Sevilay Çelenk
Sevilay Çelenk

Mesele gıravat mı canım şimdi?

Perşembe, 4 Nisan, 2019
Darbeymiş de, yeniden gönüllere girecekmiş de... Hakiki ve hakikatli bir gönül bizimkisi. Limonlu kek değil... Hangi gönüle gireceksin? Üstelik gözünüz kör mü? Gönlümüz bir kuşun kanadında bizim...

Buraya perşembe günleri yazmakta bir handikap var. Zira dikkat ediyorum memlekette bütün mühim hadiseler ekseriyetlen ya zaten tam o güne denk geliyor ya da cuma ve cumartesi günleri yaşanıyor. Darbe girişimi oluyor, dolar alıp başını gidiyor, hanfendime söyleyim Berat Albayrak Süleyman Soylu’ya omuz atıyor ve de sık sık seçim filan yapılıyor. Hâl böyle olunca, en geç çarşamba akşam saatlerinde yazısını gazeteye göndermesi gereken bana da o konuyu yazmak için bir dahaki haftaya kadar beklemek düşüyor. Bu arada da yaşanan olayların etrafına zaten tonlarca söz, resim ve yazı çoktan yığılıvermiş oluyor.

Hâsılı, herkeşler meseleleri ıcığı cıcığıyla konuştuktan sonra bana kalan da Dr. Jekyll’ın gıravatı oluyor. Bu uzun girizgahı beni cıvık sanmayın diye yazıyorum. Demem o ki biraz da perşembe yazma mecburiyetinden dolayı mizaha kaçıyorum. Yoksa cıvıklık tabiatıma Nihat Doğan kadar uzak bir şey. Öyle ki derslerimde filan bir espri yaptığımda öğrenciler kraliçe Elizabeth ciddiyetime bakıp “Yoook yapmamıştır, yapmamıştır ya, yanlış anladık herhalde” diye gülümsemekten bile imtina ederdi. Üstelik Allah sizi inandırsın esprilerim hiç de fena olmazdı. Ciddiyete önem veren biri olsam da üzülürdüm bu duruma. Muhreçeliğimin üçüncü yılında bunu da size itiraf etmiş olayım.

Buradan geleceğim yer haftanın mizah olayı tabii. Garantili gülme krizli. Buyrun bakın. Allah’ım yine sandalyeden yere düştüm izlerken. “Sizinki de güzel, gıravatınız sizin de çok güzel… Fakat mesele gıravat mı canım şimdi, deeğ mi?” Yalnız “Sizinki de güzel” diyor önce Dr. Jekyll. Hatta videonun öncesi de var. Az geri gidip gülmeye o noktadan bile başlayabilirsiniz. Muhteremin uzun konuşması gıravat latifesiylen taçlanmazdan az evvel, şöyle devam ediyor; “Şimdi herkes kazandığını söylemektedir. Herkes kazandığını söylemesi Türkiye için bir kazançtır. Demek ki siyaseten mağlup olan yok bu ülkede.” Ben söyleyince öyle olmuyor ama kendisinden dinlediğinizde çok komik olduğunu kabul edeceksiniz.

Aslında siyaset alanında cereyan eden komik olayların ve esprilerin de bir tarihyazımı olmalı bence. Bir zamanlar, siyaset alanında neye, niçin gülüyorduk bunlar kayıtlara geçmeli. Neden derseniz, hiç bilmiyorum. Ama gün gelir bir bilen çıkar ve espriler üzerinden bir siyasi tarih yazılır. Bu söylediğim de o vakit bir anlama kavuşur diye umuyorum.

Yalan değil, bu memleketi neresinden tutsan orasından gülüyorsun. Şimdi bu gülme noktalarını Ruşen Çakır es geçiyor, Kemal Can, Tanıl Bora, Fehim Taştekin, Ümit Kıvanç, hatta görece espritüel olan Aydın Selcen es geçiyor. Hiç sektirmeden hepsinin yazdıklarını okur ve varsa bir TV programları dinlerim, severim. Ama erkek yazarlar böyle. Ben de mi es geçeyim? Ben de mi görmezden geleyim? Bu “ben de mi, ben de mi” lafı, bana koca bir üniversitenin köküne kibrit suyu eken bir ibişi de çağrıştırıyor ama çağrış, çağrış nereye kadar? Onu da Dr. Jekyll ile Mr. Hyde’ı çağrıştırdığım başka bir yazının arasına sıkıştırırım bir gün. Şimdilik sincaplı kampüsünde eğleşsin, yazıxtır lo… Son demleri ne de olsa…

Ne diyorduk? Mesele gıravat mı canım şimdi, deeeğ mi?

Neymiş, AKP tekrar gönüllere girecekmiş. “Bundan sonra o gönüllere biraz zor girersin” der gibiyim. Oysaaa öyle değil Tosyaaa, hiç de öyle değil. Öyle değil Çorum, öyle değil Nuh’un Ankara. Hepimiz Şebinkarahisar keskinliğiyle biliyoruz ki Türkiye enteresan bir ülke (bu arada Şeb ya da Şebin kim acaba? Öyle ya Şeb’in Karahisar). İnanın yaşanan bunca hukuksuzluğa, haksızlığa, ekonominin kafa üstü çakılıyormuş gibi görünmesine, hatta emeklilikte yaşa toslamalara rağmen biliyoruz ki AKP isterse gönüllere maalesef tekrar girer. Sözgelimi Cumhurbaşkanı, birinci dereceden eşlikçileri yahut damadı, kayda değer bir ağız değişikliği yapsa, hatalarla yüzleşiyor gibi görünse, ertesi güne kalmaz, Ahmet Hakan “AKP çok değişti” diye başlık atar. Akif Beki “kutlu ve mutlu fabrika ayarlarına dönüldü” der.

Hâsılı çoğumuz biliyoruz ki siyaset hayatına hakim kılınan paçoz dilden birazcık uzaklaşılsa, akıllı olunsa, efendi olunsa, çok değil altı ay sonra gönlünü, Diyarbakır mahlepli çöreği gibi AKP’ye açanların oranı yüzde 3 artar. Diyarbakır demişken, orada değişen pek bir şey olmaz bu saatten sonra. Çöreğinin tarifini verir, yüreğini AKP’ye vermez benim Diyarbakır’ım, güzelim, biriciğim, kısa çöpüm… Öyle ya, Gültan Kışanak’dan esirgenen bütçeyi kayyuma yağdırarak Paris’te bile olmayan klimalı, fotoselli cam kabinli otobüs duraklarıyla her yeri donatan, memleketi çiçeğe böceğe doyurtan kayyumun esamesini okutmadı Diyarbakır. Büyükşehri de, kayyumlara geçmiş bütün ilçeleri de HDP geri aldı. Rüşvetle gönül alınmayacağını haysiyetle öğretti.

Kısacası soru buysa, yani AKP yeniden gönüllere girer mi diye soruluyorsa, bazı gönüllere giremez. Mesela benim gönlüme, yanında Timuçin Esen’le birlikte Sean Penn’i alıp gelse yine de giremez. Adımını atamaz. O ayrı. Ama gireceği gönül de çok olur. Gönül bu… nitekim. Zaten bizim insanımız statükoyu sever. Hem hafızakardır hem muhafazakardır. Karda kışta yeni lider veya yeni parti bakınacağına, yüzde 5 ya da 10’luk bir kesim, gönlünün kilitlediği kapılarını AKP’ye yeniden açar ve içeri alır. Tek göz odasına onunlan sığışır. Kombiden de tasarruf eder.

Ancak ayan beyan görünen o ki AKP’nin ekonomiyi de, dış ve iç politikayı da düze çıkarabilecek bir siyasal dönüşümü gerçekleştirmesinin imkanı yok. Buna en yakın olduğu çözüm süreçlerinde bile bu tür bir dönüşümü tam olarak içselleştirmemiş, toplumun “barışı” benimsemesini sağlayacak politikaları üretememiş ve barışı kritik kavşaklarda kararlılıkla sahiplenememişti. Barış süreçlerini de AB süreçlerini de neredeyse Diyarbakır’da kayyum aracılığıyla sürdürdüğü “rüşvet” siyaseti gibi tasarlamaktan vazgeçmemişti. Birçok üyesi bu süreçleri büyük ölçüde “bir dava” uğruna içeriye ve dışarıya verilmiş “ geçici tavizler” olarak görmüştü.

Geçen 17 yılda AKP’nin en iyi becerdiği şey, esasen AKP’li filan olmayan ve hatta geçmişte AKP’yi çok defa yerden yere vurduğu bilinen birçok ismi “kendi davasına” eklemlemekti. Kalbi hırçikli, kompleksli, hınç dolu ve çıkarcı kim varsa AKP’nin etrafında yuvalandı. Tam da bu yüzden olası bazı gönül yolları da betonla tıkandı. Geçmiş olsun diyor, iç ferahlığıylan yola devam ediyoruz.

Yolumuzda kimler var. Hö hö höyyyt İbrahim Karagül! Mavi tikli ofişıl Karagül hesabından tamı tamına şunu yazmış.

“İstanbul’da seçimler yeniden yapılmalı!.. 31 Mart’ta Türkiye’ye, seçimler üzerinden açık bir darbe yapıldı. Bu, seçim hilesi ve yolsuzluk değil, çok uluslu bir müdahaledir. Operasyon FETÖ ve kripto PKK’lılar üzerinden yürütüldü.
Ama arkasındaki akıl 15 Temmuz aklıdır.”

Peki ciğerim, peki ablasının Karagülü, sakin sakin… Biri bu çocuğu “eve” alsın. Kulağına, hişşşt bi sus! Cumhurbaşkanı, Binali Yıldırım ve hatta Ömer Turan ile Cem Küçük bile bunu söylemiyor desin. Bak sayın Cumhurbaşkanı balkona çıkarak yüzde 52 oy oranıyla kendisine teveccüh gösteren ve AKP’yi birinci parti yapan, zillet kısmından ayıklanmış milletimize teşekkür etti? Ne fetö’sü, ne ketö’sü, ne kriptosu? Sen kim…, filan desin.

Ayrıca sizin bu akıllarınız varken, 15 Temmuz akıllarına, kriptolara filan ne hacet? 15 Temmuz aklıymış!

Sırrı Süreyya dememiş, en mülayiminden İdris Baluken dememiş, Aysel Tuğluk dememiş, Gültan Kışanak, Figen Yüksekdağ, Sebahat Tuncel dememiş, Osman Kavala dememiş herkesi içeri tıkmışsın. Hukukçu, gazeteci dememişsin, sivil toplum gönüllüsü, sendikacı dememişsin. Ayşe Düzkan’a varıncaya dek hak hukuk mücadelesi veren herkesi cezaevine koymuşsun. Füsun Üstel Hocayı ve barış akademisyenlerini teker teker içeri tıkmaya hazırlanıyorsun. Darbeymiş de, yeniden gönüllere girecekmiş de…

Hakiki ve hakikatli bir gönül bizimkisi. Limonlu kek değil… Hangi gönüle gireceksin?

Üstelik gözün kör mü? Gönlümüz bir kuşun kanadında bizim…

Ben ne diyordum sahi? Gıravat mı? Mesele gıravat mı canım şimdi?


Sevilay Çelenk kimdir?

Sevilay Çelenk Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema bölümünde öğretim üyesi iken barış imzacısı olması nedeniyle 6 Ocak 2017 tarihinde 679 sayılı KHK ile görevinden ihraç edildi. Lisans eğitimini aynı üniversitenin Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler bölümünde 1990 yılında tamamladı. 1994 yılında kurulmuş olan ancak 2001 yılında kendini feshederek Eğitim Sen'e katılan Öğretim Elemanları Sendikası'nda (ÖES) iki dönem yönetim kurulu üyeliği yaptı. Türkiye'nin sivil toplum alanında tarihsel ağırlığa sahip kurumlarından biri olan Mülkiyeliler Birliği'nin 2012-2014 yılları arasında genel başkanı oldu. Birliğin uzun tarihindeki ikinci kadın başkandır. Eğitim çalışmaları kapsamında Japonya ve Almanya'da bulundu. Estonya Tallinn Üniversitesi'nde iki yıl süreyle dersler verdi. Televizyon-Temsil-Kültür, Başka Bir İletişim Mümkün, İletişim Çalışmalarında Kırılmalar ve Uzlaşmalar başlıklı telif ve derleme kitapların sahibidir. Türkiye'de Medya Politikaları adlı kitabın yazarlarındandır. Çok sayıda akademik dergi yanında, bilim, sanat ve siyaset dergilerinde makaleleri yayımlandı. Birçok gazetede ve başta Bianet olmak üzere internet haberciliği yapan mecralarda yazılar yazdı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI