NBA'de 'Mart Çılgınlığı'

Salı, 26 Mart, 2019
NBA programlarının izlenme oranları, internet üzerinden paylaşılanların tıklanma oranları, forma veya tişört satışları, bahis oranları... Yani bu “Mart Çılgınlığı” gerçekten hepimizin kafasını sarıyor.

Bu konuyu aslında geçen hafta yazacaktım ama Los Angeles Lakers batmakta olan Titanik olunca ertelenemezdi. Bu hafta NBA ile ilgili yazımız orijinal adıyla “March Madness” yani “Mart Çılgınlığı” veya “Mart Deliliği” olarak da adlandırabilirsiniz. Amerikan sporlarında Beyzbol hariç tüm sporlarda bu kavram mevcuttur. NBA’de “Mart Çılgınlığı” nedir peki? Birçok kez bu tamlamayla karşılaşmışsınızdır, eminim ama biraz açmamız gerekir.

NBA’de toplamda 30 takım var. 15’er takımdan Doğu ve Batı Konferansı olarak ikiye ayrılmıştır. İki konferansta da sekizer takım toplamda 16 takım, nisan ayında normal sezonun bitmesiyle playoff’lara kalmaktadır. Yani asıl şampiyonluk yarışı. Nisan’da playoff’lardan önce de “Mart Çılgınlığı”nın nedeni budur esasında. Buna “köprüden önce son çıkış” veya “dananın kuyruğunun koptuğu zaman” da denilebilir. Neden derseniz şöyle: NBA’de her sezon zaman zaman çok ilginç sürprizlere imza atan takımlar olabiliyor. Sezon başında hiç şans vermediğiniz bir takım, bir de bakıyorsunuz ki sezon ortasında playoff’lara dördüncü veya beşinci sıradan girecek gibi duruyor. Bütün sezonu lider götüren bir takım bir anda mart ayındaki dalgalanma yüzünden konferansı ikinci veya üçüncü sırada tamamlayabiliyor.

Bilmeyenler için şu bilgiyi de verelim: Playoff’larda eşleşmeler kura ile değildir. Mesela konferansta ilk sekiz takım playoff’lara kalıyor öyle değil mi? Birinci sıradaki takım sekizinci sıradaki takımla eşleşiyor. İkinci takım ise yedinciyle, üçüncü takım altıncıyla, dördüncü takım beşinciyle… Bu yüzden ligi üçüncü sırada mı ikinci sırada mı tamamladığınız çok ama çok kritik oluyor. Şöyle düşünün; sezonu konferansta birinci sıradan tamamlayan takım sekizinciyle yani kağıt üzerinde playoff’ların en zayıf takımıyla eşleşiyor. Böylelikle ilk tur daha kolay geçebiliyor. Bu da o takıma playoff’larda daha derinlere gidebilme fırsatı yaratabiliyor. Hatta belki NBA finaline…

Tabii basketbolda nadiren de olsa hayatın olağan akışına aykırı mucizeler gerçekleşebiliyor. Örneğin 1999 yılında playoff’lara sekizinci sıradan giren New York Knicks, birinci sıradan giren Konferans lideri Miami Heat’i elemişti. Bir mucizeyi gerçekleştiren Patrick Ewing ve arkadaşları NBA Finali’ne kadar ulaştı. Finalde eşleştiği San Antonio Spurs’e seriyi kaybeden New York ekibi dünya spor tarihinde asla unutulmayacak bir olaya imza atmanın direğinden döndü diyebiliriz. Dünya spor tarihinin en büyük sürprizleriden biri olarak tarihte yerini alacaktı belki de. Olmadı.

Geçen hafta masaya yatırdığımız batan Titanik LA Lakers bu konu için muazzam bir örnek teşkil ediyor. Amerikan ve dünya basketbol kamuoyu ne olursa olsun LeBron James’in Lakers’ı playoff’lara sokacağını düşünüyordu. Ta ki bıçak kemiğe dayanıncaya kadar, daha doğrusu gemi batmaya başlayıncaya kadar. Çünkü tekne su almaya başlarken gerçek olabileceğini düşünemezsiniz. Ne zaman ayaklarınız ıslanmaya başlar işte o zaman işin ciddiyetini fark edersiniz. Batıyoruz! Bazen görüyorum, okuyorum, izliyorum da… İşte efendim Lakers’ın playoff’ları görebilecek seviyede bir takım olduğu, vesaire, vesaire… Tamam da bu bir kurs sertifikası veya mezuniyet diploması almak gibi bir şey değil ki. Dersleriniz iyiyse sınıfı geçersiniz ve sonunda mezun olursunuz. NBA’de ligde “şu” veya “bu” seviyedeki takımlar playoff’lara alınacaktır diye bir şey yok ki. Yani siz 50 galibiyetin üstüne bile çıksanız, üzerinizdeki sekiz takım sizden daha fazla galibiyet aldıysa geçmiş olsun, kapının dışında bulursunuz kendinizi.

Bu “Mart Çılgınlığı”nda yaşanan başka meseleler de vardır. Sadece olaya playoff sıralamaları açısından bakmayın. NBA’de her takım 82 maç yapıyor normal sezonda. Bazen antrenman bile yapılmıyor, şehirden şehre uçuluyor, maçtan maça gidiliyor. Bir gün Chicago soğuğunda maça çıkarken sabahında Miami’nin tropikal sıcak havasına uçakla iniveriyorsunuz. Bazen bir buçuk hafta evinize uğramıyorsunuz. Oyuncuların yaşadığı çok ciddi geçişler var. Zihinsel olarak ve dolayısıyla performans olarak. Çünkü oyuncuların seviyelerini tartışacak değiliz. Sonuçta bu insanlar dünyanın sayılı oyuncuları.

Performans kelimesini iki açıdan ele alalım. Birincisi oyuncular; zihinsel hazırlıkları, fiziksel dayanıklıkları ve daha önemlisi yakaladıkları ritm. Yani bir oyuncunun elbette neleri ne kadar  yapabileceği çok önemlidir. Ama daha önemlisi bütün bunların ne kadarını yapabildiğidir, sahaya koyabildiğidir. Oyuncular tüm sezon aynı ritmde kalamazlar. İnişler ve çıkışlar yaşanır elbette ama playoff’lar yaklaşınca artık yavaştan havaya girmeleri gerekir.

Takımlara gelince yani takım performanslarına… Takımların, bu ligin en güçlü takımlarından tutun en zayıf takımlarına kadar, sezon boyunca yakaladıkları ritm çok ama çok önemlidir. Çünkü ritmini yakalayamamış şampiyonluğun en güçlü adayı ligin en zayıf rakiplerine kolayca yenilebiliyor, maç kaybedebiliyor. Bu da ciddi bir alarm anlamına geliyor.

Mart ayı başlayınca bu süreç ligin son virajı olduğu için genelde çok kritik maçlar oynanır. Sıralamaları bile direkt etkileyebilecek bu maçlar kasıtlı olarak bu süreçte takvimde yerini alıyor. NBA yönetimi oldum olası bu işlerde deha. Otomatik olarak çok reytingli maçlar olması dolayısıyla playoff’lar öncesi seyirciyi de yeniden uyandırıyor. Herkes ekranların başında yerini alıyor. Birçok şampiyonluk adayı olarak görülen takım kendi aralarında muhakkak bir veya iki maç yapıyor. Bu maçlar otomatik olarak mesaj niteliği de taşıyor.

Derbi, El Classico, ne derseniz deyin; o seviyede oynanan maçlar oluyor bu genelde. Ve maçların sonucundan çok maçın içinde yaşananların ardından “playoff’larda görüşürüz” mesajı oluşuyor ki işte bu bütün NBA seyircisini “haydi artık şu playoff’lar başlasın” havasına sokuyor. Bu heyecan ve ilgi her yere sirayet ediyor. NBA programlarının izlenme oranları, internet üzerinden paylaşılanların tıklanma oranları, forma veya tişört satışları, bahis oranları… Yani bu “Mart Çılgınlığı” gerçekten hepimizin kafasını sarıyor.

 

 


Ara Gözbek kimdir?

Yayın hayatına 2005'te üniversite radyosu CIU FM'de başlayan Ara Gözbek aralıksız üç sene İngilizce ve Türkçe yayınlarla canlı radyo programı hazırladı ve sundu. 2005'te CNN Türk'te Frekans programında yapım asistanı ve muhabir olarak görev aldı. Gazeteciliğe ilk olarak 2006'da BirGün gazetesinde adım attı. BirGün'de Pazar eki ve spor bölümlerinde 400'den fazla makale yayınladı, ardından Türkiye'nin en çok takip edilen spor haber sitesi sporx.com yazarlığa devam etti. 2007 yazında staj yaptığı TRT'de “NBA Europe Live” adı altında NBA'in uluslararası projesinde TRT'yi NBA muhabiri olarak temsil etti. SporX TV'de “NBA ARA'SI” programını yaptı. Bunların dışında Taraf gazetesi, tempo24.com.tr ve birçok sitede makaleleri ve haberleri yayınlandı. Döneminde çok popüler bir radyo olan Metro FM'de pek çok programa konuk ve yorumcu olarak katıldı. sokaksesi.com sitesinin ve Android ile Apple'larda uygulaması da olan Sokak Sesi Radyosu'nu kurup burada uzun bir süre “underground” radyo yayınları yaptı. Halen Gazete Duvar'da yazmaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI