YAZARLAR

Sanatın gündemi gayet kızıl

İçerdiği dertler ve ürettiği estetik yaklaşımla ölümsüz bir değer kazanan birçok yapıtı bir araya getiren 'Kızıl' sergisi Paris'te büyük ilgi görüyor. Bu vesileyle henüz gitmemiş olanları uyaracak olursak, aynı kudretteki 'Rus Avangardı' sergisi ise Sabancı Müzesi'nde 7 Nisan'a dek ziyarete açık.

En baştan hatırlatalım: Bizler, İstanbul'da 7 Nisan'a dek devam eden ve sezona adeta damga vuran Sakıp Sabancı Müzesi sergisi 'Rus Avangardı: Sanat ve Tasarımla Geleceği Düşlemek'in tadını çıkarırken, sanatın 'Kızıl' gündemi Paris'e de uğramışa benziyor.

Centre Pompidou işbirliğinde Grand Palais'de yer alan 'Rogue' (Kızıl) sergisi, Sovyetler Birliği ve dünyanın geri kalanında sanat ve ütopyaya açtığı belgesel ve sanat tarihsel yolculukla, çok büyük ilgi görüyor. Sergi, 1917 Ekim Devrimi'nin ürettiği yeni toplum umudu üzerinden başlayıp, 1953'te Stalin'in ölümüyle biten 20 yıllık totalitarizmin kültür ve sanattaki yansımalarını, plastik sanatlardan sinema ve mimarî ile tasarıma uzanan bir çeşitlilik içinde, kronolojik olarak belgeliyor. Müzedeki iki kata yayılan devasa etkinlik, kabaca iki ana yola ayrılıyor. İlk bölüm, 1920'lerde Bolşeviklerin çoğulcu bir yaklaşımla farklı sanatçı grupları ve üretimlerine yönelik olarak tanıdıkları serbestliği ve onlara herhangi bir estetik dogmayı dayatmamış oluşunu özgün yapıt, belge ve filmler refakatinde anımsatıyor. Ardından 1930'lar ve 1940'larda ise devletin sanat ve kültür üzerinde giderek artan varlığı ve kontrolü izleyicilere yansıtılıyor. Bu iki ayrı periyodun yansıttığı iki farklı ütopya da, serginin canlılığının teminatı oluyor. 1 Temmuz'a dek yer alacak sergi, birçoğu daha önce Fransa'da hiç izlenmemiş 400'ün üzerinde yapıtı bir araya getirmesiyle de dikkat çekiyor. Serginin küratörlüğünü, Ulusal Modern Sanat Müzesi ve Centre Pompidou Endüstriyel Tasarım Birimi Küratörü Nicolas Liucci-Gutnikov üstlenirken, etkinlikte Ulusal Müzeler Birliği'nin de imzası bulunuyor.

Stalin'in Portresi

İlk katı olan 'Yaşamda Sanat: Üretimsellik' içinde 1920'lerin sinemasına da yer veren 'Kızıl' sergisi, toplam 12 ara dönemsel ve kavramsal başlık altında bütün yapıtları buluşturuyor. 1940'ların sinemasını da atlamayan etkinlik, bünyesinde 'Kızıl: Sovyetlerin Topraklarında Sanat' isimli güncel bir belgesel filmi de getirirken, sanatseverler sergi çıkışındaki müze mağazasından, bu filmi DVD olarak satın da alabiliyor. 'Kitleleri Harekete Geçirmek', 'Gündelik Nesneleri Yeniden İcat', 'Yeni Figürasyon' gibi bölümlerden sonra, sergi ikinci katında 'Sosyalist Gerçekçiliğe Karşı' ana başlıklı bölüm, kendi içindeki 'Stalin'in Kentleri', 'Sınıf Düşmanları ve Halk Düşmanları', ya da 'Enternasyonal Sanat' gibi çarpıcı bölümlerle ilerliyor. Paralel etkinliklerini edebiyat okumalarından konferanslar ve gösterim ile temsillere dek genişleten 'Kızıl' sergisinde bu anlamda bir örnek vermek gerekirse, tanınmış Fransız düşünür Jacques Ranciere 10 Nisan günü 'Komünist sanat halen mevcut mu?' başlıklı bir sunum yapmaya hazırlanıyor.

Total Vakfı desteğinde izlenen ve Arte ile Liberation gibi yayınların desteğini alan, (haliyle) 1 Mayıs günü kapalı olacak müzedeki sergide bu yönüyle, Alexandre Rodtchenko'nun 1921 tarihli 'Kırmızı İçin' adlı soyut tablosu, ya da Alexandre Deineka'nın özgürlüğü doğada koşan disiplinli ve sağlıklı bir grup kadınla betimlediği 1944 tarihli figüratif tuvali karşınıza çıkabiliyor. Mükemmel bir arşiv belgesi olarak kataloğu ile de göz dolduran serginin bir diğer harikalığı ise, mekân ve güzergâh tasarımı. Bu çalışmada, Scenografia Agency'den Valentina Dodi ile Nicolas Groult'un emekleri bulunuyor.

.

Sovyetler Birliği'nin türlü dünya fuarlarındaki ulusal pavyon maketleri veya bunlara ait belgesel fotoğrafların da görülebildiği 'Kızıl' sergisi, liderleri ölü ve diri betimleyen onlarca belgesel veya hayalî imgeyi de bünyesinde barındırıyor. Komünist Parti'nin ideolojik propaganda ürünlerine de yer veren devasa 'Kızıl' sergisinde bu yönüyle, Gustav Klucis'in kolajlarıyla, Boris Korolev'in Mikhail A. Bakunin anıtı bronz heykel örneği (1918) art arda karşınıza çıkabiliyor. Vladimir Mayakovski'nin afiş, tasarım ve kitap çalışmaları, Kazimir Malevitch'in mimari tasarım çabaları, ve tabii soyut resimleriyle zenginliğini katlayan 'Kızıl' sergisinde ayrıca, Vladimir Tatlin'in Üçüncü Enternasyonal için tasarladığı anıtın maketi ile buna ait belgesel afişler de görülebiliyor.

Dönemin dans kostüm tasarımlarına dek genişleyen sergide bunların dışında, mimarlar Konstantin Melnikov ile Mikhail Prekhner'in, ya da Moissei Ginzbourg ile Ignati Milinis'in yapı örnekleri incelenebiliyor. Sergide bu anlamda görülen ilginç belge-yapı(t)lardan biri de, 1928 tarihli. Georgi Kroutikov, mimari okul bitirme projesi olarak 'Geleceğin Köyü'nü hayal ediyor. Alexandre Rodtchenko'nun 1925 Paris sergisi için tasarladığı sergi katalogunun da görülebildiği 'Kızıl' sergisinde yine bu verimli 'yoldaş' imzaya ait özgün mobilya tasarımları ve ideolojik posterler incelenebiliyor. Rodtchenko'nun, Mayakovski şiirlerinden ilhamla yaptığı foto-grafik-kolajlarla unutulmaz bir sergiye dönüşen 'Kızıl' deneyim, yine bu alanın özgün ve verimli imzalarından El Lissitzky'e ait afiş, pavyon, tiyatro tasarımı ve türlü yayınlarla da zirveye oynuyor.

Ölüm döşeğindeki Lenin

Bir yanında Meyerhold tiyatrosu örneklerinin, diğer yanında Lioubov Popova'nın 1920'lere ait sosyalist slogan afişlerinin göz doldurduğu, kadını erkeğiyle birçok yoldaşı betimleyen bu disiplinler arası ve sanat tarihsel girişim, Serguei Malioutine'in ölüm döşeğindeki Lenin'i betimlediği 1925 tarihli tuvali, ya da aynı yıl üretilen gazeteci portresiyle Viktor Perelman'ın yapıtı ve Evgueni Katsman'ın 'Parti Kampanya Sorumlusu' isimli figür çalışmasıyla da hatırda kalıyor. Boris Koustodiev'in 1920 tarihli 'Bolşevik' yorumu, George Grosz'un 1923-24 tarihli 'Tanrı-Kapital' illüstrasyonu ve Otto Griebel'in satılık emeği yorumladığı inanılmaz figür tablosu, hep, 'Kızıl' sergisinin akılda bıraktığı harika parçalar arasında geliyor.

'Kızıl' sergisini ne güzel ki, halen hizmet verenlerinin yanı sıra bir müze şantiyesi halindeki İstanbul'da, bir gün görebilmek.... Eh, hadi bu da bizim ütopyamız oluversin.