Bağuz’dan sonrası için biriken fırtına

Çarşamba, 20 Mart, 2019
ABD’nin yeni tutumu mutlak bir korumaya dönüşürse dengeler değişir. Buna rağmen askeri restleşme tırmanırsa ABD’nin bölgede ayağını sabitleyeceği yerlere ihtiyacı olacaktır. Bağdat’ta hakim güçler giderek Amerikan varlığına karşı bileniyor. Bu ayak, söz konusu Kürtlerin kazanımları olunca Türkiye’de de çelme yiyebilir. 

Suriye’de saatler IŞİD’in Fırat’ın doğusundaki son sığınağı Bağuz’da yürütülen operasyonun sonucuna ayarlı. Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) ‘görev tamam’ demesinin ardından ‘vaat edilmiş’ Amerikan çekilme planının gerçekliği ya da şekli-şemali belli olacak. Hasım taraflar gardını almış stratejilerini buna göre yoğuruyor.

Başkan Donald Trump’ın atacağı adımlarla ilgili belirsizlikler ihtimal senaryolarını kızıştırıyor. Bitiş çizgisine doğru çapraz ortaklık denemeleri ve Şam’ın müttefikleri arasında sekmeler göze çarpıyor. Özellikle Şam-Bağdat-Tahran eksenindeki son gelişmeler önemli.

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu 27 Şubat’ta Moskova’da Rusya lideri Vladimir Putin ile görüşmesinin neticesi olarak, “Suriye’de Ruslar hariç bütün yabancı güçlerin çekilmesi için çalışma grubu oluşturulacağı” müjdesini vermişti! Bu da Şam-Tahran hattında antenleri kaldırdı.

Netanyahu’nun ziyaretinden önce İsrail ile Rusya arasında İran’ı Suriye’den uzaklaştırma konusunda belli bir anlayış birliği oluşmuştu. Rusya’nın girişimleri sayesinde Hizbullah’ın sınırlardan uzaklaşması güney cephesinin hükümet güçlerinin kontrolüne geçmesini sağlamıştı. Bu sonuçtan Şam’ın tüm dostları memnundu. Ama daha sonra tüm Suriye sathında İran varlığını hedef alan İsrail saldırganlığına Rusya’nın geçit vermesi, S-300’lerin İsrail’e karşı kullanılıp kullanılmayacağına dair oluşan şüpheler ve İran’ın etkisini sınırlama konusunda daha belirgin bir Rus taahhüdü son birkaç ayda işin rengini değiştirdi. Buna Rusya’nın Soçi mutabakatıyla İdlib’de üstlendiği taahhütleri yerine getirmediği halde Türkiye’ye taviz vermeye devam etmesinin Şam ve Tahran’da yol açtığı rahatsızlığı da ekleyelim. Rusya’nın Suriye’ye müdahale edip Orta Doğu’da ciddi bir ağırlık kazandıktan sonra daha büyük çıkarlar için esnek politikalara yöneldiğine dair kaygılar var. Bu arada Arapların Şam’la ilişkileri normalleştirme şartı da İran’dan uzaklaşma olarak öne çıktı.

Suriye kanadında İran’dan vazgeçilmeyeceğine dair beyanatlar artarken Devlet Başkanı Beşşar el Esad, krizden bu yana ilk Tahran ziyaretini 25 Şubat’ta gizlice gerçekleştirdi. Rus gazetesi Nezavisimaya Gazeta, Esad’ın Tahran’a Moskova’dan habersiz gittiğini, böyle yaparak Kremlin’in İran’ı Suriye’den uzaklaştırma niyetine darbe vurduğunu, Rusya’nın İsrail’le çalışma grubu oluşturma kararının da buna bir yanıt olduğunu öne sürdü.

Yani Soçi bandında sorgulanmaya başlayan Türk-Rus koordinasyonu, İran-Hizbullah karşıtlığında İsrail-Rusya paslaşması ve ABD’nin Fırat ötesinde bölgenin geleceğini etkileyecek kurgudan vazgeçmemesi Şam ile Tahran’ı birbirine daha fazla itti. Dahası bu ikili Irak’ı da çembere alarak bir sacayağı oluşturdu.

***

Farklı düzeylerde Tahran-Şam, Bağdat-Şam ve Tahran-Bağdat arasındaki temaslardan sonra İran Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Muhammed Bakıri ve Irak Genelkurmay Başkanı Korgeneral Osman Ganimi 18 Mart’ta Şam’da Savunma Bakanı Ali Abdullah Eyüp ile bir araya gelip ortak strateji belirlemeye çalıştı. (İkili Esad’la da görüştü.)

Her biri kritik birer mesaj verdi:

Ganimi, önümüzdeki günlerde Suriye-Irak sınırının yeniden açılacağını duyurdu. ABD kapının açılmasını ‘Irak-Suriye-Lübnan hattında bir İran rotasına dönüşecek’ diye zinhar istemiyor. Kapı açılırsa ABD’nin Suriye’deki kalma gerekçesine ciddi bir meydan okuma gerçekleşmiş olacak. IŞİD, Suriye tarafında Elbu Kemal, Irak tarafında Kaim kapısını 2014’te ele geçirirken Sykes-Picot sınırlarını yıktığını ilan etmişti. ABD, 2017’de SDG ile birlikte oraya gitmekte acele ederken Suriye ordusu erken davranıp Elbu Kemal’in kontrolünü ele almıştı. Ama kapı kapalı kaldı. Daha kuzeyde Irak kapısı Rabia’nın karşısındaki Yarubiye SDG’nin elinde. Daha güneyde Irak’ın El Velid kapısının karşısındaki Tanaf kapısı ise bölgede konuşlu olan Amerikan güçlerinin güdümündeki Ceyş Muğavir el Sevra’nın kontrolünde.

Bakıri üç ülkenin teröre karşı üst düzey koordinasyon sağladığını ve ABD’nin konuşlandığı alanlar dahil devletin kontrolünde olmayan bütün bölgelerin tekrar geri alınmasının yollarını tartıştıklarını söyledi.

Eyüp ise egemenliğin pazarlık konusu olamayacağını belirtti: “Amerikalıların ve müttefiklerinin elindeki tek koz, SDG ve bu durum iki yoldan biriyle çözülecek: Ulusal uzlaşma veya kontrol ettikleri bölgelerin güç yoluyla özgürleştirilmesi. Amerikalılar gitmeli ve gidecekler. Suriye hükümeti, tüm topraklar üzerindeki kontrolünü er ya da geç yeniden tahsis edecek. İdlib bundan istisna değil.”

***

Geçen hafta Bağdat çıkarmasıyla ses getiren İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin önümüzdeki günlerde Şam’a, Esad’ın da Bağdat’a gitme ihtimalinden söz ediliyor. Üç başkent arasındaki mekik diplomasisi, bölgede ABD’yi sorunların anası olarak gören yeni siyasal ivmeye işaret ediyor.
Bu olgunun Rusya ve Türkiye’yi ilgilendiren tarafları da var. Şam’daki üçlü poz elbette peşinen Rusya’yı açığa düşürme ya da karşı cephe oluşturma hamlesi olarak okunamaz. Sonuçta birbirine hâlâ muhtaç güçlerden söz ediyoruz. Ama Moskova’nın İsrail ve Türkiye ile geliştirmeye çalıştığı yol haritalarının olmazlığına vurgu yapan ve Rusya’yı ortaklığın orijinal çerçevesine döndürmeye çalışan bir boyutu var. 2015’te Bağdat’ta İran, Irak, Suriye ve Rusya arasında IŞİD’le mücadele için istihbarat paylaşımını öngören ortak operasyon odası ABD ve ortaklarına kontör çeken bir yaklaşımın ürünüydü. Orijinal çerçeve bu.

 

Şimdi Rusya’nın bu üçlü birlik gösterisini nasıl ele alacağı önemli. Kuşkusuz ABD üzerinde oluşacak baskı Rusya’nın istediği bir sonuç. Bununla birlikte Rusya, Suriye üzerindeki belirleyici pozisyonunu kaybetmek istemez. Şam’daki üçlü buluşmadan 24 saat sonra Putin, Savunma Bakanı Sergey Şoygu’yu gönderip mesajını Esad’a iletti. Mesajın açık kısmında, “Rusya, Suriye topraklarının tamamen özgürleştirilmesi, bütünlüğü, egemenlik ve bağımsızlığının korunması için olası bütün desteği vermeye devam edecek” sözleri var. Bize açık olmayan kısmında ne var? Önemli olan orası. Rusya, Şam’a ayar mı verecek yoksa oluşan karşı ağırlığı Türkiye, ABD ve İsrail üzerinde kaldıraca mı dönüştürecek?

Şimdiye kadar içeride Suriye ve İran bağlantılı unsurlarla birlikte güç kullanma, dışarıda siyasal çözüme kanal açma, ABD’ye fiili etki alanı bırakma ve Türkiye’yi kendi oyununa ortak etme şeklinde gelişen Rus stratejisi tıkanma noktasına ilerliyor. Torbayı büzdü ama ağzını bağlamak asıl mesele. Bunun için Rusya’nın oluşan buzlanmayı kırması lazım. Yoksa dehşet dengesi kalıcı hale gelecek. Kurulan çetrefilli ve çapraz ortaklıklar dağılmadan bunu aşabilecekler mi, bilmiyoruz. Bu arada Şoygu ile aynı zamanda ABD’nin özel temsilcisi James Jeffrey de Irak tarafının kafasını şişirmeye başladı.

***

Üçlü inisiyatif, süreçleri etkileyecek derecede cesaret gösterirse bunun Fırat’ın doğusundaki özerk yapılanma için oluşturacağı tehdit önem kazanır. Bütün belirsizliklerine ve zikzaklarına rağmen ABD’nin yarın için olası stratejisi şöyle çerçevelenebilir: Suriye’deki güçleri ‘gözlemci-koordinatör’ düzeyine indirip Irak’ın Anbar vilayetindeki Ayn el Esed üssünden İran’ın hareketlerini dikizlemek ve Fırat’ın doğusuna uzaktan kalkan olmak.

Şimdi Şam-Tahran ortaklığına Bağdat da eklendiğine göre bu stratejinin önüne bir bariyer çıkıyor demektir. Ganimi’nin, “Suriye ve Irak’ın güvenliği birdir, ayrılamaz” vurgusu, ABD’nin Suriye-Irak sınırına jandarma kesilme hesaplarını sıkıntıya sokan bir politik tercihi yansıtıyor.

 

Elbette ABD caydırıcı bir güç. Mesele önemli ölçüde Trump’ın ne yapacağıyla ilintili hale geliyor. Amerikan ordusu geçen iki yıl içerisinde Fırat hattında Tabka, Rakka ve Deyr el Zor ile Ürdün-Irak sınırlarına yaklaşan Suriye ordusunu bombalamaktan çekinmedi. ABD’nin yeni tutumu mutlak bir korumaya dönüşürse dengeler değişir. Buna rağmen askeri restleşme tırmanırsa ABD’nin bölgede ayağını sabitleyeceği yerlere ihtiyacı olacaktır. Bağdat’ta hakim güçler giderek Amerikan varlığına karşı bileniyor. Bu ayak, söz konusu Kürtlerin kazanımları olunca Türkiye’de de çelme yiyebilir. Beri tarafta Ürdün önemli alternatif. Fakat Kral Abdullah da ateşin bir an önce söndürülmesinden yana.

Belki bütün bunlar şimdilik bir el yükseltme hamlesi. Değilse restleşmenin ciddiyetine bağlı olarak dehşet dengesi bozulabilir. Bu gidişatın Fırat’ın doğusunda bir savaşa dönüşmesi ise herkes için felâket olur.


Fehim Taştekin kimdir?

İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu. Gazeteciliğe 1994’te muhabir olarak başladı. Yeni Şafak, Son Çağrı, Yeni Ufuk, Tercüman, Radikal ve Hürriyet gazetelerinde çalıştı. Bir dönem Ajans Kafkas’ın kurucu editörü olarak Kafkasya üzerine çalışmalar yürüttü. Kapatılıncaya dek İMC TV’de dış politika programları yaptı. Gazete Duvar ve Al Monitor’da köşe yazılarına devam ediyor. “Suriye: Yıkıl Git, Diren Kal”, “Rojava: Kürtlerin Zamanı” ve “Karanlık Çöktüğünde” adlı kitaplara imza attı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI