puana düşmüştü. Yüzde 42,5 oy ile meclisin sadece yüzde 48,5’ine sahipti.

24 Haziran’da çıkan sonuç AK Parti’nin “az oy çok vekil” geçmişinin bitmeye başladığını gösteriyordu. 24 Haziran’da çanlar iktidar için çalıyordu.

.

Şimdi aynı resmi bir de 31 Mart’ı dâhil ederek belediyeler için çizelim. Öncelikle belirtelim ki karşılaştırmak için sadece belediye başkanlıkları sayısını aldım. Bunu belediye meclisleri üyeleri ile almak daha mantıklı ama bugün itibariyle bu rakam belli değil. Ancak, geçmiş yıllar büyük bir paralellik olduğunu gösteriyor.

İktidarın 2000 yılı sonrası yerel seçimlerde aldığı belediye başkanlıkları ve aldıkları oyları incelediğimizde çok benzer bir resim çıkıyor. Bu grafiği ortaya koyduğumuzda ilginç şeyler görüyoruz. Mesela yerel seçimlerde AK Parti hiçbir zaman yüzde 45’in üstünde oy almadı ama her zaman belediyelerin yüzde 50’sindan fazlasına sahip olmuş. 2004 yılında sadece yüzde 40 oy ile belediyelerin yüzde 55’ini elinde tutmuş. 2009’da ise 15 puanlık makas 11 puana düşmüş. İşte o zaman büyükşehir düzenlemesi devreye sokuldu. Böylece 2009’da 2 bin 903 olan belediye sayısını 2014’te bin 351’e indirdiler. Bu sayede 2014 seçimlerinde AK Parti yüzde 43 oy ile belediyelerin yüzde 59’una sahip oldu! Yani aldığı oya göre 16 puan daha fazla oranda belediyeyi elinde tuttu.

İşte bu seçimde 2014’teki gibi yüksek bir avantaya sahip olamadılar. Her ne kadar belediye başkanlıklarında yüzde 44 gibi bir oya sahip olsalar da belediyelerin sadece yüzde 54’ünü alabildiler. Yani 2013’teki düzenleme 2014’te 15 puan avanta sağlarken şimdi sadece 10 puan avantaları var.

Aldığı oy ve aldığı belediye sayısının toplama oranıdır

AK Parti 2014 seçiminde belediyeleri kendine göre düzenleyerek yerel seçimlerdeki batışını kurtardı. Ama 7 Haziran’daki genel seçimde bu batış ortaya çıktı. 1 Kasım 2015’te bunu telafi etti diye düşünsek de 24 Haziran şimdiye kadar en sorunlu, adillikle alakası olmayan seçimdi ve iktidar için tam bir yaprak dökümü idi. Bu seçim sadece belediye başkanlıkları sayısı itibariyle iktidarın kayıplarını ve asıl önemlisi bütün avantajları ile elde ettiği avantanın azaldığını gösteriyor. 2014’ten önce hiçbir seçimde 10 puanın altında avantaya sahip değildi. Hep aldığı oy oranının 10 puan üstünde belediye oranına, vekil oranına sahipti. Ama 2014’ten bu yana hiçbir seçimde 10 puandan fazla avantaya sahip olmadı.

Avanta oranı seçilen belediye başkanı ya da vekil oranı ile alınan oylar arasındaki farktır. Veriler YSK’dan alınmıştır. Yanında Y yazanlar yerel seçimlerdir, diğerler genel seçimlerdir.

TEK ÇİÇEKLE BAHAR GELİR Mİ?

İktidar 24 Haziran’daki sonuçları cilalayarak yutturduğu yenilgisini bu kez itirazları ile yutturmaya çalışıyor. İktidar az oy çok vekil/belediye başkanı sürecinin sonuna geldi. Bunu kimse görmesin diye sandıklara itiraz ediyor. Kimse görmesin diye belediye meclisleri, yatırımlara izin vermemek üstünden tehdit ediyor.

Aslında son başkan konuyu başka yere çekiyor. Ama bilmiyor ki büyük bir zaafı var.

ASFALT-BETON BELEDİYECİLİĞİNİN SONU MU?

Çok açık ki bu seçimi asfalt-beton belediyeciliği ile 606 milyar TL’yi fosil yakıt ithalatçılarına ödeyenlerin yarattığı kriz belirledi. O kadar para kömür, petrol, gaz ithalatçısına giderken bir o kadarı da hükümetin asfalt-beton yatırımları üstünden müteahhitlere gitti. Bize ise ekonomik kriz ve iklim krizi kaldı. Şimdi seçmen bu krize rağmen hâlâ asfalt-beton diyenlere kızgın. Poşet meselesinde bile kendine avanta çıkartması, emeklilikte yaşa takılanları görmemesi insanları kızdırıyor. Tanzim satışlar ayrı bir sorunlar yumağı.

İşte tam da iktidarın varlık şartı olan asfalt beton belediyeciliği iktidarın yıkımı olabilir. Düşünsenize kayyım belediye başkanı, yaptığı bütçede Diyarbakır için 1 milyar 28 milyon TL’lik gider öngördü. Kayyımın bütçesinde yer alan asfalt harcaması 75,8 milyon TL. Seçimi kazanan eşbaşkanlar Hülya Alökmen Uyanık ve Adnan Selçuk Mızraklı bu parayı doğa ve toplumu gözeten bir belediyeciliğe harcasalar AK Parti’nin işi zora girmez mi? Ya da Mansur Yavaş AK Parti’nin bıraktığı 8,8 milyar TL’lik bütçede asfalta 865 milyon TL harcamak yerine o parayı ucuz ulaşım için harcasa, halk mutlu olsa güzel olmaz mı? Örneğin Tunç Soyer gıda kooperatiflerini hayata geçirme sözü için 660 milyon TL gibi devasa asfalt bütçesini, 1.65 milyon TL’lik kooperatifleşme kalemine aktarsa sadece İzmir’in değil, ülkenin gıda sorununu çözse nasıl olur? Ya da İmamoğlu’nun söz verdiği gıdayı, ulaşımı, suyu ucuzlatma sözlerini hatırlayalım. Bunu yapabilmesi için 2,4 milyar TL’lik asfalt harcamasına dokunması lazım. Bu parayı iktidarın asfalt-beton ekonomisine değil halka, doğaya harcasa iktidarın daha çok araba, daha çok benzin, daha çok vergi politikası batmaz mı?

İktidar belediye meclislerini, seçim sayımlarını, belediye ihalelerini kilitlemekle tehdit ediyor. Ama iktidar bazı şeyleri bilmediğimizi zannediyor. Artık 2002’deki gibi oyların üçte biri ile meclisin üçte ikisini aldıkları ya da 2014’teki gibi oyların yüzde 43’ü ile belediyelerin yüzde 59’unu yönettikleri o günlerin geride kaldığını şimdi görüyoruz. Bir şey daha biliyoruz. O da daha az toplu taşıma, daha çok otomobil, petrol ve vergi üstüne kurulu asfalt ekonomisi ile yık-yap üstüne kurulu beton ekonomisinin üstünden iktidarlarını var ettiklerini de biliyoruz.

Onların tek bilmedikleri, bu koşullarda belediyeler asfalt-beton belediyeciliği değil doğa ve toplum belediyeciliği yapsalar iktidarın bütün tehditleri bir blöften öteye gitmeyecek. Seçimden önce elimizde bir iklim krizi bir ekonomik kriz bir de yarım siyasi kriz vardı. Şimdi ise o siyasi krizi derinleştirmemek için blöf yapan bir iktidar var.


Önder Algedik kimdir?

Proje yöneticisi, enerji ve iklim uzmanı, aktivist. Çeşitli sektörlerde proje yöneticiliği yaptıktan sonra son yıllarda iklim değişikliği ve enerji alanında uzman olarak çalışmaktadır. Tüketici ve İklimi Koruma Derneği yönetim kurulu üyesi olup 350ankara.org iklim aktivist grubunun kurucularındandır. Yaptığı çalışmaları ve değerlendirmeleri daha önce Cumhuriyet Enerji'de kamuoyu ile paylaşırken, aynı zamanda yesilekonomi.com'da da yazmaktadır. Raporlarına ve arşivine http://www.onderalgedik.com/ adresinden ulaşılabilir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI